Dünya dışı yaşamın kilit noktası oksijen olmayabilir


ACS Earth and Space Chemistry isimli dergide yayınlanan yeni bir çalışma, başka bir gezegendeki atmosferik oksijenin kesin bir delil olmaktan uzak olduğunu açıklıyor.

Dış gezegenlerdeki, son on yıllık dönemde yapılan keşiflerin yarattığı heyecan, yakın zamanda başka bir dünyada hayatı bulacağımıza ilişkin giderek artan bir umut vermişti. Dünya dışı yaşamın mümkün olabileceğine dair en kuvvetli işaret suyun olmasıdır, ancak bilim insanları başka bir yerde hayatın ortaya çıkmasını ve desteklenmesini sağlayacak başka bileşikleri de hesaba katıyor. Oksijenin de aranması, Dünya’da mevcut karmaşık hayatın ne kadar önemli olduğunu gösterecek şekilde yapılmıştır.

Soluduğumuz havaya çok fazla anlam yüklemiş olabiliriz. ACS Earth and Space Chemistry isimli dergide yayınlanan makaleye göre atmosferik oksijenin başka bir gezegende bulunmuş olması kesin bir ispat nedeni sayılmayacak. Cornell Üniversitesi’nde dış gezegen bilimi uzmanı ve bahsedilen makalede yazar olan Nikole Lewis, şöyle diyor: “Dünya atmosferindeki belirli miktarda oksijenin varlığı hayatın vuku bulmasına yol açtı. Ciddi miktarda oksijen erişimi olmaksızın da hayat var olabilir, diğer gezegenlerde hayatın nasıl tespit edileceğine dair mevcut bilgimiz Dünya’ya çok benzer atmosferi olan gezegenleri tespit etmek üzerine yoğunlaşıyor”.

Johns Hopkins Üniversitesi’nde araştırmacı ve yeni makalede baş yazar olarak görev yapan Chao He “Bir gazın veya gaz karışımının hayata işaret ettiğini bilmeden önce, gezegende hangi tür kimyasal olayların gerçekleştiğini bilmek gerekir” diyor. “Çalışmamız atmosferik kimyaya bir bakış sağlıyor” diye devam ediyor ve belirli süreçlerin kolayca oksijensiz biyolojiye yol açacağını ekliyor. Bilim insanlarının, dünya dışı hayat için oksijenin yanıltıcı olabileceğini düşünmesi gerekiyor. Doğal olarak bunun incelenmesi kolay değil. He ve arkadaşları Johns Hopkins’in özel Gezegensel HAZE Araştırma olanaklarını veya PHAZER’i kullanma avantajları vardı. Bu sistem çok çeşitli atmosferik durumu taklit edebiliyor, Plüton’daki donmuş yüzeyi veya Venüs’teki inanılmaz yüksek sıcaklığı incelemek mümkün olabiliyor. Buradaki fikir yüksek enerji kaynağına iyi ayarlanmış bir gaz karışımını vermek (plazma veya UV ışığı bir yıldızdan salınabilir) ve ince duman (fotokimyasal tepkimelerin sonucu olarak küçük parçacıkların oluşup oluşmadığını görmek) oluşuyor mu diye bakmak ve bunun atmosfer kimyasını etkileyip etkilemeyeceğini incelemektir.

Makalenin bir başka yazarı olan, John Hopkins Üniversitesi’nde gezegen bilimi alanında profesör olarak çalışan Sarah Hörst, şöyle diyor: “Fikir bu atmosferlerdeki kimyasal süreci yalnızca taklit etmek değildi, aynı zamanda uzay araçları ve teleskoplarla gözleyebildiğimiz şeyleri sistematik olarak incelemekti”.

Dr. He ve ekibi dokuz adet süper-Dünya ve mini-Neptün dış gezegeni (Samanyolu Galaksisi’nde en çok bulunan türler) atmosferik kimyaları bakımından inceledi. Bu gezegenlerin farklı miktarda karbon dioksit, hidrojen ve suyu var, yüzey sıcaklıkları ise 27 ile 371 derece arasında değişiyor. En sonunda, ekibin bulgularına göre UV ve plazma ışınımı ile pek çok biyolojik olarak önemli molekülün oluşmasını sağladığı görüldü. Bunlara oksijen ve diğer organik bileşikler açık ve abiotik bir biçimde meydana geliyordu. Başka bir deyişle, serbest oksijeni üretmek için yaşayan unsurlara ihtiyaç yok – fotokimya bunun sonucu olabilir, oksijen kesin bir hayat işareti olmayabilir.

Lewis, şöyle diyor: “Hayat işaretlerinin bu biyoişaret türlerinden abiyotik kaynaklarla oluşturulup oluşturulmadığını görmek önemli olacaktır. Dış gezegenlerin atmosferlerinde biyolojik olarak yanlış pozitif işaretlerin nasıl oluştuğunu araştırmaya devam etmeliyiz, ancak bunlar gibi yanlış pozitifleri hangi dalgaboylarının devre dışı bırakmasına izin vereceğini bulmalıyız”.

Kimyasal simülasyonların yalnızca birkaç gün yürütülmesi çalışmanın zayıf noktası olmuştur. Dış gezegenlerin sahip olabileceği gaz karışımları tahminidir, doğrudan ölçümlerin yapılması şu andaki teknolojiyle mümkün değildir. Bu sınırlamaların bir kısmı James Webb Uzay Teleskopu gibi cihazlar sayesinde önümüzdeki on yıllık süreçte çözülecektir, ancak bu bulgular Dünya benzeri dış gezegenlerle sınırlanmamız gerektiğine iyi bir hatırlatma olacaktır. Bu cihaz bazı uzak dünyaların kimyasal içeriğini ölçebilecek.

Çalışmanın en büyük fikri, dünya dışı hayatı bulmak için basit bir ölçümün kullanılmasının ne kadar yanlış olduğudur. “Deneyler son cevap değildir” diye uyaran Hörst, şöyle devam ediyor: “Gözlemler, bilgisayar modelleri ve laboratuar deneylerini içeren bir yap-boz önemli parçalarıdır. Bunu söyleyen ilk veya tek kişi değiliz, ancak sadece atmosfer bileşimini ölçerek hayat işaretleri aramak çok, ama çok zordur”. Diğer faktörler olan volkanik aktiviteler, kuyrukluyıldız çarpışmaları ve dikkate alınacak diğer kimyasal olaylar  biyolojinin yokluğunda bile biyo-işaret oluşumuna katkıda bulunabilir, bunların anlaşılması için daha derine inmek gerektiğinin altını çiziyor. Gerçek orada ise, bizim düşündüğümüzden daha karmaşık bir halde…

Kaynak: popsci.com


Kategoriler



1 yorum

Yorum ekle

+ Yorum yap