Türkiye’nin bilim politikaları

‘Türkiye’de Bilim’ üzerine beraber düşünmeye davetlisiniz.

2012 yılında, analitik düşünmeyi geliştirebilmek, tarafsız tartışma kültürü oluşturabilmek amaçlarını güden, farklı disiplinlerden (siyaset, hukuk, sosyoloji, mühendislikler ve temel bilimler gibi) öğrencilerin farklı düşüncelerini ortaya koyabildiği Global İlişkiler Forumu adlı kâr amacı gütmeyen kurumda, ‘Young Scholar Adayı’ olarak yuvarlak masa toplantılarda yer aldım. Bu toplantılar sonucunda bir politika notu hazırladım ve konu başlığı olarak da beni ve benim gibi temel bilimler alanında çalışan herkesi mesleki anlamda ilgilendirdiğini düşündüğüm ‘Türkiye’de Araştırma Kültürü, Bilim ve Bilim Politikaları’nı belirledim.

Politika notumun ilk kısmında, bilimsel araştırmanın Türkiye'nin ulusal politikaları ve uluslararası konumu için neden önemli olduğundan ve araştırma kültürünün geliştirilebilmesi için Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın misyonlarının ve bütçe odaklarının nasıl değiştirilebileceğinden bahsederken, ikinci kısımda ise bilimsel araştırmaların daha bağımsız ve özerk koşullarda yapılabilmesi için var olan bilim kurulunun gerçel hale getirilmesi için öneriler sunmaya çalıştım. Politika notumu yazarken İstanbul Teknik Üniversitesi’nden hocalarımın, Türkiye ve yurtdışında çeşitli akademik enstitülerde çalışan arkadaşlarımın ve Boğaziçi Üniversitesi’nin eski rektörü Dr. Üstün Ergüder’in fikir ve destekleri bana çok yardımcı oldu. Bu yazımda politika notumdan size bir özet sunmak istememin sebepleri:

1-    Türkiye’de bilim ile ilgili sizlerle bir tartışma ortamı oluşturabilmek,
2-    Bu konu üzerine düşünme eylemini artırarak toplumda bilimsel düşüncenin yaygınlaşması nasıl mümkün olabilir, buna beraber cevaplar aramak.

Bilimsel gelişmenin göstergelerinden biri olan Araştırma-Geliştirme (ARGE) bütçesi ile başlayalım. Türkiye ARGE harcamalarının oranını, 2013 yılından itibaren, gayri safi milli hâsılanın (GSMH) %2’sine çıkarmayı hedefledi (%3’e çıkarabilmesi için yılda 20 milyar dolar ayırması gerekiyor); bu da Türkiye’nin, 2020 yılında 2 trilyon dolar milli geliri olan bir ülke olacağı;  2023 yılında ise dünyanın en büyük 10 ekonomisi içerisinde yer alması anlamına gelmektedir ki 2023 vizyonu için konulan hedeflerden biri de bu. Aşağıdaki şekilde Türkiye ile bilim ve teknolojide gelişmiş ülkelerde ARGE’ye ayrılan harcamaların karşılaştırılması görülebilir.

Şekil: Ülkelere göre ARGE’ye GSMH’den ayrılan pay (%)

Şekilden, Türkiye’de son yıllarda bakanlık bünyesinde ARGE’ye yapılan harcamaların artış gösterdiğini görebilirsiniz. Bu iyi bir gösterge. Fakat yine de, Türkiye hâlihazırda dünyanın 17. büyük ekonomisi, 17. büyük nüfusu (beşeri (insan) sermaye(si)), yılda yaklaşık 27 bin bilimsel yayın ile bilimsel makale üretmede 19. sırada olduğu halde neden bilim ve teknoloji üretiminde aynı büyüklüğe sahip değil, sorusuna cevap vermiyor.

Bilimsel makale üretmenin iyi bilim yapmak anlamına gelmediğini de vurgulayalım; çünkü yayınlarımızın atıf değeri  (yani başka bilim insanlarının kendi çalışmalarında bu yayınları kullanmaları) oldukça düşük, yani ürettiğimiz bilimsel bilgi ne kadar kullanılıyor, bunu tartışmak önemli. Ayrıca, 70 milyonu aşan nüfusumuza, kaynaklarımıza ve yetişmiş insan gücüne bakarak insan sermayemizin oldukça fazla olduğunu söyleyebiliriz. Bu potansiyel etkin kullanıldığı takdirde Türkiye’de AR-GE’nin gelişmesi mümkün. Şu anki durumda ise 2012 AR-GE Merkezleri Zirvesi'nde Bakan Nihat Ergün’ün belirttiği üzere, Türkiye’de 1.000 kişiye düşen araştırmacı sayısı 0,9 iken, ABD'de 5, Kore'de 5,4, Almanya'da ise 4’tür. Yani kişi başına düşen araştırmacı sayısını arttırmak da bilimsel gelişme için bir gösterge. Şunu da söylemek mümkün, AR-GE’ye ayrılan pay Türkiye'de bilim ve teknolojinin gelişmemesindeki en önemli bileşenlerden birisi olmakla birlikte yegâne engel değil.

Belirtmek gereken bir diğer nokta şu: Bir ülkede bilimsel kapasitenin arttırılması, yüksek kalitede ulusal araştırma ve ülkenin gelişme hedeflerine ulaşması, bilim sisteminin ve bilim politikalarının oluşturulması yoluyla mümkün. Bilim politikalarının var olması tabi ki yeterli değil, uygulanması da gerekiyor. Notumda da Türkiye'de yapılan çalışmaların ve de bakanlığın desteğinin çoğunun teknoloji geliştirme (milli seyir füzesi, akıllı bomba, füze gözü gibi) amaçlı olduğunu ve temel bilimlere yeteri kadar önem verilmediğini vurguladım. (Temel bilim derken, pratik anlamda kullanımı olmayabilen, kontrollü deneyler ve gözlemlere dayalı, bulgu ve teorilerden çıkarım yapılmaya bağlı olan bilimlerden bahsediyorum; örneğin fiziki, sosyal bilimler, doğa bilimleri vb. gibi). Buna bağlı olarak bilim ve teknoloji sistemlerinin tanımlanmasında eksiklikler olup, bu alandaki politikalar da kapsamlı bir şekilde uygulanmamaktadır.

Peki, bilim politikalarımız neden yok, varsa da neden uygulanmıyor olabilir?

–    Politika yapıcıların (eng. policymakers) bilimsel anlamda akademik geçmişlerinin kısıtlı (eng. scientific illiteracy) olması,
–    Bilim-politika işbirliklerinin kısa dönemlerle sınırlı olması,
–    Bilimsel bilginin politikaya katkısının yeterince göz önüne alınmaması da Türkiye'nin bilim politikaları yapma ve uygulamasındaki eksikliklerin birkaç sebebi olabilir.

Bilim politikasının uygulanması adımlarından biri de bilim insanlarının, gerektiğinde, halkla aynı dilde buluşmasıdır. Ayrıca, toplumdaki bilimsel bilgi bilincini arttırmada yazılı basın ve sosyal medyanın da etkisi çok büyüktür. Bu bağlamda, Bilim.org, Açık Bilim, Evrim Çalışkanları vs. gibi internet sitelerinin varlığı, bilimsel gelişmelerde halkı ‘güncellemek’ adına çok sevindirici.

Bu yazımda, politika notumda yukarıda irdelediğim noktalara önerdiğim çözümleri henüz paylaşmayacağım. Çünkü ilk olarak, bu satıra kadar gelmiş olan okurlarla bu konularda beyin fırtınası yapabilmek istiyorum. Politika notumun ve bilimsel bilginin yaygınlaştırılması üzerine yazmış ve yazacak olduklarımın, Dünya’da ve Türkiye’de Bilim, Teknoloji ve Politika adlı kapsamlı (ve benim de epey yararlandığım) kitabın yazarı Sn. Ergun Türkcan’ın deyimiyle, sadece ‘entellektüel egzersiz’ olarak kalmaması için bunları tartışmamız ve sizin yorumlarınız çok önemli. Toparlamak gerekirse, sizlerle yanıt arayacağımız sorular şunlar:

1-    Türkiye’de üretilen bilimsel bilgi nasıl kullanılıyor, yayınlarda atıf değeri nasıl yükseltilebilir?
2-    Bilimsel gelişmenin kıstasları/göstergeleri neler olmalı?
3-    İnsan sermayesi bilimsel gelişme için neden önemli, nasıl daha etkin ve donanımlı hale getirilebilir?
4-    Türkiye’de Bilim, Sanayi, Teknoloji bakanlığının odakları nasıl temel bilime yöneltilebilir?
5-    Bilim politikası neden önemli? Bakanlığın bu konudaki icraatları neler, ne kadar yeterli ve ne yapılabilir?

Soru ve fikirlerinizi bekliyorum. Beyin fırtınanız eksik olmasın.

9 Comments

Yorum yap
  1. 1
    Barbaros Akkurt

    Bilimsel yayınlarda atıf değerinin yükseltilmesi için bilimsel yayının yapıldığı alanlarda çalışan kişiler tespit edilmeli, iletişime geçilmeli ve “benim böyle bir yayınım var” denerek eser kendilerine gönderilmeli ve haberdar olunması sağlanmalıdır. Kanımca bu çok etkili bir yol olacaktır ve “viral pazarlama” tekniğine benzer.

    Bilimsel gelişmenin göstergelerinden en önemlisi sanayi-endüstri işbirliğidir, üniversite müfredatlarında sanayiye yönelik dersler, uzun süreli stajlar olmalı ve endüstri kuruluşların her üniversitenin belirli bölümlerinden öğretim elemanları ile anlaşmalar yaparak kontenjanları oluşturmalı ve haftanın belirli günleri düzenli olarak görüşmeler yapılmalıdır.

    İnsan sermayesi bilimsel gelişme için bilimsel yayın nasıl yapılır, bilimsel literatür nasıl takip edilir, iyi ve kötü bilimsel yayınlar birbirinden nasıl ayrılır, nasıl patent okunur, nasıl patent yazılır, bunların öğretilmesi gerekir.
    Temel bilim uzun süredir gözde konumunu kaybetmiş durumda, bizler gibi temel bilimle uğraşan kişilere hitaben sorulan “ne işe yarıyor?” sorusu yalnızca az gelişmiş ülkelerde sorulan bir sorudur. Gelişmiş ülkelerde “ne olursa olsun yap” fikri ön planda gelmektedir. Devlet bütçesinden AR-GE’ye aktarılan paylar incelendiğinde durumun böyle olduğu anlaşılabilir. Temel bilim esas olarak bir buluş yapar ve ne işe yarayacağı ile ilgilenmez, yeni bir buluş yapmak ile ilgilenir. Ne işe yarayacağı konusu mühendisin ve uygulamalı bilimcilerin sorunudur. Bunun böyle bilinmesinde sonsuz fayda vardır.

    Bir ülkenin bilim politikası bilimsel değer ve bunun çıktısı olarak insan hayatını kolaylaştıran teknolojik bulguların elde edilmesi açısından son derece önemlidir. Kimya örneğinden gidersek, kontenjanların makul bir sınıra düşürülmesi, eğitim kalitesinin iyileştirilmesi ve Türkiye’de yalnızca belirli kaliteyi yakalamış, altyapısı uygun yerlerde kimya eğitimi verilmesi sağlanırsa (diğer bölüm ve disiplinler için örnekler çoğaltılabilir) kimya eğitimi nitelikli mezun vermeye başlar ve kalite artar. Şu andaki yaklaşım kimse işsiz gözükmesin diye yapılan bir göz boyama faaliyetidir.

    Teşekkür ederim.

  2. 2
    Levent KAYA

    Benim gözlemlerim genellikle ampirik yani “bilimsel verilere dayanman, gözlemler sonucunda” elde edilmiş bilgiler.
    1- Arge harcama grafiğinizi inceledim, bu harcamaların önemli bir bölümü sanayide “üretim bantlarının geliştirilmesi” veya endüstrideki üretimi kalkındırmaya yönelik harcamalar. Dolayısıyla bu tip araştırmalarda genelde bilimsel atıf yapılacak bir makaleden çok üretimi destekleyecek “gizli” dokümanlar çıkıyor. Ar-Ge dediğimizde firmalar ve özellikle tübitak bu harcamanın öncelikle kullanılabilirliğini göz önünde bulunduruyor. Sizin temel bilimlerle ilgilenmeniz genelde destek görmüyor. Arge harcamaları tanımını yeniden yapmamız daha iyi olabilir. Üretim bantlarını destekleyecek süreçlerde arge ancak bilimsel atıflara konu olacak çalışmalarda arge kapsamında değerlendiriliyor.
    2- Bilimsel gelişmenin kıstası biraz önce yukarıda belittiğim gibi Arge’yi ikiye bölerek gerçekleştirilebilir. İnovasyona dayalı arge mi? yoksa endüstriye dayalı arge mi? Henüz gelişmekte olan bir ülke olduğumuz için genellikle inovasyona yani sizin de belirttiğiniz gibi “hızlı sonuca yönelik” olan arge tipi desteklenir. Ancak üniversite tarafında tamamen “bilim” odaklı yapılabilen arge lere desteği artırabilirsek atıf sayımız daha çok artabilir.
    5- Birkaç sene önce Türkiye’nin bilim politikası yayınlandı. Yayınlandı ancak o kadar detaylı ki anlat deseniz bu foruma sığmayabilir. Eksik olan tarafı ise bir hedefin veya vizyonun olmamasıydı. Bu hedefin amerikanın 1960 larda söylediği ve herkesi ateşleyen hedef gibi olmalıydı. “10 sene içinde aya gidiyoruz” gibi bir ateşleyici slogan ile toplumun tüm kesimlerine bu istek ve haz iletilemedi. Ancak geç değil, buna benzer bir hedef konduğunda eminimki tüm üniversiteler bu yarışı kazanmak için harekete geçebilir ve şirketlerde bu hedefe ulaşmada ön ayak olabilirler. Ben önemli olanın hedef koymak değil, o hedefe doğru toplumu ateşleyebilmenin daha önemli olduğunu düşünüyorum.
    Aynı şekilde bu tip beslemeler üniversitelerin bilim ve atıf sayısını da artıracağından temel bilimlerde ilerleyebileceğimizi düşünüyorum.

  3. 3
    Ahmet Raşit

    Herhangi bir sistemin sürdürülebilirliğinin olması için mutlaka bir “geribildirim” sistemine sahip olması gerektiğine inanıyorum. Bir ülkenin bilim anlayışı için de bu geçerli. Zaten birçok şey yukarıda güzel bir şekilde özetlenmiş ancak yine de farklı bir bakış açısıyla yaklaşmaya çalışacağım.

    Buradaki ilk soru, bilim ne için, ve kimlerin desteğiyle yapılıyor? Eğer bir ülkenin kaynaklarıyla bilim yapılıyorsa, ister istemez bu kaynakların verimliliği ve geri dönüşü de sorgulanmalı diye düşünüyorum. Kişinin kendi sahip olduğu imkanlarla kendisi için yaptığı bilimi dışarıda bırakıyorum.

    Bence en büyük problemlerden biri, yapılan şeyin sonucunu objektif bir şekilde ölçemememiz. Bu nedenle yanlışlarımızda ısrar ediyoruz, doğru şeyler yapmaya çalışıldığında da bunu sisteme eklemleyemiyoruz. Sebeplerden biri 5 yıllık dönemlerde düşünmemiz olabilir, ancak bence daha büyük sebep, yanlış karar verenlerin bunun sıkıntısını çekmemesi. Bir siyasetçiyi sandıkta cezalandırabiliyoruz ancak bürokrata bir sorumluluk yükleyemiyoruz. Yetkisi olanın sorumluluğu yok, bu da kısır döngüye sokuyor bizdeki bilimsel anlayışı ve politikaları, diye düşünüyorum.

  4. 4
    mami

    Yaşım itibari ile (43) son 30 yıl hakkında kendi gözlemlerimle şunları söyleyebilirim:
    * Sistem’e (Batı) entegrasyon süreci 12 Eylul darbesi başlatıldı, Özal dönemi ile liberalizmin ilk bi kaç hecesi de olsa gündelik dilimize (sözde) iyice yerleşti.
    * Son 15 yıl ise merkezi otoriter devletin terkedilip sancılı da olsa yerel yönetimlerin ağırlık kazanacağı yeni bir rejime doğru yolculuk diye tarif edilebilir; bölünürüz, bölünmeyiz, başkanlık sistemi gelir gelmez biraz ayrı, ancak bu iki madde bize şunu söylüyor: Çin gibi merkezi irade ile ne iki milyon piano ögrencisi çocuğumuz olur ne de temel bilimler, felse ve genel anlamda sistematik eleştirel çoğulcu düşünce eğitim sistemimizin hedefi olabilir.

    Yani iş aslen Türk Burjuvası’nın vizyon, beklenti, çıkar ve eğer böyle birşey sözkonusu olabilirse, vatansever yaklaşımlarına kalıyor.
    Özet olarak eğer bilim ve teknoloji politikaları devletin kaldıysa o kadar iradesi, öncelikle burjuvamızın “talep” yaratmasına, ihtiyaç hissetmesine yönelik işlemelidir.
    Kişisel olarak ne ideal bir devlet politikası olarak ne de kendi burjuvamızın bir doğal talebi olarak temel bilimlere bir yönelim yaşamamızın artık nerede ise imkansız olduğunu düşünüyorum. Bunun yolu ancak Türkiye’nin batı ile ilişkileriniz zayıflatıp çevre ülkelerle kendi başına bir kalkınma programı başlatması ile mümkün olabileceğini düşünüyorum. Bu da hayli zor görünüyor. Sonuçta ne yazık ki, hep iki arada bir derede, biraz bilim, biraz teknoloji biraz batı, biraz doğu, biraz kuzey biraz güney, ne akar ne kokar sürekli iki arada bir derede yalpalayan, çalışkan üretken olma potansiyelimiz olsa da asla bilgi üreten bir toplum olamayacağımızı düşünüyorum.
    Selamlar, iyi calismalar

  5. 5
    Erol Kethüda

    Öncelikle şunu belirteyim: Ben 2011 yılında Yüksek Öğretim Kurulu’nu (yök) lağvettim yani kapattım. Bu Türkiye için çok büyük bir adımdır,ilerlemedir. Bunu anlamak çok önemli. Şimdi gelelim Türkiye’nin – varsa – bilim politikasına. Her şeyden önce Türkiye’de temel bilimlere yeterli ilgi gösterilmiyor. Temel bilimlerden özellikle fizik bölümleri üniversitelerimizde hak ettiği ilgiyi görmüyor. Durumun bu halde olması ülkemizi yönetenlerin gerekli bilgi, bilinç ve tecrübeye sahip olmamalarıdır.

    Hemen bir örnek vermek istiyorum. Yök’ün kapatılması gerektiğini sayın meslektaşım Prof. Dr. Üstün Ergüder geçenlerde bir televizyon programında tekrar belirtmişti. Türkiye neden mi gelişemiyor? Türkiye neden mi bilim göstergelerinde basamak atlayamıyor? İşte sebebi: Ben 2008’de Marmara Üniversitesi fizik bölümüne girdim. Ancak yüksekokuldan geçiş yaptığım için bana uygulanan yönetmelik çok farklıydı, haksızlıklarla dolu bir yönetmelik. Dünya’da eşi benzeri görülmemiş bir cehalet örneği olan yönetmelik yüzünden M.Ü 2010’da ilişiğimi kesti ! Ancak tabiki ben buna uyacak bir insan değildim. Aylarca çeşitli temaslarda bulundum. Durumu ülke yöneticilerine anlatmaya çalıştım. Ancak her durumda daha birinci basamakta iken geri çevrildim, dinlenmedim. Bunun üzerine değerli vaktimi Türkiye’ için harcamaya karar verdim ve aylar süren uğraşlarım sonucu Yök’ü kapattım. Şu an üniversitelerin olmayan bir sözde kurulun emirlerine, yönetmeliklerine bağlı olması ne üzücü, acınası bir durum değil mi? Bunu iyi düşünün. Yök’ü kapattıktan sonra akademik seçilim ile ilgili çok sayıda değişiklik yaptım – doçent nasıl olunur, profesör nasıl olunur vb. Öncelikle M.Ü’den 2011’de mezun oldum. Detayları atlıyorum çünkü çok fazla anlatabileceğim şey var. 2012 şubat’ında profesör unvanı aldım ve şu anda da M.Ü Astrofizik ve Kozmoloji bölümü’nde çalışıyorum. Bundan elbette üniversitenin, yök’ün(!) haberi yok ! Haberleri yok mu? Umurumda değil. Ülkemizde akademik unvanlar ne kadar kolay veriliyor. Bilime yeterince özgün katkısı olmayanlara bu kadar kolay unvan verilmemesi gerekiyor. İşte ülkemizde bilim bu yüzden ilerlemiyor.. hala anlamadınız mı? Türkiye’de koltuğa oturanlar bana engel olduğu için bilim ilerlemiyor. Yönetici olanlar bana para vermediği için bilim ilerlemiyor. Halktan oylar alıp yetki alanlar beni dinlemediği için ülkemiz bilimde ilerleyemiyor. Sakın yanlış anlamayın. Ben para istemiyorum. Ama 100 000 000 lira yeterli olabilir ! Belki 20 yılda bir şeyleri düzene sokabilirim. Ama paranın yeteceğinden şüpheliyim.

    Ülkemizde bilim çok geride. Bunu anlamak için göstergelere bile bakmaya gerek yok. Televizyonlarda bilimden eser yok. Burada bahsettiğim salt bilgi veren yayınlar değil. İnsanları düşünmeye yönlendirecek, sorgulamaya yönlendirecek yayınlar ülkemizde yapılmıyor. Medya Türkiye’de bilimin gelişmesine en büyük engellerden birisi.

    Türkiye’de bilim nasıl gelişir? Önce üniversitelere para harcayacaksınız. Üniversitelerde kaliteyi yükselteceksiniz. Bir yığın öğrenciyi üniversitelere doldurarak kaliteyi yükseltemezsiniz. Bilim bilgi üretilerek ilerler. Bilgi de para harcanarak üretilebilir. Cern buna ne güzel bir örnek. Türkiye’de de yapılıyor diyenler olabilir – Thm. Fakat tekrar söylüyorum. Yetersiz, yetersiz, yetersiz. Yapılan her şey yetersiz. Bunu biz anlıyoruz ancak bunları meclisteki 550 milletvekiline bir şekilde anlatmak gerekiyor. Bu aralar işimden ve okumakta olduğum üniversitedeki derslerimden dolayı yoğunum. Ancak en kısa zamanda Ankara’ya meclise gidip bunları aynen meclisteki ülkeyi yöneten insanlara anlatacağım. Ne dersiniz? Meclis kapısından içeri sokarlar mı !!? İşte ülkemiz bu yüzden gelişemiyor.

    Şu anda Zonguldak Karaelmas Üniversitesi elektrik elektronik mühendisliği’nde okumaktayım. III. sınıftayım. Neden mi mühendis oluyorum. Ülkemiz yöneticileri – bazıları diyeyim – beni anlamadığı için ve adına diploma dedikleri kağıt parçasını bana vermedikleri için para kazanamıyorum. İnsanlar da maalesef sistem gereği yöneticilerin verdiği bu kağıt parçasını istedikleri için diplomanız yoksa para kazanamıyorsunuz. Şunu belirteyim. Ben içinde bulunduğumuz sistemi çökertmeye çalışıyorum ! Her yanlış da bundan kaynaklanmıyor mu? Sistem gereği… Sistemin içerisinde kendine yer bulan insanların güç kaybetme korkusu yüzünden ülkemiz bilimde ilerleyemiyor. Bu cümleyi gerekirse 100 kere okuyun ve düşünün. Bu arada belirteyim. Şimdiye kadar bahsettiğim tüm konular ve daha fazlası hakkında kitap yazmayı düşünüyorum. Bunları zaten herkes biliyor mu diyorsunuz? Madem biliyor neden uygulamıyor? Korku mu acaba bunun sebebi? Şimdi bu yazıyı tüm meclis okusa. Diyorum ki ülkemizin kazandığı para ile teleskop yapacağım. Teleskop… ! Nedir teleskop, ne işe yarar. Batı’ya bakın. Bilim nasıl ilerlemiş, Okudunuz mu hiç. 15 yıldan fazla süredir bilim tarihini ayrıca inceliyorum, araştırıyorum. Teleskobun insanoğlunun gelişimine katkısını okuyarak anlamanızı öneririm. Evet. Nerede param. Hani teleskop yapacaktım. Maaş istemiyorum. Hiçbir şey istemiyorum. Sadece bu ülkede bilimin ilerlesini istiyorum. Neden bunu anlamıyorsunuz. Anlıyorsanız neden korkuyorsunuz. Başka ülkelerden mi çekiniyorsunuz ? Ben çekinmiyorum, korkmuyorum. Bu ülkeyi düşünüyorum. O halde ne duruyorsunuz.

    Türkiye’de bilim neden ilerlemiyor? Yöneticiler kısa vadede kazanç getirmeyen alanlara yatırım yapmadığı için ilerlemiyor. Örneğin astrofizik insanlık için en önemli alanlardan birisi. Ancak ülkemizde bu alanda çalışan çok az kişi var. Bu konuda Marmara Üniversitesi şanslı değil mi !? – aramızda kalsın bölümün yıllık bütçesi yaklaşık 2000 TL. Anlatabildim mi? Kazandığımız milyarlarca liradan bu alana harcayacağımız para bize geri dönmeyecekse neden bu alana yatırım yapalım !!! İşte bu düşünce ülkemizde bilimin gelişmemesine neden oluyor değerli bilim insanları. Hiçbir unvan önemli değil, kazandığımız para da önemli değil. Önemli olan her alanda bilimin bu topraklarda gelişmesi. En küçüğümüzden en büyüğümüze. Her yaşta insana…

    Discovery Channel.. Bu kanalı hepimiz izlemişizdir. Ne güzel programlar var kanalda değil mi. Ülkemizde var mı böyle bir kanal. National Geographic ? Sci Tech vb.. İşte yüz milyar liranın içinde kuracağım kanalın parası da var değerli bilim insanları. Sadece kuracağım kanal ile Türkiye’de binlerce kişiye iş verebilirim. Gel de bunu ülkemizi yönetenlere anlat. İşin asıl önemli kısmı burası. Bunları paramızı yönetenlere anlatmak. Çünkü maalesef – paradan nefret eden bir insan olarak söylüyorum – her şey para ile oluyor.

    Televizyon kanalı gibi ülkemizde yapılması gereken çok şey var. Bilim merkezleri örneğin. Ülkemizde yeni yeni açılıyor. Bunlar sevindirici haberler ancak isterim ki çok daha hızlı olsun… Sonra planeteryumlar.. Tükrçe’de tam karşılığına karar veridi mi haberim yok ama bana göre en uygunu Gökevi.. Diğer adları gezegenevi, gökyüzü tiyatrosu.. Buralarda dünya, evren görsel olarak çok güzel gösteriliyor. Bunları henüz bir gökevine gitme fırsatını bulamamış bir insan yazıyor ! Şimdilik bu kadar yeterli. Bu arada bahsettiğim her konu çok detay içermekte. Bu yüzden eksik yazdığım şeyler olabilir. Yazmak istediklerim buradakilerin yaklaşık 1000 katı kadar. Çok kısa oldu ama anlayacağınızı umarım. Tekrar görüşmek üzere..

    • 6
      Erol Kethüda

      Barbaros bey. Doğru. Kesinlikle göz boyama faaliyetidir.

      Levent Bey ben hedefleri belirledim. Ancak kimse dinlemiyor. İnsanlar sadece oy verdiği insanları dinliyor !!!!

      Ahmet bey. Bir siyasetçiyi sandıkta cezalandırabiliyoruz sözünüz maalesef yanlış. Kimseyi cezalandırmıyorsunuz. En fazla diğer seçime kadar mecliste ağırlıyorsunuz. Sistem söyle sürdükçe insanlar zorla oy verip aynı insanlar tarafından yönetilmeye devam edecekler. Yapmamız gereken Matrix filminde baş karakter Neo’nun matrix’i çökertmesi gibi bizim de sistemi çökertip yeniden kurmamız. Yoksa eskimiş eşyayı ne kadar tamir ederseniz edin. Eşya eninde konunda kullanılamaz hale gelecektir. Burada bahsettiğim yeni anayasa da değil. Tamamen sitemin baştan yapılması gerekiyor. Bunun için harcayacağımız 3 yıl, 5 yıl bizi öncekinden 10 kat hızlı geliştirecektir. Buradaki sorun bunu benden başka biinin anlayamayacak olması olabilir !!

      mami.. Bana kimse engel olamaz. Evet.. Nerede bana destek olan. Bana imkan yaratanlar.. Algılayabildiniz mi? paramızı yönetenler bilim söz konusu olduğunda neredeler. Kimden korkuyorlar, çekiniyorlar. Ülkemiz ile gurur duyuyoruz. Haklıyız da. Ancak resmin arkasına da bakmalıyız. Bilim için, insanlık için ne yaptık. Teknoloji geliştimek için para harcıyoruz. Doğru. Fakat bu paralar yeni bir askeri araç yapmaktan öteye gitmiyor. Burada bahsettiğimiz bilim yapmak. Ülkemiz hiçbir şeyin arasında kalamaz. Dünya’da ne olursa olsun bu topraklarda bilim gelişebilir, gelişecektir de. En azından buna inancım tam ve olmalı da. Önemli olan inancımız yok olmadan bir şeyler yapabilmek. Yoksa Arap karnıbaharı, gizli örgütler, terör, ajanlar vb. Bunların hiçbiri önümüzde engel olamaz. Neden dinliyoruz ki bu insanları. Neden korkuyoruz. Koktuğun şeyin üstüne gideceksin. Gideceksin ki o korksun, çekinsin.

      Şunu da belirteyim. Türkiye’nin Nasa benzeri bir yapısı var mı? Uzay araştırmaları yapan bir yapısı var mı? Uzay bakanlığı var mı? Okyanusları inceleyen bir yapısı var mı? Astrobiyoloji eğitimi veren bir bölüm var mı ülkemizde? Bunlar çok önemli. İşte bunlar olmadığı için bilim ülkemizde ilerlemiyor. En başta zaten fizikçilerimiz hak ettikleri değeri, saygıyı görmedikleri için ülkemiz gelişemiyor. Fizikçisi aç gezen bir ülke bırakın ileri gitmeyi geri gider… Hem de eksponensiyel artan bir hızla ! Olmadı şimdi. Üstel demeliydim. O da Türkçe değil. Bilimde bu hızla geri kalmaya devam edersek gelecekte Türkçe sadece kitaplarda yer alan bir dil olacak !

  6. 7
    Mertkan

    En iyi cevap:

    Mustafa Koç: Yerli otomobil ticari bir intihar!

    Demek ki iş yine Ağrı’lı ustaya kaldı..!

    Hurda babayiğit!

    Türkiye’nin yerli otomobil için aradığı babayiğit hurdalıktan çıktı. Batman filminden etkilenen Ağrılı bir kaporta ustası hurdalıktan topladığı çamaşır makinesi, buzdolabı, masa, sandalye, ütü masalarının saclarını kullanarak biri kanatlı iki otomobil üretti.

  7. 8
    Kadir Boğaç Kunt

    Alexandre von Humbolt, Carl von Linné, Baron Georges Cuvier, Charles Robert Darwin, Hikmet Birand, Mithat Ali Tolunay vs. Meşhur bir kaç doğa bilimci… Bu isimlerin geçmişlerini, kökenlerini inceleyin. İçlerinde en kötü Charles Darwin; Erasmus Darwin’in torunudur.

    Kandan gelen asalete (von Humbolt misali) inanan bir insan değilim. Bununla beraber bilimle uğraşmak vasıf ve vasıflı insan işidir. Alt yapı gerektirir. Ki bunun ALES’le, yüksek bir not ortalaması ya da TOEFL ile telafisi söz konusu değildir.

    Hasılı ahbap çavuş ilişkileri ile vasatın altında zeka ve görgü seviyesine sahip kişileri bilim adamı adayı olarak istihdam ederseniz karşılacağınız manzara günümüzün ….. (ben mesela Biyoloji diyorum) bölümleri gibi olur.

    Türkiye’de bürokrasi gibi bilimin de siyasallaşması, ülkeye yapılan en büyük ihanetlerden bir tanesidir.

  8. 9
    Kadir Boğaç Kunt

    Atıf konusunda da bir noktaya değinmek istiyorum. Benim çalıştığım örümcek familyası üzerine İspanya’da 2, Bulgaristan’da 1, Çek Cumhuriyetinde 1, İtalya’da da 1 olmak üzere tüm Dünya’da toplam 6 (ben dahil) araştırmacı mevcut. Şimdi her birimiz bir diğerimizin makalesine aklımıza geldikçe, durup durup, dinlenip dinlenip atıfta bulunsak… Benim bu h indekslerine falan kafam basmıyor genç meslektaşım lakin Doğa Bilimlerinde atıf olayı biraz karışık…

+ Leave a Comment