Son kitlesel yokoluşta yeni kanıtlar

Son kitlesel yok oluş: Yeni bulgular dinozorların neslinin tükenmesinde bardağı taşıran son damlanın asteroit veya kuyrukluyıldız olduğunu gösteriyor.

Dinozorların neslinin tükenmesinin ardındaki sır, pek çok farklı teori ortaya atılmasına rağmen, henüz tam olarak çözülemedi. Dinozorlar, bir kuyruklu yıldız ya da asteroitin çarpması sonucu mu yok oldu? Yoksa volkanik bir patlama sonucunda mı? Peki ya iklimsel değişim? Belki de hepsi…

California Üniversitesi Berkeley Jeokronoloji Merkezi’nden, Hollanda ve İngiltere’deki üniversitelerden bilim insanları, bu sırrı çözebilmek için, dinozorların yok olduğu, bugüne kadar belirlenmiş en kesin yaşı, iyi bilinen çarpışmanın da gerçekleştiği yaş olan günümüzden 66 milyon yıl önce olarak belirlerdiler. 

Belirlenen bu yaş, çarpışmanın gerçekleştiği zamana o kadar yakın ki, eğer çarpışma tek başına kitlesel yok oluşa sebep olmadıysa bile, bu çarpışmanın dinozorlar için ölüm vuruşu olduğuna inanılıyor.

BGC direktörü (Berkeley Jeokronoloji Merkezi) ve aynı zamanda UC Berkeley Yer ve Gezegen Bilimleri Departmanı öğretim görevlisi profesör Paul Renne, çarpışmanın kesin olarak bardağı taşıran son damla olduğunu belirtiyor: “Bu iki olayın eş zamanlı olduğuna dair en ayrıntılı verileri ortaya koyduk, dolayısıyla çarpışma kesinlikle büyük yok oluşun temel nedenlerinden biriydi; fakat büyük ihtimalle tek nedeni de değildi.”

Revize edilmiş yaş verileri, fosil kayıtlarından neredeyse bir gece sayılabilecek kadar kısa bir sürede silinen dinozorların ve pek çok deniz canlısının çarpışmadan sonra mı, yoksa önce mi yok olduğuna dair süregelen bilinmeyenin çözülmesini sağladı.  Çarpışma için yeni yaş 66.038.000 yıl olarak belirlendi, böylelikle yok oluşla aynı zamana denk geldiği, yok oluş için belirlenen yaşın hata sınırları içinde olduğu kanıtlandı.

Paul Renne ve ekibinin bulguları 8 Şubat 2013’te Science’da yayımlanacak.

Kıyamet Krateri hakkında önbilgi

Dinozorların yok oluşu ilk olarak, 1980’de UC Berkeley’den, daha sonra kendisine bu sebeple Nobel Ödülü verilmiş olan Luis Alvarez ve UC Berkeley’den emekli yer bilimleri profesörü oğlu Walter tarafından, bir kuyruklu yıldız veya asteroitin çarpması ile ilişkilendirildi. Meksika’nın Yucatan kıyısı açıklarında, Karayipler’de bulunan 177 km genişliğindeki kraterin bu gök cisminin çarpması sonucu oluştuğu düşünüldü. Chicxulub olarak anılan bu kraterin oluşmasına sebep olan gök cisminin çarpma şiddetiyle atmosfere yayılan birikintiler, hala yeryüzü çevresinde tektitler, şok kuvarsları ve iridyumca zengin toz çökellerinden oluşan bir tabaka olarak bulunabilmektedir.

Tektitler görünüşte volkanik camlara (obsidiyen) çok benzerler, ancak onları volkanik camdan ayıran belirgin fiziksel özellikleri vardır ve gök cisimlerinin yeryüzüne çarpması sonucu, yani şiddetli basınç koşulları altında oluşur ve etrafa saçılırlar. Şok kuvarsları ise, yeraltında gerçekleştirilen nükleer bomba testleri sırasında keşfedildi. Gezegen bilimi ve astrojeolojinin kurucularından, Amerika’lı jeolog Eugene Merle Shoemaker, çarpışmayla oluşan yüksek basınç sonucu, Chicxulub ve Barringer gibi kraterlerde şok kuvarslarının oluşabileceğini gösterdi. Bu bulgu, Yucatan’da bulunan Chicxulub kraterinin volkanik bir patlama sonucu değil de, gök cismi çarpması sonucu oluştuğuna dair önemli bir kanıttı. Çünkü bir volkan, şok kuvarslarının oluşması için gerekli basıncı üretemezdi.

İridyumca zengin çökellerin bulunması ise dinozorların bir gök cisminin çarpması sonucu yok olduğuna dair en önemli kanıttır. İridyum elementi yer kabuğunda çok nadir bulunur ve büyük çoğunluğu da, yeryüzünün oluşumu sırasında demir elementi ile birlikte Dünya’nın çekirdeğine çökmüştür. Asteroit ve kuyruklu yıldızlarda bolca bulunan iridyum elementinin çarpışma hipotezinin en büyük kanıtı olduğunu söyleyebiliriz.

İridyum elementi ayrıca, 1985’te gerçekleştirilen Ocean Drilling Program (ODP), yani Okyanus Tabanı Araştırma Programı sırasında, okyanus tabanından alınan örneklerde de keşfedildi.  Milyonlarca yıllık olayların tarihsel kayıtları olan ve deniz tabanından alınan bir biyopsiye benzetilebilecek bu örneklere çökel karotları adı veriliyor. Bu deniz tabanı çamurları metre mertebesinde uzunluklarda bulunabiliyor ve günümüzden binlerce, milyonlarca yıl önce yaşamış olan canlıların fosillerini; volkanik patlamaların, depremlerin veya bunun gibi çarpışmaların izlerini bir film şeridi gibi içerebiliyor.

 

**ODP’nin sitesinden çarpışma olayını belgeleyen çökel karotu. Sol düşey      hattaki rakamlar an alttan en üste günümüze doğru  milyon yılları ifade ediyor.

Kaynak: sciencedaily.com

1 yorum

Yorum yap

+ Leave a Comment