Marslı Diktatörden Kurtulmanın Yolları

Marslı Diktatörden Kurtulmanın Yolları

“Dış uzaya gitmesek de orada karşılaşabileceğimiz problemlerin neler olabileceği konusunda fikir yürütme şansımız var.” – Charles Cockell

Londra’da bilim insanları, mühendisler, sosyal bilimciler, yazarlar ve filozoflardan oluşan bir topluluk (British Interplanetary Society) dünya dışı varlıkların despot bir rejim kurma isteğiyle dünyayı ele geçirmesi gibi bir sorunlu bir olasılığı değerlendiriyorlar.

Bu, dünya dışı yaşamda özgürlükle ilgili üçüncü konferans… Geçtiğimiz sene ise uzaylılarla anlaşma yapabilmek ve tüm uzay kolonileri arasında diplomatik bir ilişki sağlayabilmek için konulması gereken kanunlar tartışıldı. Bu sene ise kurulan hükümetten memnun olunmadığı takdirde neler yapılabileceği üzerine konuşuldu. Yapılan görüşmeler sonucunda ulaşılan çıkarımlar tezler halinde yayınlanacak. Böylece gelecekteki uzay kaşifleri için yol gösterici kaynaklar bırakılması amaçlanıyor.

Cockell, yapılan bu tartışmaların uzay dışı yaşamda özgürlük adına üretilen ilk fikirler olduğunu söylüyor. Böylece karşılaşılabilecek sorunlar öngörülebilir hale gelecek.

Uzay kolonilerinin neye benzeyebileceği düşünüldüğünde, grubun ortaya koyduğu felaket senaryoları aslında akla ilk gelebilecek problemler niteliğinde. Büyük bir koruyucu kubbe düşünün, tozlu Mars atmosferinden altındaki konutları koruyor ve asıl evi dünyadan kilometrelerce uzakta insanlar bu kubbenin altında nefes alıp veriyorlar. Savunmasız insanların soluduğu oksijeni sağlayan jeneratörün kontrolünün gaddar bir diktatörün eline geçmesi bu senaryolara bir örnek olarak verilebilir.

Cockell’e göre böyle bir durumda şiddet içeren bir tepki oldukça anlamsız! Hükümetten memnun olmadığı için devrim başlatmak isteyen biri yaşadıkları yeri kırıp dökmeye başlarsa bir noktada pencereler zarar görüp kırıldığında basınç düşer, ortamda oksijen kalmaz ve herkes ölür. Cockell, şiddetin uzayda dünyada olduğundan çok daha yıkıcı olacağına özellikle dikkat çekiyor. Öyleyse, şiddetli bir başkaldırının herkesi öldürebileceği bir durumda, nasıl muhalefet edilebilir?

En başında diktanın hiç ortaya çıkmamasını sağlayarak!

Karşı koyma sistemini devletin kitabına uydurarak şiddet olmadan oluşturmak gerekiyor. Bu da organize bir işgücünün (örneğin; sendikalar) ve/veya medyanın başat olduğu bir ortamın varlığında gerçekleşebilir.

Uzayda despot yöneticiler kadar özel şirketler de oldukça tehlikeli olacaktır. Bu nedenle hava, su ve güç kaynaklarının tek bir noktadan kontrol edilmemesi, yedeklenmiş olması çok önemli. Böylece bu hayati ihtiyaçlara bağlı savunmasızlık ve başarısızlık ihtimali önemli derecede azaltılmış olur ve merkezi kontrolden korunmuş olur.

Özel şirketlerin de en az diktatörler kadar vahşi olabileceği göz önünde bulundurulduğunda Dünyadaki iş ve işçi kanunlarının yeterli olamayacağı aşikar. Örneğin, sendikalar oluşmuş ve işçiler grev yapmaya karar vermiş olsunlar. Şirket “Durumundan memnun değilsen, istediğin yere gitmekte özgürsün!” deyip işçiyi uzaydaki hava boşluğuna bırakabilir. Oldukça hızlı bir çözüm olur.

Dünyada, (en azından demokratik ülkelerde) özgürlükler ve çeşitli işçi hak ve kanunları geliştirilmiş olsa da bunların uzay ortamına adapte edilmesi gerekecek. Uzayda şartlar dünyadakinden çok farklı ve kölelikle özgürlük arasında sıkışıp kalmak arasında hassas bir denge var. Herkesin bütün gün oturup hiçbir iş yapmayacağı bir uzay kolonisi ise hayatta kalmaya pek elverişli görünmüyor. Hem bireylerin özgürlüğünü koruyup hem de uzayın ölümcül koşullarından korunmak için akılcı bir yol izlenmeli.

Akademik ve resmi anlamda bu düşünceler henüz yeni tartışılmaya başlanmış olsa da, bilim-kurgu yazarları uzun zamandır bu konu üzerine kafa yoruyorlar. Londra’da gerçekleşen konferansa katılan delegelerden biri olan ünlü bilim-kurgu yazarı Stephen Baxter’ın 2010’da çıkardığı romanı Ark’ta tüm dünyayı etkileyen bir sel sonucu milyonlarca insanın öldüğü bir durumda, en azından bazılarının kurtarılıp uzayda bir koloni hayatına dahil edilmesi ve yukarıda anlatılanlara benzer hükümet sorunlarının ortaya çıkması işleniyor. Bir sürü gencin uzaya gitmek için gönüllü olarak başvurması ve daha sonra orada sıkışıp kalması konu ediliyor.

Baxter kitabını şu şekilde özetliyor: “Başta askeri düzen hakimken tarafların rızasıyla daha özverili bir hükümet başa geçiyor, ama başarısız oluyor ve su kaynağını ele geçiren biri kendini lider ilan ediyor, kontrolü ele geçiriyor.” Konferansta konuşulanlara çok benzer olaylar romanda da yer alıyor. Kitaptaki kolonide durumdan şikayetçi olan gençler isyan ederken, bazıları uzayda olduklarına bile inanmayıp hapsedildiklerini düşünmeye başlıyorlar.

Baxter “kutu içinde bir toplum” yetiştirmenin inanılmaz derecede ilginç bir düşünce alanı olduğunu söylüyor. “Düşünsel deneyler için oldukça elverişli bir konu!”

Uzayda devrim konusuyla ilgili yazılan ilk kitaplardan biri de Jack Williamson’ın 1930’larda yazmış olduğu The Birth of a New Republic adlı eseri. Romanda toplum içinde gerçekleşen gerilimleri, Ay ve Dünya arasında inceliyor. Robert Heinlein’ın The Moon is a Harsh Mistress adlı 1966 yılında yayınlanan romanında ise Ay bir cezaevi olarak kullanılıyor ve mahkumlar oksijen kaynağını da kontrolünde tutan acımasız bir gardiyanın gözetimine bırakılıyor.

Dünyada iklimsel, çevresel koşullar düşünüldüğünde ve hızla artan enerji ihtiyacı göz önünde bulundurulduğunda yeni bir gezegen arayışı kaçınılmaz görünüyor. Ne var ki, kapalı bir ortamda bireylerin ve toplulukların nasıl davranacağı bir bilinmezlik perdesinin arkasında kalıyor. Yeni bir gezegende yeni bir uygarlık kurmak için kolonileşeceksek, tüm hesapları önceden ve doğru bir şekilde tamamlamalıyız. Olası tüm durumları göz önünde bulundurup yeni tasarılar geliştirmeli, tedbirler almalıyız. Aksi takdirde bu umut vaat eden proje başarısızlıkla sonuçlanabilir. Başarısızlığın getireceği yıkım ise tahminlerimizin ötesinde olabilir.

Kaynak: bbc.com

3 Comments

Yorum yap
  1. 1
    Erol Kethüda

    Mars’ta benim önerim uygulanacak.. Devlet olmayacak.. Bir yönetim de olmayacak.. Bir lider, müdür, başkan, vekil vb olmayacak.. Tamamen soruna odaklı, yapılması gereken şeye odaklı bir sistem olacak.. 10 yıldır üzerinde çalıştığım sistem..

  2. 2
    Ümit Büyükyıldırım

    Bu distopik kurgu bize yabancı değil aslında. Daha önce Total Recall (1990) filminde işlenen konu tam da bunu anlatıyordu. O hikaye de Mars’ta geçiyordu ve solunabilir hava yine bir diktatörün elinde koz olarak kullanılıyordu.

  3. 3
    Hamdi Baydemir

    Demekki, dünyada yaptığımız gibi orayı da b.. lamayacağız. Oraya insan göndermeyeceğiz. Teknik personel ve robotlarla işi halledeceğiz.
    Gerçi Mars bize çok avantajlı imkanlar da sağlamayacak. Yeryüzünün varlıkları insanlar için her halukarda yeterlidir.
    Dönüştürme ve yenileme için gerekli enerji kaynaklarını geliştirdiğimizde dünyaya uzaydan bir şey ithal etmemize gerek kalmayacak.

+ Leave a Comment