Toroslar’dan Alpler’e – Yurt dışındaki Bilim İnsanlarımız Röportaj Dizisi I, Prof. Dr. Arpat Özgül (birinci kısım)

‘Yurt dışındaki Bilim İnsanlarımız’ röportaj dizimize Zürih Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr Arpat Özgül’le başlıyoruz. Çocukluğu Toros dağlarında geçen Arpat Hoca tam bir doğa ve hayvan tutkunu. Zaten ayıdan böceğe kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan pek çok hayvan üzerinde popülasyon ekolojisi çalışıyor. Arpat Hoca son derece neşeli ve pozitif bir insan. Ayrıca yaptığı işe ve doğaya büyük bir heyecanla bağlı. Genç yaşında büyük başarılara imza atmış bir hocamız. Henüz doktora sonrası araştırmasını yaparken Nature ve Science gibi dünyanın en prestijli iki dergisinde –biri kapakta olmak üzere- makaleleri yayınlandı. Küresel ısınmaya bağlı olarak koyunların boyunun küçülmesini açıklayan makalesi tüm dünyada çok konuşuldu. Şimdilerde bir yandan Zürih Üniversitesi’nde kendi laboratuarını kuruyor, bir yandan da Türkiye’deki Kuzey Doğa Derneği’yle birlikte çalışıyor. Hikâyesini kendi ağzından dinleyelim.

Röportaj çok uzun olduğu için üç kısma ayırdım. Bu kısımda Arpat Hocanın ekolojiye ilgisinin nasıl başladığını ve doktora çalışmalarını konuşacağız.

“Çocukluğum Toroslar’da geçti.”

Hocam isterseniz çocukluğunuzdan başlayalım.

Annem de babam da jeolog. Çocukluğum Toroslar’da hep onların arazi çalışmalarında geçti.  Babam Toroslar’ın jeolojisi konusunda uzman, o yüzden yazları bir, bir buçuk ay kamplara giderdik hep.

Çocukluğunuzdan alışıksınız yani saha çalışmalarına.

Evet, tüm yazlarım doğada geçiyordu. Yalnız benim aklım jeolojide değil, daha çok hayvanlardaydı: kuşlar, memeliler. Deliriyordum hayvanlar için. Zaten o yaşlardan da dinozorlara ilgi duymaya başladım. Benim ağabeyim de –benden yaklaşık 12 yaş büyük- jeoloji okudu. Benim ilgi alanlarımın şekillenmesinde çok etkisi oldu.

Şu an jeolog olarak mı çalışıyor ağabeyiniz de?

Türkiye’de epey bir uğraştı jeolog olarak çalışmaya. Fakat Türkiye’de bilim yapmak çok zor. Finansal problemlerden ziyade üniversitede politik problemler çok canını sıktı. En sonunda vazgeçti. Ama o vazgeçene kadar, beni hem doğa sporlarına yöneltti, hem de doğa bilimlerine. Dinozor rehber kitapları getirirdi eve. Belli bir yaşta ben bütün dinozorları Latince isimleriyle bilir oldum onun sayesinde. Ondan sonra bütün ilgi alanım o yönde gelişti.

Lisansta işletme okumaya nasıl oldu da karar verdiniz?

Yine ağabeyim dolayısıyla aslında. O benim rol modelimdi. Kendisi jeolojiden işletmeye geçti ve çok hızlı bir şekilde de kendini geliştirdi o konuda. Üniversite giriş sınavında benim tercihimi çok etkiledi bu durum. Ablam da o sırada Boğaziçi Üniversitesi’nde psikoloji okuyordu. Boğaziçi’ndeki Mağara Araştırma Kulübünü duydum. Bir şekilde Boğaziçi Üniversitesi’nin maddi açıdan iyi bir gelecek sağlayacak bir bölümüne girip bu kulübe, doğa sporlarına ve kuş gözlemine hobi olarak devam etmeye karar verdim.

Başarılı bir öğrenci miydiniz?

Matematiğim gayet iyiydi. Lisede aslında tembel bir öğrenciydim. Ezber hiç beceremezdim ama üniversite sınavım bir şekilde çok iyi geçti. Türkiye 81.’si oldum. Herkes şaşırdı, ben de şaşırdım. Boğaziçi İşletme’ye girdim. Çok sevindim, ama şimdi düşününce diyorum ki keşke üç-beş puan daha düşük yapsaydım da mesela Ekonomi’ye girseydim. İşime daha çok yarayacak şeyler öğrenirdim. Boğaziçi İşletme benim akademik açıdan geçirdiğim en kötü dönem oldu.

Niye öyle düşünüyorsunuz hocam?

Çünkü doğru düzgün hiçbir şey öğrenmedim. Tek zevk aldığım dersler matematik, istatistik ve diğer matematiksel derslerdi. Pazarlama, hukuk gibi derslerde hakikaten çok sıkıldım.

“İşletme okuyanlarda çevreye duyarlılıkta belirgin bir düşüş yaşanıyor.”

Mağaracılık Kulübü’ne katılabildiniz mi?

Elbette, çok yoğun bir şekilde mağaracılık yapıyorduk. Toroslar’da kireç tabakasının çok kalın olduğu yerlerde derin mağaralar içerisinde araştırmalar yapıyorduk. 1400 metre yer altına indik mesela, o zamanlar dünyanın en derin yedinci mağarasıydı. Neredeyse profesyonel derecede ilgileniyorduk. Benim her şeyim oldu mağaracılık. Bir de insanlar Boğaziçi’nin hep farklı bölümlerindendi. Oraya gelene kadar çok kalıplaşmış şekilde düşünüyordum. İşletme yazdımsa işletme okuyacaktım. Ancak bu düşünce tarzı orada tanıştığım insan çeşitliliği sayesinde kırıldı. Şöyle düşündüm: İstediğim şeyi yapabilirim aslında. Tam o sıralarda, yarasalara merak sardım. Teker teker yarasaları tanımaya başladım, hangi türler hangi mağaralarda yaşıyor.

İlk araştırmanız yarasalar üzerine zaten değil mi?

Evet, Boğaziçi Üniversitesi’nin çevre bilimlerinde Andrzej Furman diye bir profesör vardır. Zamanında fizik okumuş, daha sonra ekolojiye merak sarmış. Onunla arkadaş olduk. Bizim mağaraya geldi birkaç kere. Onunla proje yazdık beraber. Trakya bölgesindeki yarasaların dağılımı üzerine İngiltere’den bir fona başvurduk. Bize oradan 5000 pounda kadar bir kaynak sağlandı. Onunla güzel proje yaptık.

O hocayla nasıl tanıştınız?

Ben İşletme’nin son iki senesinde biyolojiden, kimyadan bir sürü ders aldım. Çevre bilimlerinden aldığım dersler sayesinde de Adrzej hocayla tanıştım. Hatta Çevre Sosyal Bilimler dersinde bu hocadan öğrendiğim bir takım istatistik yöntemlerini kullanarak çok ilginç bir anket çalışması yaptım. O zaman İşletme’yi gerçekten hiç sevmiyordum ve şunu göstermek istiyordum: Üniversite’ye girdikten sonra öğrencilerin çevresel değerleri gittikçe düşüyor. Çünkü kar gütme hedefine çok yöneliyorlar. Biyoloji, psikoloji ve işletme bölümlerinde hazırlık ikinci sınıf ve dördüncü sınıf öğrencilerine çevre değerlerini ölçen bir anket doldurttum. Çok ilginç çıktı sonuçlar. Çevreye duyarlılık açısında diğer bölümlerde hiçbir değişiklik yokken işletmede çok belirgin bir düşüş var.

Çok ilginç bir sonuç bu.

Niye bu araştırmayı makaleye çevirmedim aslında, değil mi?  Bir de bunu işletme bölümünde sundum. Pek hoşlarına gitmedi tabi ki. Mesaj şuydu alında: Sen özel sektöre girmeden aldığın eğitim bile, çevresel değerlerini yozlaştırıyor.
Peki, ekolojide yüksek lisansa nasıl başladınız?

Yine Andrzej hoca sordu bana, bu konuda yüksek lisans yapmak ister misin diye. Olur dedim, bir proje daha yazdık. O da gene İngiltere’den 5000 pounda kadar bir destek alınca ben Trakya Bölgesinin tüm yarasa dökümünü topladım. Bunun ciddi bir istatistiksel analizini yaptık. Yüksek lisans sonrası Amerika’da pek çok yere başvurdum, doktora araştırması için. Bir tanesi kabul etti. Florida’da yeni profesörlüğe başlayan Nepal’li bir popülasyon ekoloğu. Şansıma çok iyi bir insan çıktı. Hem çok çalışkan, hem de iyi bir hoca. Onun yanında popülasyon ekolojisi çalışmaya başladım. Demografik matematiksel yöntemler öğrendim.

+ Yorum bulunmuyor

Yorum yap