Splinter Cell serisi

Askeri ve casusluk romanlarının yazarı Tom Clancy'nin yarattığı Splinter Cell, gizlilik unsurlarının ön planda olduğu, Batman Arkham Asylum ve Assassin's Creed tarzında bir taktik-aksiyon oyunu.

Splinter Cell'de çeşitli görevleri yerine getirirken, çoğunlukla gizlilik içinde hareket ediyorsunuz. Yani elinize silahı alıp, önünüze geleni vurabildiğiniz bir oyun değil. Adım adım ilerlediğiniz bir aksiyon-strateji söz konusu. Strateji diyorum, çünkü çizgisel bir ilerleme olmasına rağmen, bir görevi yerine getirmenin birden fazla yolu var. Çoğunlukla görünmemeniz, silah kullanmamanız, bayılttığınız veya öldürdüğünüz kişileri bir yerlere saklamanız ve alarmları harekete geçirmemeniz gerekiyor. Bunu yaparken karanlıklardan faydalanıyorsunuz ve düşmanlarınızın sizi görmediği doğru anları kollamanız, doğru zamanda doğru manevraları yapmanız gerekiyor.

2002'den bu yana 5 oyun çıkaran serinin ilk 4 oyunu için Splinter Cell Quadrilogy adında bir paket çıkarıldı ve sizlere bu pakette yer alan oyunları tanıtacağım.

Splinter Cell

Splinter Cell, bu serinin 2002 yılında çıkan ilk oyunu. Oyunda yönettiğiniz Sam Fisher isimli kurgusal karakter, NSA'in gizli bir ajanıdır. Oyunun konusu ise şöyle: Gürcistan Cumhurbaşkanı Nikoladze'nin, komşu Azerbaycan'ın petrol kaynaklarını ele geçirmek için gizli planları vardır. Oyun sırasında aşama aşama bunları öğreniyoruz ve oyunun sonunda ona suikast düzenlemek gibi bir görevimiz oluyor.

Oyunda 9 bölüm var ve bu bölümlerden bazıları gerçekten uzun. Karakterinizin bir çok farklı şeyi yapabilmesi ise oyunu zenginleştiren bir unsur.

Oynanabilirlik açısından çoğunlukla bir sorun yok. Ancak silahla birini vurmaya kalktığınızda, doğru hedefleme yapsanız bile mermi tam o hedefi bulmayabiliyor. Bu, arada bir can sıkıcı olabiliyor.

Bazı görevlerde ne yapacağınızı anlamayadığınız durumlar olabiliyor. Bu durumda oyunun tam çözümünden ve görsel ilerleme rehberinden yararlanabilirsiniz.

Splinter Cell: Pandora Tomorrow

Splinter Cell'in devamı olan ve 2004 de piyasaya sürülen Splinter Cell: Pandora Tomorrow, ilkine göre biraz daha derli toplu bir oyun. Herşeyden önce oynanışda belirgin bir kolaylaşma var ve bu da oyunun zevkini artırmış açıkcası. Bir yerden bir yere atlamak, tutunmak gibi şeyler için defalarca denemeler yapmak yerine, karşınıza çıkan seçeneği seçmeniz yeterli oluyor.

Oynanışı kolaylaştıran başka unsurlar da eklenmiş. Mesela ilk oyunda bayılttığınız veya öldürdüğünüz bir adamı karanlık bir noktaya taşırken karşınıza çıkan bir kapıyı açamıyordunuz. Pandora Tomorrow'da bu artık mümkün.

İlk oyunda yaşanan sorunlardan biri de taşınan bir adamı yere bıraktığınızda yayılarak yatması ve çok yer kaplamasıydı. Bu da onun bulunma, yani alarm riskinizi artırıyordu. Serinin bu bölümünde ise yere bırakılan adamlar yayılarak yatmıyor, kıvrılarak yatıyor ve bu da daha az yer kaplamasını sağlıyor.

Artık alarm hakkınızı ve kaç alarm çaldırdığınızı da ekranda görebiliyorsunuz. Oyundaki silahları kullanırken daha etkili vuruş yapabiliyorsunuz. İlkinden 2 yıl sonra çıktığı için de grafikleri doğal olarak daha iyi.

Splinter Cell: Chaos Theory

Serinin bir sonraki devam oyunu Splinter Cell: Chaos Theory, 2006 yılında piyasaya sürülmüş ve serinin kendini her oyunda biraz daha geliştiren geleneğini bozmamış. Hem oynanış, hem de görsellik anlamında gelişme var. Özellikle görsel anlamda günümüz fps'lerine yakın bir seviyeye ulaşılmış.

Serinin ilk iki oyununda yakın dövüşlerde sadece yumruk kullanıyordunuz ve rakibinizde çoğunlukla ilk yumrukta yere yığılmıyordu. Bu durumda yakın mesafede hem savunmasız kalıyor hem de gürültü çıktığı için alarmları tetikleyebiliyorduk. Artık yakın mesafe dövüşleri için bıçak kullanabiliyor ve oldukça da etkili sonuç alıyoruz.

Oyunda daha önce olmayan bir başka yenilik de eğilmenin yanı sıra sürünme seçeneğinin eklenmesi. Böylesine gizlilik gerektiren bir oyunda sürünme gibi bir seçeneğin ilk iki oyunda olmaması büyük eksiklikti. Dar geçişlerde duvara sırtımızı dayayarak gerçekleştirdiğimiz ilerleme hareketi de artık ekstra bir klavye seçeneği olmaksızın yapılabiliyor.

Artık kamera ve lamba gibi elektrikli aygıtları bozma veya geçici olarak etkisiz hale getirme seçeğiniz de var. Bunu yapmak için susturuculu tabancanızın alternatif atış seçeniğini kullanıyorsunuz.

Bölüm içerisinde alarm çaldırdığınızda belli bir hakkınız oluyor ve onu doldurursanız görev bitmek zorunda kalıyordu. Farkettiğim kadarıyla bu oyunda böyle bir sınırlama yok. Bunun yerine oyun sonunda aldığınız başarı puanınız düşüyor.

Öldürdüğünüz veya bayılttığınız birini karanlık bir köşeye saklamazsanız, ortada olmayan birileri (nasıl oluyorsa) gelip o cesedi veya baygın kişiyi buluyordu. Bu da gerinizde alarm riski bırakmanıza sebep oluyordu. Artık ekranda gördüğünüz kim varsa, hepsi o. Olmayan birileri gelip de o karanlık kuytu köşelerde ceset veya baygın adam bulmuyor. Bu biraz rahatlatıcı olmuş.

Normal görüş, gece görüşü ve ısı görüşünün yanında 4. bir görüş modu daha eklenmiş. Bu modla yanlış anlamadıysam elektriği görebiliyoruz. Emin değilim çünkü bu özelliği pek fazla kullanmadım.

Kilitli kapıları açmaya çalıştığınız zaman çıkan maymuncuk-kilit görüntüsü görsel anlamda epey bir değişmiş ve geliştirilmiş. Artık bazı şifreli ve göz taramalı kapıları açmak için şifreyi bilmek veya birini yakalayıp gözünü makineye okutturmak gerekmiyor. Şifre ve retinal hack seçenekleri ile bunu kolayca gerçekleştirebiliyorsunuz.

Oyun, parasının hakkını verecek kadar uzun bir oynanışa sahip. Ve benim gibi ilk 4 oyunu bir paket halinde alıp da sıfırdan başlamışsanız, oyunu bitirene kadar epey zaman harcadığınızı hissediyorsunuz.

Splinter Cell: Double Agent

Splinter Cell serisinin 4. oyunu olan Splinter Cell: Double Agent (2006), yine farklı bir senaryo ve konseptle karşımıza geliyor. Bu sefer ajanımız Sam Fisher, uluslararası bir terör örgütüne sızarak çifte ajanlık yapıyor. Bu örgüte girmek için de geçmişi silinerek, bir suçtan hapisaneye yerleştiriliyoruz. Burada örgüte ait bir kaç kişi de kalmakta ve biz bunlardan birini hapisten kaçırarak örgütün güvenini kazanıyoruz. Herşey böyle başlıyor.

Hem mensubu bulunduğumuz NSA, hem de terör örgütü JBA'in güvenlerini kazanmaya ve kazandıklarımızı da yitirmemeye çalışıyoruz. Bunu da ekranın sol alt kısmında görülenen bir ibre ile takip edebiliyoruz.

Etkileşim, bu tür bir oyunda pek de olmayacak düzeyde. Hiç ummadığınız nesnelere hareket verebiliyor, durumlarını etkileyebiliyorsunuz. Yolcu gemisindeki görevde, geminin içinde bulunan dev akvaryuma ateş ettiğimde, önce küçük bir su deliği açıldı, sonraki kurşunlarda çatlama oldu ve sonunda küçük akvaryum camı kırılarak, içindeki tüm su şiddetli bir şekilde boşaldı. Gerçekten oyundaki en hoş süprizlerden biri buydu.

Serinin bu oyununda grafik kalitesi, sonunda benim 1GB bellekli NVidia 9500GT ekran kartımı zorlayacak düzeye gelmiş. Anti-Aliasing özelliğini X2 yerine X4 yaptığımda belirgin bir yavaşlama farkettim.

Oyunun temelindeki gizlilik, alarm çaldırmama ve gölgelere gizlenme olayı bu oyunda hepten rafa kalkmış gibi. Artık biraz daha esneklik söz konusu. Ancak bu, görevlerin kolayca başarılabildiği anlamına gelmiyor.

Double Agent'taki tek ve en önemli program hatası, Shangai görevinde bina dışındayken (ve sonrasında ilerlediğimizde) oyunu kaydetmeye çalıştığımızda aldığımız çökme hatası. Orjinal oyunda karşılaştığım bu hatanın çözümünü yamalarla giderememiş Ubisoft. Hatayı gidermenin hiç bir yolu yok ne yazık ki. Bu yüzden oyunun önceden kaydedilmiş save dosyaları ilgili bölümü geçmek zorunda kaldım.

Oyunda iki farklı son söz konusu ve bu da yaptığımız seçimlere bağlı olarak değişiyor. Oyunun çeşitli yerlerinde de benzer seçimler yapmamız gerekecek.

Oyunun can sıkıcı kayıt hatasını saymazsak, genel anlamda güzel bir oyun. Splinter Cell serisi, serinin her yeni oyununda çıtayı biraz daha yükseltiyor.

+ Yorum bulunmuyor

Yorum yap