Uzay gemisi yapacak motorları neden icat edemedik?

Uzay gemisi yapacak motorları neden icat edemedik?

Son denemelerin bildiğimiz fizik yasalarını alt üst etmeye yeltendiği yeni ve devrimsel bir itme yöntemi bulduğunu söylesek cevabınız ne olurdu? İşte mucit, hiç bir yakıt kullanmadan Ay’a dört saatte gitmemizi sağlayacak bir icattan bahsediyor. Peki bunun nasıl çalıştığını açıklayamayacak oluşumuza ve aslında bunun hiç işe yaramayacağına kanıt olarak bazı çok iyi sebepler göstereceğimize ne demeli? Sizi şüpheci olarak itham edemeyiz elbette.

Biraz fantastik olan EMDrive (Elektromanyetik Sürücü’nün kısaltması) kamuoyu ile son zamanlarda paylaşıldı ve bir akademisyen, sürücünün ölçülebilir bir itme gücü oluşturduğunu kaydettiğini iddia etti. Martin Tajmar’ın Dresden Teknik Üniversitesi’ndeki araştırma grubunda yaptığı çalışmalar bazı çok heyecanlı başlıklar atılmasına (buraya da bakınız) sebep oldu ve burada çok açık konuşmak gerekirse, söz konusu iddiaların bilim tarafından desteklenmediği görüldü. EMDrive sistemine ait ilk fikir Roger Shawyer tarafından 1999 yılında ortaya atıldı, ancak hakem denetimli bir bilimsel dergide ancak son zamanlarda bir yayına rastlandı ve nispeten gizli kalmış olduğu anlaşıldı. Shawyer, cihazın konik bir oyuk içinde mikrodalgaların çarpması ile çalıştığını iddia ediyor. Ona göre, oyuğun uca doğru incelmesi mikrodalgalar bir uçtan diğerine gittikçe grup hızını değiştiriyor, böylece dengesiz bir kuvvet oluşuyor ve bir itme haline geliyor. Bu gerçekten çalışsaydı, EMDrive diğerlerine benzemeyen bir itme çeşidi olacaktı, itme için bir itici maddeye hiç ihtiyaç kalmayacaktı.

Temel sorunlar

Tabii ki bu fikirde bir hata var. Tasarım ilk andan itibaren momentumun korunumu ilkesini ihlal ediyor. Bu ilkeye göre bir sistemdeki nesnelerin toplam momentumu (hızları ile kütleleri çarpımı) aynı kalmalıdır ve Newton’un Üçüncü Kanunu’na bağlıdır. Esasen, bir nesnenin bir yönde hızlanması için, ters yöne yönlenmiş eşit değerde bir kuvvet olmalıdır. Motorlar düşünüldüğü zaman, bu durum parçacıkların (itici gibi) veya radyasyonun dışarı atılması anlamına gelir.

EMDrive kapalı bir sistem olarak tasarlanmış ve dışarıya hiç parçacık veya radyasyon salmıyor. Bu cihaz, bazı ciddi derecede temel olan fizik yasalarını delmeden, muhtemelen hiç bir itme gücü üretemez. Açıkça söylemek gerekirse, bu ayakkabı bağcıklarınızdan kendinizi tutup havaya kalkacağınızı beklemenize benziyor.

Yine de, açık görüşlü az sayıda deneysel grup prototip EMDrive’ler yapmış ve hepsinde de bir şekilde itme gücü oluştuğu görülüyor. Bu çok heyecan verici. Acaba bildiğimiz fizik yasaları yanlış mı?

Eagleworks, NASA kökenli bir grup olarak bir prototip meydana getirmiş ve geçen yıl, bilinen herhangi bir teori ile açıklanamayacak, 30-50 mikronewton kadar bir güç üretmiş. Bu çalışma henüz hakem denetiminden geçmiş değil. Şimdi, Tajmar’ın Dresden’deki grubu yeni bir EMDrive sürümü ürettiklerini ve 20 mikronewton’luk bir itme gücü sağladıklarını söylüyor. Bu değer çok daha düşük, ancak gerçekten yeni bir prensibe dayanarak oluşuyorsa yine de dikkat çekici.

Deneysel sorunlar

Bu deneyle ilgili hemen bazı sorunlar olduğu ortaya çıkıyor. Öz kısmında şöyle bir ifade dikkat çekiyor: “Test mücadelemiz EMDrive’nin iddialarını onaylayamamakta veya aksini iddia edememektedir”. Bunun dışında, çalışma dikkatle incelendiğinde şu gözlemle karşılaşılıyor: “Kontrol deneyi en yüksek itme gücünü oluşturmuştur. Kontrol deneyinden sıfır değer almayı beklerken açıkçası bu büyük itmeyi gördüğümüzden gerçekten şaşkınlık içindeyiz”.

Evet, tasarlanan kontrol deneylerinin hiç bir itme gerçekleştirmemesi beklenirken hâlâ bir itme gözleniyor. İtmenin aktif ve pasif olmasının garip ve kademeli olması bir ısıl etkiyi düşündürüyor ve daha sonra doğrulanmış ısıtma sorunları olduğu ortaya çıkıyor. Bütün bunlar, makalenin sonuçlar kısmında “bu tür bir deneysel hazırlık hassas itme değerlerini uygun bir şekilde ölçmek için uygun gözükmemektedir” ifadesi yer alıyor. Benzer sorunlar Eagleworks grubunda da gözleniyor, onlarda da itme gücünün gizemli bir şekilde kontrol testlerinde var olduğu gözleniyor.

Hep beraber değerlendirildiğinde, bu sonuçlar ölçülen itme değerlerinin hemen göze çarpmayan deneysel hatalar olduğunu kuvvetle muhtemel kılıyor. Olası sonuçlar arasında ısıl etkiler, manyetik perdelemede sorunlar, ve hattâ hatalı kuvvet ölçümlerine yol açacak şekilde, laboratuardaki tekdüze olmayan yerçekimi alanı düşünülüyor. Karşılaştırma olarak, bu son deneyde ölçülen kuvvetin, birbirinden 15 cm aralıkla ayakta duran 100 kg ağırlığına sahip iki kişi arasındaki çekim kuvveti kadar olduğu vurgulanıyor. Bu son derece küçük bir kuvvet.

Deneylerin ölçülebilir bir itme gücü tespit etmiş olmasını inkâr etmek mümkün değil. İtme gücünün nereden geldiği ve gerçek mi, yoksa hata mı olduğu henüz tam olarak anlaşılamadı. Bu deneylerin EMDrive çalışmalarını bir şekilde doğruluyor olması gerçek dışı bir iddia olur. Bu Tajmar tarafından da dile getiriliyor, International Business Times gazetesine verdiği demeçte “henüz gerçek bir haber yok” demesi dikkate alınmalı.

Bu çalışmalarda yer alan bilim adamları ellerinden gelenin en iyisini yaptılar ve bir hipotezi test ettiler – oldukça düşük bir ihtimal olmasına rağmen – ve sonuçlarını yayınladılar. Bu bilim adamları aslında ışık hızından daha hızlı bir uzay motoru icat ettiklerini ya da fiziğin yasalarını çiğnediklerini iddia etmiyorlar. Şu anda tüm söyledikleri, yeni bir şey olabilecek, garip ve açıklanamayan bir şey keşfettikleri ve daha ileri çalışmalara ihtiyaç olan insan yapımı bir şey buldukları… Tıklama tuzağı olan tam teçhizatlı haber başlıkları ve konu hakkındaki iyi araştırılmamış makaleler, bilimsel bütünlüğe zarar verici şeyler yapmaya devam etmekte…

Kaynak: arstechnica.com

+ Yorum bulunmuyor

Yorum yap