Vitaminlerin tarihçesini anlamak

Milyarlarca insanın vitamin yönünden fakir olan mahsullerle beslenmesi önemli hastalıkların baş göstermesine neden oluyor. Vitaminlerin tarihini anlamamız, sağlığımız için vitaminlerin ne derece önemli olduğunu anlamamıza yardımcı olacak.

Science Times isimli dergide bu hafta yayınlanan  ’Vitamin Old Old Edge’ başlıklı makale, atalarımızın milyonlarca yıl boyunca vitaminlere ihtiyaç duymuş olabileceklerinden bahsediyor. Bu çalışmada bizim ve diğer türlerin vitaminlerini nasıl temin ettikleri ve sağlığımızı tehdit eden düşmanlara karşı vitaminlerin etkin bir silah olarak nasıl kullanılabileceğinden söz ediliyor.

Canlılar vitaminleri ya kendileri yapıyor ya da hazır alıyorlar. Bizim mikrobiyal atalarımız kendi vitaminlerini kendileri meydana getirebiliyorlardı. Fakat sonraları bu yeteneklerinin birçoğunu kaybettiler. Örneğin on milyar yıl öncesine kadar primatlar C vitaminini kendileri üretebiliyordu. Zamanla evrimleşen atalarımız ihtiyaç duydukları vitaminleri meyvelerden tedarik ettiler. Avcı olan atalarımız ise öldürdükleri hayvanlardan ve topladıkları bitkilerden vitamin gereksinimlerini karşıladılar.

Tarımın yaygınlaşmasıyla insanlar buğday, mısır gibi vitamin yönünden fakir olan ürünlerle beslenmeye başladılar. Bu durum beslenmedeki değişimler nedeniyle vitaminlere bağlı hastalıkların risklerini arttırdı.

1800’lerin ortalarına doğru üretimciler buharla çalıştırılan makinelerde pirinci işlemeye başladılar. Beyaz pirincin kullanımının yaygınlaşmasıyla insanlarda yürüyüş bozukluklarına ve bacaklarda his kaybına neden olan beriberi hastalığı baş gösterdi. Bunun sebebi fabrikalarda işlemden geçen pirincin vitamince zengin olan üst katmanının soyulmasıydı. Berberi hastalığı onlarca yıl bilim adamlarının kafasını karıştırmaya devam etti.

1880’lerde Christiaan Erjkman tavuklarda beriberiye benzer durumların geliştiğini gözlemledi. Bu hastalığın nedenlerini bulabilmek için bir çalışma başlattı. Uzun süreler boyunca hastalığın nedeninin bakteriler olduğuna inanmıştı. Fakat sonra, hasta olan bir tavuk sürüsünün birdenbire bu hastalığın semptomlarından kurtularak iyileştiğini gözlemledi. Bunun üzerine Dr. Erjkman tavukların beslenme kaynaklı hastalanmış olabileceğini düşündü ve işlenmiş pirinç ile beslenen hasta  tavukların işlenmemiş pirinç ile beslendiklerinde sağlıklarına kavuşabildiklerini tespit etti. Araştırmasında yaşam için gerekli maddelerin pirincin dış katmanında olduğuna dikkat çekti. Bu çalışmasıyla 1929’da Nobel Ödül’üne layık görüldü.

Polonya doğumlu olan biyokimyacı Casimir Funk 1912 yılında yaptığı araştırmada ‘vital amin’ denilen gizemli bileşiklerden söz etti. Sonra araştırmacılar pirincin dış katmanının vitamin B1 (bilinen adıyla tiyam) olduğunu keşfettiler.

Vitamin takviyelerinden elde edilen kazanç 12,5 milyar dolar

Son yüzyılda  Funk’tan bu yana vitaminler tanınıyor ve büyük gelir kaynağı haline geliyorlar. Tek başına ABD’de multivitaminlerden ve mineral takviyelerinden elde edilen yıllık kazanç 12.5 miyar doları buluyor.

Dengeli bir beslenme şekli için vitaminlerin ihtiyaç kadarının yeterli ölçüde alınması gerekiyor. 2013’te yapılan ve 294.718 kişiyi kapsayan çalışmalarda vitamin takviyelerinin kardiyovasküler hastalıklara engel olmasıyla ilgili bir kanıt bulundu. Öte yandan çalışmalar önemli bir istisnayı açıklığa kavuşturdu. Buna göre B9 vitamini takviyelerinin hamile kadınlara yararlı olabileceği ortaya konuldu. Dengesiz beslenmenin ciddi bir problem olmadığı ülkelerde vitamin takviyeleri çok fazla bir işe yaramazken vitamin eksikliği birçok yerde hala tehdit oluşturmaya devam ediyor.

Milyarlarca insanın vitamin yönünden fakir olan mahsullerle beslenmesi bazı hastalıkların baş göstermesine neden olur. Gözdeki ışık duyu molekülleri A vitaminine gereksinim duyduğundan bu vitaminin eksikliği nedeniyle dünya genelinde 500 bin çocuğun kör olduğu tahmin ediliyor. 700 bini bulan ölümlerin başlıca sebepleri arasında bağışıklık sisteminin zayıflığı yer alıyor.

Cenova Üniversitesi’nden Terasa B. Fitzpatrick bu durumu dünya çapında bir problem olarak nitelendiyor. Dr. Fitzgerald temel gıda maddesi olan mahsullere alternatif yiyeceklerin getirilmesi gerekliliğine inanıyor.

Vitaminlerin biyolojik evriminin anlaşılması bilim adamlarının onlar üzerinde değişiklik yapmasına yardımcı olabilir. Mesela, bitkiler yetişmeleri için gerekli olan vitaminleri farklı metabolik yollarla üretebilecekleri şekilde evrimleşmiştir. Bu metabolik yolların haritalarının çıkarılması bilim adamlarının yetişmekte olan bitkilerin vitamin üretme kapasitesini arttırabilmelerine olanak sağlıyor. Vitamin verimliliğini arttırmada diğer bir yol ise bitkiden bitkiye gen aktarımıyla mümkün gözüküyor.

Vitaminlerin insan sağlığına olumlu etkilerinin arttırılmasının bir yolu daha var. O da bizi hasta eden parazitlerin zayıf noktalarının ortaya çıkarılmasından geçiyor. Mesela plazmodyum adıyla bilinen tek hücreli parazitin sebep olduğu sıtma hastalığı kırmızı kan hücrelerine hücum eder. Bizim gibi plazmodyum da vitaminlere ihtiyaç duyar. Bu parazitlerin bazıları kendi vitaminlerini üretebilirken bazıları ise bizden temin eder.

Avusturalya Ulusal Üniversitesi’nde çalışan biyokimyacı Kevin Saliba ve meslektaşları vitaminlere benzeyen bir birleşim geliştirdiler. Plazmodyum bu birleşimi gerçek vitaminmiş gibi bünyesine alır. Fakat onu bir kez denediklerinde parazite bağlı kimyasal reaksiyonları gerçekleştirmekte başarısız olurlar. Yani hastalık yapamazlar. Bu hile plazmodyumun ölümüne yol açar. Yine de vitaminin sıtma tedavisi için uygunluğu henüz bilinmiyor.  Araştırmanın başarılı olup olmadığı yakında anlaşılacak.

Yaşam için en temel gereksinimlerimizden olan vitaminlere 4 milyar yıldır bağlıyız. Onlara olan bağlılığımız değişmese de onları iyi tanıyarak sağlığımıza olan olumlu etkilerini arttırabiliriz.

 

Kaynak: nytimes.com

1 yorum

Yorum yap

+ Leave a Comment