Prey

Prey

Adı çok fazla duyulmamış iyi kitaplar, filmler ve oyunlar vardır. Bunları keşfettiğinizde altın bulmuş gibi hissedersiniz kendinizi. Prey de böyle bir oyun. 2006 yapımı Prey, şimdiye kadar oynadığım en iyi bilimkurgu-fps oyunlarından biri. Onu özel kılan, diğer fps oyunlarından farklı kılan bir çok yenilik var.

Senaryo

Tommy isimli bir Cherokee yerlisi olarak oyuna başlıyoruz. Tommy eski bir Amerikan Ordusu askeri ve şu an tamirci olarak Oklohama’da çalışıyor. Bir kasabanın barındayız. Barda bir kavga çıkıyor ve ardından bizi garip ışınlar alıp götürüyor. Uyandığımızda bambaşka bir yerdeyiz.

İnsanlar, makineler tarafından tutsak edilmiş ve adeta bir üretim bandından geçiyorlar. Bazıları hemen yolun başında öldürülüveriyor. Oyunun ileryen aşamalarında anlıyoruz ki; dünyamızı istila eden bu uzaylı ırk, evrenin çeşitli yerlerinden yaşam formları alıp onların üzerinde çeşitli deneyler yapıyor. Bu deneyler de genelde vahşice oluyor ve ölümle sonuçlanıyor. Daha oyunun başında büyükbabanızı bu şekilde kaybediyorsunuz.

Ama sizin Jen’i kurtarmak gibi bir amacınız var. Tatmin edici bit uzunluğa sahip olan oyun boyunca bunun için uğraşıyorsunuz.. Özellikle oyunun yarısına kadar oldukça tempolu ve hızlı bir şekilde ilerliyorsunuz ama daha sonra zorluk derecesi arttığı için oyun biraz daha uzuyor.

Oyunun sonunda Jen ile ilgili bir süpriz var. Bunun bir benzerini de Quake 4’te yaşamıştık. Oyun bittikten ve yazılar geçtikten sonra bir video daha çıkıyor ve Prey’in devam edeceğini söylüyor, yani devam oyunu gelecek.

Atmosfer

Prey’i özel yapan öğelerin yanı sıra, sizi o ortamın içinde hissettiren gerçekçi bir atmosferi var. Mekanlar son derece özgün tasarlanmış.Gerçekten de bilinmedik bir yerlerde dolaştığınızı hissediyorsunuz.

 Müzikler de atmosfere ve Cherokee kültürüne uygun. Bu açıdan da oldukça özgün olduğu söylenebilir. Bolca küfür eden Tommy’nin diyalogları oldukça net, anlaşılır ve komik. Onun bu doğal tavırları, sanki oyunun içinde siz varmışsınız hissi yaratıyor.

Oynanış zor değil. Ortam tamamen farklı olmasına rağmen kolayca adapte olabiliyorsunuz. Kafanızı çok fazla karıştıran labirentvari bir tasarımı yok. Oyunun zorluk derecesi ve düşman sayısı, oyunun yarısından itibaren artıyor ve oyunun sonlarına doğru zirveye çıkıyor. Özellikle çok sayıda düşman ile çarpıştığınız arenavari ortamlarda ölmeden o bölümü geçmeniz çok zor oluyor. Ama öldüğümüzde kolayca geri geliyor olmamızdan dolayı bunu çok dert etmeyebilirsiniz.

Oyunun bir de sinematik bir yapısı var. Aralarda devreye giren görüntüler ile hikayenin akışı destekleniyor.

Organik ortam

Bulunduğumuz yer hakkında baştan bilgi sahibi değiliz. Oyun içerisinde ilerledikçe bilgi ediniyoruz, hatta olup bitenlere gözlerimizle tanık oluyoruz. İçinde bulunduğumuz ortam bir uzay gemisini andırıyor. Fakat anormal olan şey, metalik kullanımın yanında organik bir yapının da olması. Yani organik kapılar, organik borular ve organik duvarlar var. Adeta yaşayan bir şeyler, metallerle iç içe geçmiş gibi.

Bu organik kapılardan ve deliklerden bazılarını açabilmek için, organik bir yumurtayı o kapıya doğru iterek patlatmamız gerekebilir oyun içinde. Bu aklınızda bulunsun.

Yapay yerçekimi ve tavanda yürüme

İşte oyunu ilginç yapan özelliklerden en önemlisi bence bu. Bazı odalarda yerçekimini yapay olarak değiştiren cihazlar var. Bunun yanı sıra yerçekimini daha kısıtlı bir alanda, bir yol üzerinde etkili kılan bir mekanizma da mevcut. Bu şekilde, duvarda ve tavanda yürüyebiliyorsunuz. Siz yürürken size baş aşağı bakan bir düşman tarafından ateş altında tutulmak gerçekten ilginç oluyor.

Işınlanma kapıları

Oyunun neredeyse bir çok yerinde ışınlanma kapıları mevcut. Bunlar ile bir ortamdan diğerine geçiş yapabiliyorsunuz. Bu kapılar gereksiz yere kullanılmamışlar. Oldukça mantıklı yerlere götürüyor sizi. Arada bir aniden beliriveren kapılar da oluyor ve birden önünüze düşmanlar çıkıyor.

Düşmanlar, canavarlar

Düşmanlarınız arasında neler yok ki! Sizi o mekana ışınlamış olan uzaylıladan garip yaratıklara, zombilerden hayaletlere kadar. Genellikle düşmanların sayısı mantıklı, onları öldürmek için de bir kamyon dolsusu cephane boşaltmanız gerekmiyor.

Önemli bölümlerin sonunda da bölüm sonu canavarı diyebileceğimiz zorlu bir yaratık karşımıza çıkıyor. Bunlar da ölümsüz değiller, etkili taktiklerle kolayca öldürülebiliyorlar.

Silahlar

Silahlarımız yarı organik. Canlı yaratıkları bile bomba niyetine kullanabiliyoruz. Silahların hepsi her düşmanı alt etmeyebiliyor. Ama en temel silahınız olan ışın tüfeği diyebileceğimiz lazer destekli tüfek, en zorlu düşmana bile hasar verebiliyor.

Cephane sistemi diğer oyunlardaki gibi rakamla gösterilmiyor. Ne kadar cephanenizin kaldığını grafik ile takip ediyorsunuz. Oyun içerisinde pek cephane sıkıntısı çekmiyorsunuz.

En temel silahınız olan lazer tüfeğinizin cephanesi bitmiyor denebilir. En son noktasına geldiğinde kendini şarj ediyor ve size bir kaç atımlık hak veriyor.

Ruh modu

Cherokee yerlisi olmanın avantajını kullanıyoruz. Bazı yerlerde bedenimizi terkedip ruhumuzla dolaşabiliyoruz. Bedenimizin geçemediği manyetik kapıalrdan geçmek için faydalı bir özellik. Bu moda girdiğinizde oyunun rengi değişiyor, müziği değişiyor. Dönüpte kendinize baktığınızda, vücudunuzun havada süzüldüğünü görüyorsunuz.

Ruh modunda ölümsüz değilsiniz ama avantajlısınız. Orada da ok silahı kullanıyorsunuz. Bu da belli bir enerji gerektiriyor. Normal canınız gibi ruh modu için de enerji topluyorsunuz ölülerden.

Ölünce ne oluyor peki? Kendimizi garip bir yerde buluyoruz, havada uçuşan kırmızı ve mavi yaratıkvari ruhlara ok atıyoruz. Bunlardan mavi olanlar ruh gücü, kırmızı olanlar ise normal canımıza ait eneji veriyor. Bunlardan bir kaçını vurup kuyudan aşağı düşüyoruz ve oyuna o noktadan geri dönüyoruz. Bu açıdan baktığımızda teorik olarak ölümsüz olduğumuz söylenebilir.

Sonuç

Senaryosu, atmosferi, müzikleri, ses efektleri, farklı kurgusu ve oyun içi çeşitliliğiyle mutlaka oynanması gereken bir bilimkurgu-fps oyunu. Oyun D&R mağazalarında 5TL gibi neredeyse bedava denilecek bir fiyata satılmakta. Oyuna orjinal olarak sahip olmak isteyenlerin bu fırsatı kaçırmamasını tavsiye ederim.

2 Comments

Yorum yap
  1. 1
    İbrahim Aykaç

    İlk oyuna başladığım zamanlarda başından kalkamıyordum. Sonra biraz ilerledikten sonra oyuna ara verdim. Ondan sonra tekrar başlamam biraz zorlasa da ite kaka oynamayı başardım ve tekrar eski bağımlılık moduna soktu.

    Oyun konusunda çok detaylı bilgi sahibi değilimdir fakat bir sitede bu oyunun analizi yapılırken çok güzel gözlemler yapılmış. Bahsettiğim sitede yazdığına göre oyundaki yapay zeka(Oyundaki düşmanların size verdiği tepki) çok gelişmiş. Hakikaten de oyundaki canavarlara ateş filan edildiğinde aldıkları manevralar çok gerçekçi ve akılcı. Ayrıca yine aynı sitede oyunun oynanış açısından da diğer FPS oyunlarına nazaran çok kaliteli olduğundan bahsediyor. Ben şahsen oynarken inanılmaz zevk aldım. Bana biraz Quake 4 havası verdiğini de söylemeden geçemem, zaten sitede de bahsettiğine göre aynı tabanlılarmış.

    Fakat senaryoda bir kızıl deriliden ziyade daha uygun bir karakter seçilebilirdi, gerçi onu da ruh modunun mantığına uygun olması için yapmışlar sanırım.

    Bir diğer rahatsız olduğum konu da oyunda öldükten sonra tekrar dirilme mevzusu çok basite indirgenmiş. Büyük kapışmalarda dahi öldükten sonra hemen kaldığınız yerden, yani güçlü canavara verdiğiniz zarar hiç sıfırlanmadan, canlanıyorsunuz. Bence hoş olmamış!

    Oyunun notlandırılması ise şu şekilde:

    Grafik = 100
    Ses = 99
    Oynanabilirlik = 94
    Senaryo = 100
    Orijinallik = 97
    Genel = 98

  2. 2
    Orhan Yıldırım

    Bu oyunu ben de oynadım. Konusu çok ilgimi çekmişti. Oyun şartları değişik geldi. Dünya kurtarma görevlerini severim. Yerçekimi değiştirme, farklı tarzda silahlarıyla oyun farklı bir atmosfere götürüyor bizi. Oyun belli bir akış düzeni ile tamamlanıyor. Oyunun sonuna baktığımızda sanırım bu oyunun ikincisi de çıkacak gibi. Sabırsızlıkla bekliyorum!

Orhan Yıldırım için bir cevap yazın Cevabı iptal et