Kuyucuk Gölü sulak alan restorasyon projesi

Kuyucuk gölü’nü korumak için bilim insanları ve halk, birleşin!

KuzeyDoğa Derneği, Türkiye’de doğa koruma ve yaban hayatı araştırma üzerine çalışan, 2003 yılında dernek başkanı Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu’nun başlattığı Kars-Iğdır Biyolojik Çeşitlilik projesinin bir ürünü olarak 2008 yılında Kars’ta kurulmuş bir dernektir. “KuzeyDoğa” kelimesi derneğin hem ülkemizin kuzeydoğusunda, hem de doğa koruma ve araştırma çalışmaları yürüttüğüne vurgu yapmak için seçilmiştir. Dernekte bir ay önce çalışmaya başladım ve Kuyucuk Gölü’nde yaptığımız sulak alan restorasyon projesinden bahsedeceğim size bu yazımda. University of Utah'dan Doç. Dr. Çağan H. Şekercioğlu ve California State University Channel Islands’dan Profesör Sean Anderson’un liderliğinde, bir bölgenin neden korunması gerektiğini ve nasıl korunduğunu anlamak açısından oldukça verimli geçen bir çalışmaydı.

İlk kez 2006 bahar aylarında Kaliforniya Devlet Üniversitesi'nde görevli Dr. Sean Anderson tarafından gerçekleştirilen kimyasal ölçümler ile gölün suyunun nispeten temiz olduğu ve gölün ekolojik restorasyon için ideal bir aday olduğu gösterilmiş. Kuyucuk Gölü'nde 2010 yılında Kars valiliğinin de yardımıyla dernek başkanı Çağan H. Şekercioğlu tarafından kuş üreme adası (yapay ada diyeceğim) oluşturulmuş, bunun nedeni ise daha önceden  ana yol olarak kullanılmış olan arazide, insan ve hayvan etkisinin azaltılması yoluyla kuşlar, böcekler ve ağaçlar için yaşam alanı yaratmak. Geçen sene yapay adaya botla gidilebilirken, bu sene göl sularının azalması sonucu yürünebiliyor ve ada zaten anakarayla birleşmiş durumda. Hem yapay ada hem de anakarada bitki biyokütlesi tayini, böcek çeşidinin saptanması, ağaç ölçümü gibi çeşitli çalışmalar yaptık. Görünen o ki yapay ada üzerindeki bitkileri, fidanları ve kuş yuvalarını, orada otlayan inekler yok etmiş. Ayrıca, bölgede geçen senelerde, hayvanlar otlatılmasın diye kurulmuş olan kafeslerden de bitki örnekleri topladık; fakat kafesler de çok zarar görmüş, çitler yıkılmış. Bölgedeki küçük memelileri tespit edebilmek için fotokapanlar kurduk. Gölün haritalandırılması da çalışmaların bir ayağıydı, amacımız ise göl ve çevresindeki bitki örtüsü topluluğundaki zaman içindeki değişimi (süksesyonu) gözleyebilmek, -geçmiş yıllarla karşılaştırmak suretiyle- oldu. Örneğin, çim ile sazlık kısım arası, sazlık ile çamur kısım arası ve göl içi olmak üzere, GPS cihazı ve Toughbook adı verilen oldukça dayanıklı bilgisayarla gölün çevresini birkaç kez turladık. Süksesyon (ardıllık), bir kargaşanın (disturbance) ardından birkaç nesilde basit bir organizasyon seviyesinden (belirli baskın türler) daha karmaşık topluluklara gidişin terimsel karşılığı. Bütün bu gözlemler sonunda, Kuyucuk gölünde yıllar içinde meydana gelmiş değişiklikleri anlamaya çalıştık.

Böcek sayımı yaparken

Ağaç ölçümleri önemliydi; çünkü ağaçlar kuşlara hem gıda, hem de habitat sağlıyor. Ölçüm yaparken, ağacın boyu, çapı, örümcek ağı ya da kuş pisliği bulundurması, sürgün vermesi, kuru ya da yaş olması önemli kıstaslardı. Kayıp adadaki ağaçların tamamının kurumuş ve ölmüş olduğunu gördük, çoğunda kuş pisliği de yoktu, kuşlar bu ağaçlara gelmeyi bırakmıştı. Haritalama yaparak su seviyesindeki değişim için veri topladık, nitekim Kuyucuk gölü şu an son 10 yılın en düşük seviyesinde, buna bağlı olarak kuş sayısında da düşüş gözlenmekte. Taban suyunun pompalarla çekilmesi ve çevre köylerce kullanılması nedeniyle, su seviyesinin azaldığını söyleyebiliriz. Haritalamanın verdiği bir diğer bilgi de aşırı otlatmaya bağlı olarak göl kenarı bitki örtüsünün çoğunun yok olduğu, örneğin sazlıklardaki azalma ile kuşların yuva yapacak yerlerinin azaldığını söyleyebiliriz. Kayıp ada ve anakaraya kurulan fotokapanlar, bölgede hangi küçük memelilerin yaşadığını anlamamız açısından iyi araçlar, gece çekimleri ile bölgeden tilki ve at geçtiğini görebildik. Bitki örnekleri toplamak ve biyokütle tayini yoluyla da ada ve anakarada ne yetiştiğini, toplam biyokütlenin geçen senelerden farkını anlamamız mümkün oldu.

Rakamlarla ifade etmek gerekirse,

  • Geçen sene bu zamanlarda göldeki kuş sayısı 30.000 civarındayken, bu sene 41 türden 16.469 kuş sayıldı. Yani neredeyse yarısı kadar bir düşüş var.
  • Kuş yuvalarının hemen hepsini inekler yok etmişti.
  • Geçen seneye göre çok büyük oranda bitki kaybı var.

Grup böcekler için materyal hazırlarken

Kuyucuk gölü, yabani hayatın korunması projelerinin Nobel’i olan Whitley ödülüne, Uluslararası Önemli Doğa Alanı (Key Biodiversity Area) ve Yaban Hayatı Geliştirme Sahası statüsüne sahip. Kuşların Doğu Anadolu coğrafyasındaki en önemli göç yollarından birisi ve doğa turizm potansiyeline sahip. Bu gölün restorasyonu ile amaçlanan, aşırı otlatma ve diğer olası insan etkilerini minimize ederek gölün kısmen doğal haline getirilmesi. Restorasyonun amacına ulaşması ise sadece bilim insanları ya da projede çalışanlara kalmıyor, halkın da yaşam alanları Kuyucuk gölü olan kuş, böcek ve bitkileri sahiplenmesi ve bölgeyi korumada bilinçli olması gerekiyor. Yani halk ve bilim insanlarının işbirliği ile Kuyucuk gölü’nün korunması mümkün olabilir.

*Ramsar alan: Özel korumaya alınan, uluslar arası öneme sahip çevre koruma alanlarına verilen isim.
 

4 Comments

Yorum yap
  1. 1
    Ayşegül

    Bu tür çalışmalara imza atan ve bu değerlere önem veren tüm doğa bilimcileri tebrik ediyor ve başarılı çalışmalarının devamını diliyorum.Bu konu da bilgim olmadığı için çalışmalarla ilgili yorum yapamıyorum.İşin ehli kişilerin profosyonelce bu çalışmaları yürüttüğünü görmek bizleri çok mutlu ediyor.Kolay gelsin diyorum..

  2. 2
    Nihan Şahin

    Tebrik ederim Bilgenur hanım, güzel bir çalışma ve anlatım. Benim merak ettiğim bu göl alanını mera ve sulama amaçlı kullanan köylülerin durumu. Bu çalışmanın yine çiftçilerin durumuyla ilgili çözümleri de içermesi gerekmez mi, varsa bu konuda uygulanan çözümler neler? Bu insanlara bu alanı kullanmayın deyip de çitler çekmenin gerçek bir çözüm gibi göründüğünü sanmıyorum. Eğer bu konuda bir çözümünüz yoksa, bu alanı kullanan çiftçilere rağmen bir başarıyı nasıl umuyorsunuz?

    • 3
      Bilgenur Baloğlu

      Merhabalar Nihan hanım. Gecikmeli yanıtım için kusura bakmayın. Otlatma, bitki örtüsünün kontrol altında tutulması ve koruma alanlarındaki biyoçeşitliliği korumak için gereklidir. Dolayısıyla otlatmanın olması değil buradaki mesele, bilakis aşırı otlatma. Yazımda aşırı otlatma konusunu daha iyi vurgulamam gerekirdi. Çözüm ise, çiftçilerin alanı belli bir ölçüde kullanmaları olmalı ki KuzeyDoğa’nın koyduğu bir yasa yok, sadece çiftçilerin hangi alanları hangi tarihlerde kullanmaları gerektiği konusunda çalışmaları var.

  3. 4
    Erol Kethüda

    Doğa için yapılan çalışmalar için teşekkür ediyorum. Bunu yazarak bizi bilinçlendirdiği için yazarımıza da ayrıca teşekkür ediyorum

+ Leave a Comment