Türkiye’de Bilim ve Bilim Politikaları: Okurlardan çözüm önerileri

Bir önceki yazımda, Türkiye’de bilim politikaları eksikliğinden, bilimsel gelişmenin göstergeleri sayılan makale sayısı, Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge) yatırımı, makalelerin atıf değeri gibi kavramların Türkiye’deki durumundan bahsetmiştim. Bu yazımda, aldığım eleştiri ve yorumlar doğrultusunda, ‘Türkiye’de bilimi geliştirmek için ne yapılabilir?’ sorusuna yanıt arayacağım.

Önemli-1:

Bir ülkede bilimsel kapasitenin arttırılması, yüksek kalitede ulusal araştırma ve ülkenin gelişme hedeflerine ulaşması, bilim sisteminin ve bilim politikalarının oluşturulması yoluyla mümkün.

Bir ülkede bilimin gelişmesi ani bir durum değil, uzun-zaman ölçekli yatırımlar ve planlar gerektiriyor. Bu yüzden de bilim politikalarının hükümet değil, devlet politikası olması gerekiyor. Güney Kore örneğini düşünelim. 1960’larda savaş sonrası dünyanın en fakir ülkelerinden biriyken, şu anda Asya’da 4. en büyük ve dünyada 15. büyük ekonomi. Güney Kore bunu nasıl başardı?

Uluslararası ekonomi politikaları, hükümet-destekli ödenekler, endüstrileşmeye yatırım bu başarının sırlarından birkaçı. Bir gerçek de şu ki, Kore’nin 1960’larda ihracata dayalı ekonomik büyümesinde devletçe ve büyük aile firmalarının desteğiyle oluşturulmuş araştırma enstitüleri sayesinde hükümet-destekli araştırma ve eğitim kapasitesi oluşturulması temel hedef oldu. Devlet aracılığıyla kamu kuruluşları ve özel sektör arasında işbirlikleri sağlandı. 1982’de Ulusal Ar-Ge Programı oluşturuldu [1]. Yüksek teknoloji ve gelişen teknolojilerde uygulamalı bilimleri desteklemeye devam etse de, 1990’lardan bu yana temel bilimlere ağırlık verdi, Bilim&Teknoloji (BT) politikaları yönünü de endüstriyel teknolojiden, bilgi teknolojilerine çevirdi [2]. Güney Kore’de bölgesel bilim ve teknolojinin geliştirilmesi ulusal bir hedef ve bilimsel yeterlilikleri de ekonomik rekabet güçlerini büyük ölçüde etkiliyor.

Yorum – 1: Yüzölçümü oldukça küçük olan Güney Kore’nin %75’i tarım yapılamayan dağlık bölgelerden oluşuyor, petrol kaynağı yok ve değerli doğal kaynaklara da sahip değil. 70 milyonluk nüfusu var. Türkiye’nin ise çok çeşitli doğal kaynakları mevcut ve biyoçeşitlilik açısından dünyadaki 34 sıcak noktadan üçünü barındıran tek ülke [3]. Nüfusu da 75 milyonun üzerinde. Kısıtlı doğal kaynakları nedeniyle yönünü bilgi teknolojilerine çevirerek atak yapan Asya kaplanı Güney Kore ile karşılaştıracak olursak Türkiye çeşitli kaynaklarını da etkin bir şekilde değerlendirerek doğru yatırımlar, bilim politikaları ve insan sermayesi ile temel bilimlere ağırlık vererek bilimsel gelişme sağlayabilir.

Önemli-2:

Temel bilim ülkemizde uzun süredir gözde konumunu kaybetmiş durumda, temel bilimle uğraşan kişilere hitaben sorulan “ne işe yarıyor?” sorusu yalnızca az gelişmiş ülkelerde sorulan bir sorudur. Gelişmiş ülkelerde “ne olursa olsun yap” fikri ön planda gelmektedir. Devlet bütçesinden Ar-Ge’ye aktarılan paylar incelendiğinde durumun böyle olduğu anlaşılabilir.

Temel bilim, pratik anlamda kullanımı olmayabilen, kontrollü deneyler ve gözlemlere dayalı, bulgu ve teorilerden çıkarım yapılmaya bağlı olan bilimlere denir. Fiziki, sosyal bilimler, doğa bilimleri vb. bu grubun içerisinde yer alır. Temel bilim esas olarak bir buluş yapar ve ne işe yarayacağı ile ilgilenmez, yeni bir buluş yapmak ile ilgilenir. Ne işe yarayacağı konusu mühendisin ve uygulamalı bilimcilerin alanına girer. Ülkemizde ise Ar-Ge dediğimizde firmalar ve özellikle Tübitak bu harcamanın öncelikle kullanılabilirliğini göz önünde bulunduruyor. Tübitak eski başkanı Nüket Yetiş’in de vurguladığı üzere, teknolojinin üretilmesi kárın en az beş yıl ertelenmesi anlamına geldiği için, teknoloji satın alma yoluna gidilerek kısa dönemli kar elde etmek de cazip gelebiliyor [4]. Temel bilimlere yatırıma öncelik bu nedenlerle verilmiyor olabilir.

Yorum – 2: Temel bilimlerin gelişmesi maddi kaynaklar ve yapılan yatırımlardan bağımsız düşünülemez. Fakat yapılan yatırımların çalışma konularını belirli bir doğrultuda yönlendirmesi temel bilimin önünü kesebilir ve sadece üretime dayalı bilgiye yatırım anlamına gelebilir. Mesela bu harcamaların önemli bir bölümü sanayide “üretim bantlarının geliştirilmesi” veya endüstrideki üretimi kalkındırmaya yönelik harcamalar. Üretim bantlarını destekleyecek süreçlerde Ar-Ge ancak bilimsel atıflara konu olacak çalışmalarda Ar-Ge kapsamında değerlendiriliyor.

Bu nedenle Ar-Ge harcamaların tanımını yeniden yapmamız daha iyi olabilir. Bilimsel gelişmenin kıstası Ar-Ge’yi ikiye bölerek gerçekleştirilebilir: Yeniliğe (inovasyona) dayalı Ar-Ge mi yoksa endüstriye dayalı Ar-Ge mi? Henüz gelişmekte olan bir ülke olduğumuz için yukarda da belirttiğim gibi genellikle “hızlı sonuca yönelik” olan Ar-Ge tipi desteklenir. Ancak üniversite tarafında tamamen “bilim” odaklı yapılabilen Ar-Ge’lere desteği artırabilirsek atıf sayımız daha çok artabilir.

Önemli-3:

Bilimsel bilginin üretimi kadar paylaşılabilmesi de çok önemli. Salt bilgi üretmek de yeterli değil, üretilen bilginin bilim topluluklarının kendi içinde paylaşılması ve halka anlatılması da gerekli. Böylece, bilginin analitik sorgulanması ve eleştirilmesi bilinci toplumda yerleşebilir.

Temel bilim ne için yapılır sorusuna cevaben esas amacının buluş yapmak olduğundan, belirli bir amaca yönelik olmadığından bahsetmiştim.

Doğanın bir parçası olarak insan yaşamını doğayla kurduğu ilişki üzerinden şekillendirir. Bilimi insanın doğayı anlama ve anlamlandırma çabasının bir aracı olarak görüyorsak kaçınılmaz olarak bu metodolojiyi kullanmamız gerekir. Dolayısıyla bilim üretildiği ölçüde anlatılmalıdır da.

Bilim politikasının uygulanması adımlarından biri de bilim insanlarının, gerektiğinde, halkla aynı dilde buluşmasıdır. Halkın bilime katılımının (ing. citizen science) arttırılması üretilen bilginin paylaşılmasında bir amaç olabilir. Ayrıca, toplumdaki bilimsel bilgi bilincini arttırmada medyanın da etkisi çok büyük olup, Türkiye'de medyada bilimsel araştırmanın yeri araştırılabilir. Bu bağlamda, halkın bilimsel araştırmaya ilgisi ve medyada bilimin varlığının arttırılması amaçlanabilir. Bilimsel gelişmelerin anlatıldığı radyo kanalları, televizyon programları, akademisyenlerle halkı sıkça bir araya getirecek teknik geziler, paneller bilimsel bilginin aktarımına örnek verilebilir.

Bilimsel yayınlarda atıf değerinin yükseltilmesi bir diğer önemli bir konu. Bunun için bilimsel yayının yapıldığı alanlarda çalışan kişiler tespit edilmeli, iletişime geçilmeli ve “benim böyle bir yayınım var” denerek eser kendilerine gönderilmeli ve haberdar olunması sağlanmalıdır. “Viral pazarlama” tekniğine benzeyen bu yöntem ülkemizde bilim yapan insanların birbiriyle iletişimini ve araştırmaları arasındaki etkileşimi arttırılabilir.

Bir diğer eksiğimiz ise yapılan şeyin sonucunu nesnel bir şekilde ölçemememiz olabilir. Bu nedenle yanlışlarımızda ısrar ediyoruz, doğru şeyler yapmaya çalışıldığında da bunu sisteme eklemleyemiyoruz. Türkiye planlarını her beş yılda yenilediği ve BTYK 20 yıllık stratejiler saptadığı ve kararlar aldığı halde, meselenin belirlenen hedeflerde değil; fakat konulan politikaların uygulanmamasında yattığının farkında olmak gerekiyor. Bunun nedenleri stratejilerin yıllık değil, beş ila yirmişer yıllık dilimlerde konulması ve BTYK toplantılarında alınan kararlarda, daha önce belirlenmiş strateji ve hedeflerin eleştirilmemesi ve irdelenmemesi olabilir. Herhangi bir sistemin sürdürülebilirliğinin olması için mutlaka bir “geribildirim” sistemine sahip olması gerekiyor. Bir ülkenin bilim anlayışı için de bu geçerli.

Neden bilim yapıyoruz, neden bilim politikası oluşturamıyor ve dahi uygulayamıyoruz sorularına bir önceki yazıma gelen yorumları kullanarak cevap vermeye çalıştım. Bilimin özerk ve oto-kontrole dayalı olarak üretmesi ve sorgulamasından bir sonraki yazımda bahsedeceğim. Eleştiri ve yorumlarınızı bekliyorum.

 

Kaynakça:

1- Chung, S., (2011). Innovation, Competitiveness and Growth: Korean Experiences, Science and Technology Policy Institute (STEPI).

2- Campbell, JR., (2012). Building an IT Economy: South Korean Science and Technology Policy, Issues in Technology Innovation.

3- Mittermeier, R.A., Gil, P.R., Hoffman, M., Pilgrim, J., Brooks, T., Mittermeier, J.C., Lamoreux, J., da Fonseca, G.A.B., (2005). Hotspots Revisited: Earth’s Biologically Richest and Most Endangered Terrestrial Ecoregions. Amsterdam University Press, Amsterdam.

4- Yetiş, N., Sadi Özdemir ile gerçekleştirilen röportaj, (20 Mayıs 2007). Hürriyet. [13 Ekim 2012’de websitesinden alındı]. http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/6544989_p.asp

+ Yorum bulunmuyor

Yorum yap