Politika yapan bir bilim kadını: Wangari Maathai ve Yeşil Kuşak Hareketi

Geçtiğimiz aylarda yolculuğuna son veren Amargi Kadın Akademisi’nin “Yaşamak en önemli akademik faaliyettir” diye çok anlamlı bir sloganı vardır. Benim açımdan bu kadar anlamlı olmasının iki sebebi var. Birincisi, bilim insanı – akademisyen olarak addedilen insanların bir kısmı, bilimin ve akademik çalışmaların yalnızca üniversite kürsüsü veya masa başı ile sınırlı olduğuna inanır. Bu insanlar, bir alanda uzmanlaşmayı tek bir yöne başını gömmeye ve hayatın geri kalanına hiç ilgi duymamaya indirger. Oysa gerçekten araştırma tutkusu olan bir insan elini taşın altına koymalıdır (bkz. Galileo Galilei). Hayatın her alanına karşı büyük bir gözlem ve merak beslemeli, kendi sınırlarını her alanda zorlamalıdır. İnsanları, doğayı, kendisini, kısacası varoluşu sırasında tecrübe ettiği her şeyi gözlemlemelidir. Hem kaşif, hem de doğa bilimcisi olan Alexander von Humboldt böyle bir bilim anlayışına güzel bir örnektir. Metodolojisi literatüre Humboldiyen bilim olarak geçmiştir ki, bu anlayış, disiplinlerarası ya da çok disiplinli bilimsel araştırma olarak tanımlanabilir. Onun anlayışı, bilimin bir alanıyla uğraşırken, doğal veya sosyal bilimlere ait olsun, diğer alanlarını dışlamamayı savunur. Harezmi, El- Cahız, Farabi, İbn Sina, Leonardo da Vinci, Descartes, Pascal gibi hezarfen (polimat) bilim insanları da tam olarak bunu gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla, araştırmacı direkt olarak yaşam deneyiminden beslenir, çünkü yaşam deneyimleri, bir araştırmacının yakıtı olan “merak”ı ateşler. Bu yüzden akademik çalışmalar asla yalnızca teori ve laboratuar çalışmalarına indirgenemez.

Bu cümleye anlam katan 2. neden ise, bilimin etik değerleriyle ilişkilidir. Hiçbir şey canlı yaşamından değerli olamaz. Bilim, bunu her zaman gözetmelidir. Bilimsel ve teknolojik gelişmelere verilen önem, doğa ve canlı yaşamının önüne geçemez. Bilim olarak yaptığımız şey canlılara, Dünya’ya ne kadar zarar veriyor? Nerede durulması gerekiyor? Hayvanlar üzerinde yapılan bilimsel deneyler nasıl meşrulaştırılıyor? Ne için? Bilim bir tahakküm aracına dönüşüyor mu, putlaştırılıyor mu? Yalnızca entelektüel kesimin tekelinde mi? Sosyal farkındalığa sahip, müdahil bir bilim insanı olmak ne demektir? Bunun getirdiği sorumluluklar nelerdir?  Bu soruların yanıtını burada tartışmayacağım. Fakat bu soruların güzel bir şekilde tartışıldığı, Carl Sagan’ın popüler bilim kitaplarını okumak bu konularda oldukça aydınlatıcı olabilir.

Bu yazıda, kısa ve basit gibi görünen bu cümlenin derinliğini bir örnek üzerinden vurgulamak için güçlü bir bilim kadının yaşam öyküsünden bahsedeceğim. Yaşamı ve idealleri ilham verici olan Prof. Wangari Maathai’den bahsediyorum.  Akademik faaliyetlerini, yalnızca üniversite duvarları ve konferans salonları ile sınırlandırmayarak tüm yaşamıyla özdeşleştiren ve pratiğe döken bir kadın oldu. Hem kendi hayatını, hem de çevresindeki pek çok kadının hayatını dönüştürmeyi başardı. Veterinerlik anatomisi alanında yaptığı doktora çalışması ile doktora dereceli ilk Doğu Afrika’lı kadın olan Wangari Maathai, sürdürülebilir kalkınma, demokrasi ve barış adına yaptığı çalışmalardan dolayı Nobel Barış Ödülü’nü alan ilk Afrika’lı kadındır. Halkın, özellikle de kadınların söz sahibi olduğu, “çevreyi koruma ve geçim kaynaklarının iyileştirilmesi” hedefiyle yola çıkan “Yeşil Kuşak Hareketi” adlı sivil toplum kuruluşunun da öncüsü olmuştur. Ekoloji hareketi ve kadın haklarına hayatını adayan Maathai, bilimsel faaliyetlerini politik aktivizm ile harmanlamayı başarmış nadir insanlardan biridir. Bir röportaj sırasında söylediği şu sözler bu tutumunu güzel özetler: “Ormanları yok etmeye devam ederseniz, nehirleriniz eninde sonunda kuruyacaktır. Bu basit bağlantıyı kuramazsak, sonuç sahip olduğumuz o üniversite derecelerimizin değiştiremeyeceği bir trajedi olacaktır. Bilgiye sahip olup da, bu basit bağlantıyı kuramamak ve gerekli adımları atamamak gerçekten de çok talihsiz bir durum.”

Wangari Muta Maathai, 1940 yılında Kenya’nın kırsal kesiminde, Nyeri’de doğmuş. Biyoloji dalındaki lisans derecesini ve kimya ile Almanca yan dal derecelerini, burslu olarak Kansas Mount St. Scholastica Üniversitesi’nden 1964’te, yüksek lisans derecesini Pittsburgh Üniversitesi’nden 1966’da almış. Doktora çalışmalarına Almanya ve Nairobi’de devam etmiş, doktora derecesini, veterinerlik anatomisi dersleri verdiği Nairobi Üniversitesi’nden 1971’de almış. Afrika’ya döndüğünde kendisine çocukluğunda verilen Hristiyan ismini kullanmayı bırakarak, doğumunda verilen ismi olan Wangari Muta’yı kullanmayı seçmiş. Üniversiteye yeni işi için başvurduğunda, bu pozisyonun başkasına verildiğini öğrenmiş. Wangari Maathai bu durumun cinsiyetçi ve kabileler arası önyargılardan kaynaklandığına inandığını açıklamış. 2 ay sonra, Almanya’daki Giessen Üniversitesi’nden Profesör Hofmann, kendisine Nairobi Üniversitesi’nin Veterinerlik Anatomisi Departmanı’nın Mikroanatomi bölümünde araştırma görevlisi olmasını önermiş. Aynı departmanda profesörlük kadrosu alan bölgedeki ilk kadın olmuş. Doktora çalışmalarının bir bölümünü de Giessen ve Münih Üniversiteleri’nde gerçekleştirmiş. Nairobi Üniversitesi’nde, daha sonra eşi olacak olan Mwangi Mathai ile tanışmış. Akademik personel arasında kadınların eşit haklara sahip olması için mücadele yürüten Maathai, akademik personellerin haklarını tartışabilmeleri için bir sendika kurma girişiminde bulunmuş. Maalesef, bu sendika kurma girişimi başarıya ulaşamamış, ancak kadınlar için talep ettiği hakların birçoğu üniversite yönetimi tarafından kabul edilmiş. Kenya Ulusal Kadın Konseyi’nde aktif olan Maathai bu konseyin başkanlığını da yürütmüş. Konseydeki görevi sırasında kamusal tabanlı ağaçlandırma fikrini ortaya atmış. Bu fikri geliştirerek daha geniş kapsamlı bir halk hareketi olacak “Yeşil Kuşak Hareketi” örgütüne dönüştürmüş. Bu hareket aracılığı ile ağaçlandırma projesi yoluyla yoksulluğu ve işsizliği azaltmayı, çevreyi korumayı hedeflemiş. “Harambee alanını kurtarın” sloganıyla başlayan hareket, Yeşil Kuşak Hareketi’nin öncüsü olmuş. Kenya’lı kadınları ülke boyunca fidanlıklar oluşturmaları için cesaretlendiren Maathai, diktikleri her fide için onlara küçük bir ücret ödemeyi talep etmiş.

Maathai ve eşi 1977’de ayrılmış. Eşi Mwangi, 1979’da açtığı boşanma davasında Maathai’yi “bir kadın için fazla özgür iradeli” olmakla itham etmiş ve “onu kontrol edemediğinden” yakınmış! Ona attığı çeşitli iftiralar yüzünden Maathai, 6 ay hapis cezası almış. Bir süre sonra hapisten çıktığında, Mwangi, Wangari’den kendisinin soyadı olan Mathai’yi  artık kullanmamasını talep etmiş. Buna karşılık Wangai, soyadını tamamen değiştirmek yerine bir “a” harfi daha ekleyerek, soyadını “Mathaai” olarak belirlemiş. Boşanma davası yüzünden ekonomik problemler yaşayan Wangari Maathai, üniversiteden aldığı gelir yeterli olmadığından Afrika Ekonomi Komisyonu’ndan gelen bir iş teklifini değerlendirmiş. Bu yeni işi, çokça seyahat etmesini gerektirdiğinden çocuklarının bakımını eski eşine bırakmak zorunda kalmış. Bu süreç içerisinde çocuklarıyla düzenli olarak görüşmeye devam edebilmiş.

Wangari Maathai bu sıralarda politik yaşamında da pek çok sorunla karşılaşmış. Kenya Ulusal Kadın Konseyi’nde başkanlık görevini yaparken, Kenya’nın yeni başbakanı Daniel arap Moi, Wangari Maathai’nin de ait olduğu Kikuyu kabilesinin ve Kenya Ulusal Konseyi gibi örgütlerin ülkedeki etkisini engellemeye başlamış. 1982’de, Parlamento’da doğum yeri olan Nyeri bölgesi adına vekil pozisyonu açılmış. Maathai, bu pozisyon için adaylığını koymuş. Mahkemeler, Maathai’nin adaylığını 1979’daki seçimlerde oy vermek için tekrar kayıt yaptırmadığı için onaylamamış. Maathai bunun sahte bir belge olduğunu ve yasal olmadığını savunarak mahkemeye başvurmuş. Yeni başbakanın etkisinde olan mahkeme heyeti Maathai’nin aleyhine karar vermiş. Bu süreçte Maathai, hem üniversitedeki işinden hem de üniversite lojmanlarında kaldığı için evinden olmuş.

Kendisine küçük bir ev tutan Maathai, bir yandan iş ararken bir yandan da Kenya Ulusal Kadın Konseyi’ne yoğunlaşmış. Bu süreç sonunda başlayan Yeşil Kuşak Hareketi’nin koordinatörü olan Maathai, Birleşmiş Milletler Kadınlar için Gönüllülük Fonundan aldığı parayla, her fide için, harekette yer alan kadınlara bir bütçe ayırmış.

Fakat 1980’lerin sonuna doğru tek partili Kenya hükümeti yine Maathai ve Yeşil Kuşak Hareketi aleyhine girişimlerde bulunmaya başlamış. Bu sıralarda hükümet, 9’dan fazla kişinin hükümetten lisans almadan bir araya gelerek toplanmasını engelleyecek bir yasa çıkarmış. 1988 boyunca Yeşil Kuşak Hareketi, seçimler için oy verenlerin kaydının tutulması, anayasal reform ve ifade özgürlüğü gibi konular için mücadele vermiş.

1989 yılında, Maathai hükümetin Uhuru Park’a, 60 katlı bir Kenya Times Media Trust Kompleksi olarak adlandırılan bir mega binanın yapılacağını öğrenmiş. Bu binanın planı, Kenya Times gazetesi, bir ticaret merkezi, ofisler, oditoryum, galeriler, alışveriş merkezleri ve bir de başbakan arap Moi’nin heykelinden oluşuyormuş! (Gezi Parkı’nı çağrıştırdı mı size de?) Bunun üzerine Maathai, durumu protesto etmek için, Uhuru Park alanına böyle bir mega kompleks inşa etmenin kabul edilemeyeceğine dair pek çok mektup yazmış: Kenya Times gazetesine, Başbakanlık Ofisi’ne, Nairobi şehir komisyonuna, çevre ve doğal kaynaklar bakanına, UNESCO’ya ve daha pek çok kimseye. Hükümet onun mektuplarına yanıt vermek şöyle dursun, medya aracılığıyla onu “delirmiş bir kadın” ilan etmiş. Ayrıca da eklemiş: “Planlanan inşaat, kamusal Uhuru Park alanının yalnızca küçük bir bölümünü kapsayacaktır. Bu proje, yalnızca bilgisiz ve cahil bir kesimin karşı çıktığı bir mimarlık harikasıdır.” (Sizin de kulaklarınızda “Bu değil, bu da değil, bu sıradan, bu hiç değil!” sözcükleri çınladı mı,  acaba?). 8 Kasım 1989’da, parlamento Maathai’nin eylemleri üzerine öfkesini kusmuş ve Yeşil Kuşak Hareketi’ni sahte bir örgüt olarak, örgüt üyelerini de “bir grup boşanmış kadın” olarak adlandırmış! Yani, iktidarların kullandığı ataerkil söylemler zaman ve sınır tanımıyor, savunmasız kalıp tehdit edildiğinde hep aynı malzemenin arkasına sığınıyor. Maathai’ninki de dahil olmak üzere ülkede yaygınlaşan tüm protestolara rağmen, Uhuru Park’ta yapılacak inşaatın temelleri, 8 Kasım 1989’da atılmış. Maathai, bunun üzerine Kenya Yüksek Mahkemesi’ne başvurmuş, fakat mahkeme 11 Aralık’ta düşmüş. Temel atma konuşması sırasında Başbakan arap Moi, projeye karşı olanları örümcek kafalı olmakla suçlamış ve Maathai’ye Afrika geleneklerine uygun olarak “düzgün” bir kadın olmasını, erkeklere saygı göstermesini ve sessiz olmasını buyurmuş. Hükümet tarafından ofisini boşaltmaya zorlanmış, Yeşil Kuşak Hareketi ile bağlantısı kesilmiş ve evinden çıkarılmış. Daha sonra hükümet, aleni bir şekilde Yeşil Kuşak Hareketi’ni kapatma girişiminde bulunmuş.

1992 yılında, Maathai ve ülkedeki diğer aktivistler bir grup insanın suikast hedefi olarak seçildiğini ve hükümet destekli bir darbenin gündemde olduğunu fark etmişler. Seslerini medya kanalıyla duyurarak genel seçim çağrısında bulunmuşlar. O gün Maathai’ye, arkadaşlarının birinin tutuklandığına dair uyarı gelmiş. Bunun üzerine Maathai, polisin evinin çevresini kuşatmasına rağmen, 3 gün boyunca evinde barikat kurmuş. Sonunda polisler onu ve diğer aktivistleri tutuklamış. Tutuklama gerekçesi olarak da “kötü niyetli dedikodular yaymak ve ihanet” olarak belirtilmiş. Kasım 1992’de baskılar sonucunda şartlı tahliyeleri gerçekleşmiş. Fakat bunun üzerine Maathai ve diğer aktivistler, Uhuru Park’ın bir köşesinde siyasi tutukluların serbest bırakılması için açlık grevine başlamışlar ve bu köşeyi de “Özgürlük Köşesi” olarak adlandırmışlar. 4 gün süren açık grevinin sonunda polis, protestocuları zor kullanarak alandan çıkarmış. Maathai ve diğer üç kişi polis tarafından bilinçlerini kaybedene kadar darp edilmiş. Başbakan arap Moi onun “devletin birliği ve güvenliği için bir tehdit oluşturan deli bir kadın” olduğunu açıklamış. Bu olayların sonucunda gelişen uluslar arası baskıya rağmen siyasi tutuklular serbest bırakılmamış. Bu sırada, dışarıda olan tutukluların anneleri, eylemlerini  Uhuru Park’taki All Saints Katedrali’ne taşımışlar. Protestolar, tutukluların serbest bırakıldığı 1993 başlarına kadar devam etmiş.

Kenya’nın çok partili 1992 seçimleri sırasında Maathai, muhalefeti birleştirerek özgür ve adil bir seçimin gerçekleşmesi için kampanya başlatmış. Bu çabalarına rağmen, muhalefet birleşmemiş ve halihazırda iktidarda olan parti medya organını da kullanarak seçimleri kazandığını açıklamış ve parlamento üzerindeki kontrolünü de sağlamlaştırmış. İlerleyen senede Kenya’daki farklı etnik gruplar arasında çatışmalar başlamış. Maathai, bunun hükümetin çok partili sisteme geçilmesini engellemek için kullandığı bir bahane olduğu açıklamasında bulunmuş. Maathai, arkadaşları ve basınla şiddetin olduğu bölgelere giderek çatışmanın durmasını engellemek için eylemlerde bulunmuş. Yeşil Kuşak Hareketi ile “barış ağaçları” dikmeye başlamış. Fakat hükümet tarafından yine engellenmiş. Arkadaşı ve destekçisi Dr. Makanga kaçırıldığında, Maathai gizlenme kararı almış. Yine uluslar arası baskılar sayesinde, Maathai yurt dışındaki adına düzenlenen ödül törenlerine katılmayı başarabilmiş. Döndüğünde, 1997 seçimlerinde tekrar muhalefeti birleştirmeye çalışmış. Sonunda, seçimlerde kendi milletvekilliği adaylığını koymuş. Fakat seçimlerden tam bir gün önce, gazetelerde adaylığını geri çektiğine dair dedikodular ve yalan haberler yayımlanmış. Bu yüzden, çok az oy alıp seçimleri kaybetmiş

1998’de, Maathai, hükümetin Karura Ormanları’nda büyük bir kamusal araziyi özelleştirme planlarından haberdar olmuş. Yeşil Kuşak Hareketi ile ormana giderek ağaç dikmeye ve ormanın yok edilişini protesto etmeye başlamış. Aynı grupla ağaç dikmeye gittikleri bir gün, golf sahası olarak parsellenmiş bir araziye ağaç dikmeye çalıştıkları için görevliler tarafından saldırıya uğramışlar.

Maathai, yanında bulunan protestocular, gazetecilerin bazıları ve Alman çevreciler bu saldırılar sonucunda yaralanmış. Polise şikayetçi olduğunda, polis saldırganları yakalamak için ormana onlarla dönmeyi reddetmiş. Fakat, saldırı Maathai’nin destekçileri tarafından filme alındığı için, bu olay uluslar arası tepki oluşturmuş. Nairobi’de öğrenci protestoları başlamış ve bu grupların pek çoğu polis şiddetine maruz kalmış. Protestolar, 1999’da, hükümetin kamusal arazide parsellemeyi yasakladığını açıklamasına kadar devam etmiş. 2001’de hükümet yine rant için, ormanlık araziyi ele geçirme ve destekçilerine parselleme girişiminde bulunmuş. Maathai buna karşı imza topladığı için tekrar tutuklanmış. Bu süreçte pek çok defa hapse girip çıkmış, ama her seferinde ertesi gün kamuoyu baskısı sayesinde serbest bırakılmış.

Ocak 2002’de Maathai öğretim görevliliğine geri dönmüş ve Yale Üniversitesi Çevre ve Orman Bilimleri Fakültesi’ne ziyaretçi araştırmacı olarak gitmiş. 2002’ye kadar orada kalıp sürdürülebilir kalkınma ve Yeşil Kuşak Hareketi ile ilgili dersler vermiş.

Wangari Kenya’ya geri döndüğünde, 2002 seçimlerinde milletvekilliği için tekrar aday olmuş. Fakat bu sefer Ulusal Gökkuşağı Koalisyonu adı altındaki şemsiye organizasyon bünyesinde muhalefeti birleştirmeyi başarmış. Bu koalisyon, seçimlerde iktidar partisini yenilgiye uğratmış ve Wangari Maathai %98 oyla seçimleri kazanmış. Ocak 2003’te Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı’nda yardımcı bakan seçilmiş ve 2005 yılına kadar bu görevde kalmış. 2003 yılında Kenya’nın Maziringa Yeşil Partisi adlı partiyi, Yeşil Kuşak Hareketi’nin başlattığı koruma politikalarının devamı olarak kurmuş.

2004’te Nobel Barış Ödülü’nü aldıktan sonra, 2005’te Afrika’nın Ekonomik Birliği, Sosyal ve Kültürel Konseyi’nin ilk başkanı ve Kongo Havzası Orman Ekosistemi’ni Koruma İnsiyatifi’nin iyi niyet elçisi seçilmiş. Wangari Maathai; Jody Williams, Shirin Ebadi, Rigoberta Menchu Tum, Betty Williams Mairead Corrigan Maguire ile birlikte Nobel Kadın İnsiyatifi’ni kurmuş. Nobel Kadın İnsiyatifi’nin görevlerinden biri, dünyada kadın hakları için yapılan çalışmalara destek vermek.

Wangari Maathai, rahim kanserinden 25 Eylül 2011’de hayata gözlerini yumdu.

Wangari Maathai’nin kitapları:

1)    Yeşil Kuşak Hareketi: Yaklaşım ve Tecrübe Paylaşımı (1985)
2)    Dipte de ağır: Yeşil Kuşak Hareketi’nde bile (1994)
3)    Afrika’da İlerlemenin Önündeki Dar Boğazlar (1995)
4)    Umudun Gökkubesi: Afrika, Kadınlar ve Çevre için Mücadelelerim (2002)
5)    Boyun eğmemiş: Bir Biyografi (2006)
6)    Hak ve kaynak talebi, kadınlar, yoksulluk ve çevre (2007)
7)    Yağmur Suyunun Hasadı (2008)
8)    Dünya’daki azınlıkların durumu 2008: 2007 olayları
9)    Afrika için Büyük Mücadele (2009)
10)    Ahlaki Temel: Tehlike Altındaki Gezegen için Etik Tavır (2010)
11)    Dünyayı Yenilemek (2010)

Bu azimli bilim kadının yaşam öyküsünü bu kadar uzun uzun anlatmamın sebebi, Wangari Maathai’nin yaşadıklarının da, şu an ülkemizde yaşananlara dair bir tablo çizmesinden ileri geliyor. Yani, aslında Wangari’nin yaşadığı tüm bu maceralar, ülkemizde kendi mücadele alanlarımızda yaşadığımız olaylarla birebir örtüşüyor. Bilimin bağımsızlığı ve bilim insanlarının bilimsel doğruluktan şaşmama çabaları sekteye uğruyor. Her şeyden önce,  özel hayatında, mesleki ve politik hayatında pek çok sorunla ve aynı taş duvarlarla karşı karşıya kalan Wangari Maathai hiç yılmamış, her seferinde daha da güçlenmiş ve mücadeleye devam etmiş ilham veren bir bilim kadınıdır.  Wangari Maathai’nin Kenya’da verdiği mücadele bugün Karadeniz’de, Aliağa’da, daha pek çok yerde Wangari Maathai gibi insanlar tarafından ormanlarını ve sularını korumak için veriliyor. Kadınlar hayatın her alanında olduğu gibi bilim alanında da varolabilmek için tüm engellere rağmen mücadele veriyorlar. Aynı Wangari gibi dokunulmaz denilen alanlara ve tabulara dokunduğu için sosyolog Pınar Selek sadece bilimsel araştırma konuları yüzünden aynı kaderi paylaşıyor. Aynı Wangari gibi, defalarca beraat etmesine rağmen yasal usulsüzlüklerle müebbet hapse çarptırılabiliyor. Hem de hiç işlemediği bir suç, çirkin bir iftira yüzünden.  İTÜ, ODTÜ ve Tübitak’tan gelen bilimsel raporlar da mahkemede hiçe sayılabiliyor. İki hikaye arasındaki paralellikleri görmemek imkansız. Bu şartlar altında Türkiye’de bilimsel araştırma özgürlüğünden bahsedebilir miyiz? Pek mümkün gözükmüyor… Ancak ve ancak belirli sınırlara dokunmadığımız, duvarları yıkmaya çalışmadığımız zaman… Cadı avları ve Galileo Galilei’yi ölüme mahkum eden Ortaçağ zihniyetinin çağımızda hala geçerli olduğunu görmek, tarihin tekerrürden ibaret olduğuna ve insanlığın hiç ders almadığına dair önemli bir göstergedir.

 

Wangari Maathai ve Yeşil Kuşak Hareketi’ni anlatan bir video:

 

Wangari Maathai ile ilgili çekilen bir belgesel film: Taking Root

 

Kaynaklar

[1] http://www.greenbeltmovement.org/who-we-are
[2] http://nobelwomensinitiative.org/meet-the-laureates/wangari-maathai/
[3] http://www.bbc.co.uk/news/science-environment-15060167
[4] http://www.greenbeltmovement.org/wangari-maathai/biography
[5] http://en.wikipedia.org/wiki/Wangari_Maathai
[6] http://www.womenaid.org/press/info/development/greenbeltproject.html
[7] Alexander von Humboldt’un yöntemi: http://en.wikipedia.org/wiki/Humboldtian_science
[8] Carl Sagan kimdir: http://en.wikipedia.org/wiki/Carl_Sagan
[9] Pınar Selek Kimdir: http://www.pinarselek.com/public/Default.aspx
[10] Elini taşın altına sokan Galilei: http://en.wikipedia.org/wiki/Galileo_Galilei

+ Yorum bulunmuyor

Yorum yap