Migrenin Afrika’dan Avrupa’ya göçle ilişkili olduğunu biliyor muydunuz?

Migrenin Afrika’dan Avrupa’ya göçle ilişkili olduğunu biliyor muydunuz?

Migren günümüzde çoğu insanın korkulu rüyası. Nasıl tetiklendiği ve geliştiği hala tam olarak bilinmemesine rağmen bu sinirsel rahatsızlığın gidişatı 2 saat ila 3 gün arasında değişebiliyor. Migreni olan kişilerde ışığa ve sese karşı hassasiyet, bulantı, kusma gibi belirtiler olabiliyor. Rahatsızlığın sebepleri de tartışma konusu; genetik faktörlerin etkili olduğu aile içi vakalar ile kanıtlanmışsa da fizyolojik ve çevresel unsurların da aktif olduğu biliniyor. Tüm bunların üstüne, önüne geçilmesi de bir hayli zor olan bir sıkıntı migren.

Kontrol altına alıcı yaklaşımlar var; ancak aşırı ilaç kullanımına bağlı baş ağrısı gibi yan etkileri de beraberinde getirebiliyor. Dünyada insanların %10’undan fazlasını etkilediği düşünülen bu durum Türkiye’de de oldukça yaygın. 2009 yılında yürütülen “Türkiye’de Başağrısı ve Migren Epidemiyoloji Çalışması”na göre her 4 kadında bir migren görülürken, erkeklerde bu sayı 12. Yataktan kaldırmayacak derecede şiddetli atakları olabildiği düşünülürse, öldürmüyor ama süründürüyor demek yerinde olabilir.

Konumuza geri dönersek, 20.000-30.000 yıl önce insanların Afrika kıtasından Avrupa’ya yayılmaya başladığı biliniyor. Mayıs başında PLOS Genetics’te yayınlanan bir çalışmaya göre, daha soğuk havalarla karşılaşan bu insanların bu durumla baş etmek amacıyla gen havuzunda bulunan bir geni korudukları, ancak bu gen ile birlikte migrene daha yatkın hale geldikleri bulundu.

Çalışma, Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü’nden Felix Key ve çalışma arkadaşları tarafından gerçekleştirilmiş. TRPM8 adlı gen tarafından kontrol edilen sıcaklık reseptörü proteinin soğuk havalarda aktive olduğu daha önceden gösterilmişti. Bu proteini kontrol eden genin iki çeşidi bulunuyor. Genin eski varyantı, Afrika popülasyonlarında daha sık görülmesine rağmen, mutasyona uğramış olan yeni varyant Avrupalılar’da daha yaygın. Yeni varyant sıklığı Nijerya’da %5 iken Finlandiya’da 88%’e kadar çıkabiliyor.

Bu noktada, genetik terminolojisinden yardım almak mümkün. Genel anlamıyla, genin varyasyonlarına sebep olan SNP adı verilen değişimler (single nucleotide polymorphism, yani tek nükleotit polimorfizmi/varyasyonu). SNP; genomdaki A, T, G, C nükleotitlerinden sadece birinin mutasyona uğramasıyla meydana geliyor ve en önemli özelliği, iki veya daha fazla varyasyonun farklı popülasyonlarda korunmuş olması. Alel adı da verilen bu varyasyonlar, genetik belirteçler olarak popülasyon genetiği çalışmalarının yanında genetik-hastalık ilişkilerini açığa çıkarmada ve adli tıpta sıkça kullanılıyor.

Ekip; Afrika, Avrupa ve Asya’dan örneklenmiş genetik dizileri inceleyerek gen sıklığı (frekansı) ve enlem arasında ilişki olduğunu keşfetmiş (İlgilenenler için kullanılan insan genom kataloglarından biri, 1000 Genom Projesi’nin İngilizce sayfası). Bilgisayar simülasyonlarına göre bu gen varyantı, henüz kavimler Afrika’dayken ortaya çıkmış. Penn State Üniversitesi’nden Mark Shriver bunun oldukça heyecan verici olduğunu söylüyor ve ekliyor, “İlk kez duyusal bir genin çevre ile ilişkisi gösterildi.”

Araştırmacılar, bu seçilimin ne zaman gerçekleştiğini bulmak amacıyla 3.000-8.000 yıl öce Avrasya’da yaşamış olan avcı-toplayıcı ve çiftçilerin SNP’lerini incelemiş. Sonuç olarak yeni varyantın en az 3.000 yıl öncesine kadar bu toplumlarda yaygın olduğu bilgisine ulaşılmış.

Bu çalışma, adaptasyonun yan etkileri de olabileceğini gösteren ilginç bir örnek. Wisconsin-Madison Üniversitesi’nden John Hawks’ın da söylediği gibi, “Seçilim, uyum gücünü arttırır. Sağlığı, mutluluğu arttırmakla ilgisi yoktur. Bazen seçilime uğrayan şeyler beraberinde kötü etkisi olan değişimleri de getirebilir.”

İnsanların çevresel etmenler sonucu geliştirdiği adaptasyonlar konusunda, özellikle de sıcaklık ile ilgili fazla bilgi birikimi yok. Tarımın gelişmesiyle laktoz intoleransı arasında bağlantı kurulması gibi adaptasyon örnekleri biliniyor, ancak bunlar yakın zamanda ortaya çıkmış değişimler. Termoregülasyon (ısıl düzenleme), homeostasi adı verilen iç düzenimizi ve tabir-i caizse fiziksel huzurumuzu korumak için kullandığımız önemli bir sistem ve gizemleri ne kadar aydınlatılırsa o kadar şanslıyız demektir. Her ne kadar migren muzdaripleri için yeni haberler pek şans getirmiyor olsa da.

Kaynaklar:

+ Yorum bulunmuyor

Yorum yap