Medal of Honor: Pacific Assault

EA Games'in 2004 yapımı fps oyunu Medal of Honor: Pacific Assault,'ta yine II. Dünya Savaşı'ndayız ancak bu sefer japonlara karşı Pasifik'te mücadele veriyoruz.

Çok sayıda II. Dünya Savaşı oyunu mevcut ama japonlara karşı savaştığınız fazla sayıda oyun yok. Alıştığımızdan farklı savaşma tekniklerine sahip olan japonlarla, genelde sık ormanların yer aldığı mekanlarda çarpışmak farklı bir deneyim. Japonlara özgü savaşma özellikleri, sizi biraz ürkütebilir. Mesela çalılardan aniden fırlayıp, "banzai" diye bağırarak üstünüze doğru süngü hücumuna geçen bir japon askeri gördüğünüzde biraz panikliyorsunuz.

Yine oyunun sonlarına doğru 2-3 kez karşılaştığım ve ürkmenin ötesinde endişe duyduğum bir durumla karşılaştım: El bombası ile intahar hücumu. Uçaklarının kamikaze hücumu gibi askerler de ölürken,  sizi beraberinde götürmek için kendilerini feda ediyorlar. Korkusu olmayan bir asker, en tehlikeli silahtır. Bunu burada görme fırsatımız oluyor.

Oyunun en etkileyici kısımlarını Pearl Harbor görevi oluşturuyor. Bir jipin içinde dolaşarak başladığınız bu bölümde, aniden japon saldırısının ortasında buluyorsunuz kendinizi. Sinematik sahneleri ve başarılı müzikleri ile gerçekten en etkileyici kısmı burası olmuş.

Pacific Assault, eş zamanlı çıkan Call of Duty 2'den daha iyi grafiklere sahip değil. Oynanışda da bazı sorunlar var. Mesela kontroller kötü dağıtılmış. Mouse'un sağ tuşu ile nişan alma yerine dipçikle vurma eklenmiş. Buna benzer bir kaç tuşun kötü dağılımı, ayarları yeniden yapmanızı gerektirecek. Bir başka can sıkıcı durum ise, hem kendi adamlarınıza, hem de ölmekte olan düşman askerine takılmanız. Önünüzde duvar gibi duran asker yüzünden bazen ölmeniz de olası.

Görevlerin bitirilme şekli de her zaman çok net değil, o yüzden de defalarca deneyip kendiniz bulmanız gerekebilir. Bu can sıkıcı durumlara katlanır ve devam ederseniz, orta karar bir oyun keyfi yaşayarak oyunu tamamlayabilirsiniz.

Oyunda, Call of Duty'ye ve diğer benzer oyunlara göre değişik bir özellik daha var. O da friendly-fire (dost-ateşi) diye tabir edilen şeyin olmaması. Yani ateş ettiğinizde kendi adamınızı da vurursanız, adamınız ölmüyor, siz de bölüme yeniden başlamakla cezalandırılmıyorsunuz. Bu durum gerçekçiliği biraz etkiliyor.

Oyunda top, uçaksavar hatta uçak kullanıyoruz. Uçak kullanımı başta epeyce zor, çünkü 360 derece hareket eden bir cismi kullanıp, bir yandan da ateş ederek hem hava, hem de yer hedeflerini vurmanız gerekiyor. Ama buna alışırsanız, uçak kullanmak çok keyifli oluyor. Öyle ki, oyunla ilgili hatırladığım en hoş ikinci şey de buydu.

Burnunuzun dibinde el bombası veya havan topu patlarsa, diğer benzer oyunlarda olduğu gibi kulağınızda bir çınlama oluyor. Buna ek olarak 5 saniye kadar görüntü bulanıklaşıyor ve kontrolü kaybediyorsunuz. Vurulduğunuzda veya ağır şekilde yaralandığınızda sağlık görevlisi gelip tedavi ediyor. Her köşe başında sağlık paketi yok. Bu da çoğu zaman ölmenize sebep oluyor. Sağlık görevlisi geç kalırsa, o zaman bazı sesler duyuyorsunuz ve "katlanmış bayrak" görüyorsunuz. Bu da öldüğünüz anlamına geliyor tabi ki. Sıkça ölmenizin sebeplerinden biri de oyunun kayıt sistemi. Belli noktalara geldiğinizde oyun otomatik olarak kendini kaydediyor. Siz, kendi kendinize kaydedemiyorsunuz.

İyi bir fps arıyorum derseniz, sizi her yönüyle tatmin etmeyecektir. Ama II. Dünya Savaşı benim ilgimi çeker, fps olsunda ne olursa olsun derseniz, o zaman japonlarla çarpışmanızda fayda olabilir. Aksi takdirde zaman kaybı olması mümkün.

1 yorum

Yorum yap
  1. 1
    Yusuf Aşıcı

    Airbone güzel bir oyun ama kötü bir yanı var oyun çok kısa biraz daha uzun olsaydı daha iyi olabilirdi.

+ Leave a Comment