“Koyunların boyunun kısalmasının sırrını çözen Türk” – Yurt dışındaki Bilim İnsanlarımız Röportaj Dizisi I, Prof. Dr. Arpat Özgül (ikinci kısım)

‘Yurt dışındaki Bilim İnsanlarımız’ röportaj dizimize ikinci kısmıyla devam ediyoruz. Kısaca hatırlatmak gerekirse, Zürih Üniversitesi’nden Profesör Arpat Özgül popülasyon ekolojisi üzerine çalışıyor. Genç yaşında başarılı projelere imza atan Arpat Hoca’yla söyleşimizin ilk kısmında doğaya ve hayvanlara olan tutkusunu konuştuk. Bu kısımda daha ziyade bilimsel araştırmalarının detaylarına odaklanacağız.

“Yaban hayat değiştirdi beni; sağlıklı yaşamaya, spor yapmaya başladım. Hoşuma giden bir sakinleşme geldi hayatıma yedi sene.”

Doktora çalışmanız ne üzerineydi?

Doktorada artık daha ziyade metodoloji üzerine kafa yormaya başladım.  Popülasyon dinamikleri o dönemde çok ilginç bir konuydu. Farklı hayvan popülasyonları birbirleriyle nasıl etkileşiyorlar? Bunu inceleyebileceğim bir sistem üzerine düşündüm. Colorado’da Marmotlar üzerine yaklaşık 40-50 senedir çalışılmış. İstediğimiz soruları sorabileceğimiz, çok uygun bir sistemdi. Yazları Florida’nın sıcağından Colorado’ya kaçıyordum arazi çalışmasına. Florida’da da topladığım bilgiyi modelliyordum. İşte doktora tezim bunun üzerineydi. Doktoram çok verimli oldu, 7-8 tane makale çıktı. Hocamla hala iyi ilişkilerim var, hatta gelecek döneme buraya altı aylığına ziyarete gelecek.  Ailesi benim artık oradaki ailem oldu.

İnsanın doktora hocasıyla böyle bir iletişimi olması ne güzel.

Tabii. Aslında Florida çok küçük bir yer, 100-150 bin kişilik bir kasaba gibi düşün. İki saat hangi yöne gitsen bataklık. Evden on dakika uzaklaşınca içinde timsahları bulunan bir bataklık vardı. Bu yaban hayat sayesinde fotoğrafçılığa başladım, kuş, yılan, sürüngen fotoğrafları çekiyordum. Yaban hayat taşrası değiştirdi beni; sağlıklı yaşamaya, spor yapmaya başladım. Hoşuma giden bir sakinleşme geldi hayatıma yedi sene.

Doktora sonrası araştırmanızı da aynı yerde mi yaptınız?

Doktorayı bitirdikten sonra hemen ayrılmak istemedim, eşimle de orada tanışmıştım zaten. Florida’da farklı bir laboratuarda, ayrı bir konu üzerine çalışmaya başladım. Yaban hayat popülasyonlarında hastalık dağılımı üzerine, NASA’nın da desteklediği yeraltında yuva yapan bir kaplumbağa türünde görülen solunum yolu enfeksiyonu. Hem saha çalışması, hem de modelleme içeren bir çalışmaydı. Bir iki sene bunu yaptıktan sonra başka bir araştırma grubu aramaya başladım. İki seçeneğim vardı: Ya Amerika’da uygulamaya yönelik deniz kaplumbağaları üzerine bir araştırma, ya da İngiltere’de evrim ve ekolojinin kesişimi üzerine bilimsel olarak daha enteresan bir konu.

“İskandinavya’da çobanlar panik oldu, Türkler koyunların boyunun kısalmasının sırrını çözen Türk diye haber yaptılar.”

Hangisini tercih ettiniz?

İngiltere’yi tercih ettim. Eşim dolayısıyla çok zor bir karar oldu, çünkü o Amerika’da doktorasını bitiriyordu. Benim için çok doğru bir seçim oldu. Bir kere Avrupa’da ekolojinin ana merkezlerinden birisi Imperial College Londra. Ayrıca çok kaliteli insanların çalıştığı bir kurum. Amerika’da insanlar metodoloji üzerine yoğunlaşmışken, burada gerçekten çok ilginç bilimsel sorular soruluyordu. Ekolojik ve evrimsel süreçlerin birleştirilmesi çok yeni bir konuydu. Prof. Tim Clutton-Brock’la beraber calışmaya başladım. İlk çalışma konum küçülen koyunlardı.

Nasıl yani?

İskoçya’da yaşayan yaban koyunların son 25 yılda nüfuslarında bir artış ve boylarında bir ufalma görülüyor. Soru şu: Bu ufalma evrimsel bir tepki mi yoksa sadece ekolojik bir tepki mi? Biz bu gördüğümüz değişimin tamamen plastik yani ekolojik bir tepki olduğunu gösterdik. Hikaye şöyle: Seneler boyunca adadaki kışlar gittikçe ılımanlaşıyor. Küçük koyunlar bile hayatta kalıyor. Böylece adada bir nüfus patlaması yaşanıyor. Birey başına düşen yem miktarı azalıyor. O zaman yeni doğan koyunların ilk senesindeki büyüme hızı yavaşlıyor. Çünkü bu çok kritik bir dönem. Eğer ilk senelerinde yeteri kadar besin yoksa hayvanlar hızlı büyüyemiyor. Gitgide daha küçük boylu yetişkin koyunlar çoğalıyor. Bu da gösterdi ki koyunların kısalması insanların tahmin ettiği gibi evrimsel değil ekolojik bir tepkiymiş. Araştırmamız Science dergisinde yayımlandı. Bir anda dünya medyasında çok popüler olduk ama bilimsel yönü pek anlaşılmadı tabi. İskandinavya’daki çobanlar panik oldular örneğin, 300-400 ayrı gazetede haberi çıktı.

Türkiye’de de haber oldu mu?

Türkiye’de haber oldu ama önce İngiliz bilim adamları koyunların küçüldüğünü buldular diye yazıldı. Ondan sonra birisi o İngiliz bilim adamı değil, bizden biri diye yazınca bir anda çok popüler oldum. Koyunların küçülmesinin sırrını bulan Türk’müş diye haberler çıkmaya başladı.

“Yarın yeni geliştirdiğimiz tasmaları denemek için Afrika’ya gidiyoruz.”

Bu çalışma sonrasında ne yaptınız?

Sonra gene aynı konu üzerinden devam ettim. Ama daha dinamik modeller üzerine çalışmaya başladım. Bu modelleri doktoram sırasında çalıştığım marmotlara uyguladık. Bu sefer de hayvanların vücut ağırlığının gittikçe büyüdüğünü fark ettim. Bu da küresel ısınmaya bağlandı. Bu hayvanlar senenin sadece dört beş ayı uyanıklar. Geri kısmında kış uykusundalar. Böylece dört ay sahada olsan yetiyor. Çok sevimli hayvanlar, çok güzel yerlerde yaşıyorlar. Uyanık kaldıkları o dört aylık dönemde çok hızlı bir yaşam tempoları var: Uyanıyorlar, kaybettikleri kiloları alıyorlar, alır almaz yavruluyorlar, yavrulayınca gene kilo kaybediyorlar, yavruları bir ay içerisinde büyütüyorlar, sonra kış uykusuna kadar da yiyebildikleri kadar hızlı yemeye çalışıyorlar ki kış uykusunda kaybedecekleri kilolara dayanabilsinler, yoksa ölürler. Bir sonraki dönem çoğalma olasılıkları da buna bağlı. Küresel ısınma bu aktif sezonu uzatıyor, böylece hayvanlar rahatlıyor. Sezon daha erken başlıyor, daha geç bitiyor. Böylece hayvanlar daha uzun süre beslenip kış uykusuna daha ağır giriyorlar. Bu sayede ağırlıklarında da bir artış görülüyor. İlginç bir soru ise şu: Bu artışı popülasyon dinamikleriyle birleştirebilir miyiz? Hep sabit giden nüfusları 2000’den sonra hızlı bir artış gösteriyor. Yaptığım modelle bu ikisi arasında bir ilişkiyi gösterdik: Aktif sezon uzadıkça daha çok yavrulama oluyor ve yavruların beslenme zamanı uzadığı için hayatta kalma şansı da artıyor. Buna bağlı olarak nüfus artışı yaşanıyor. Bu çalışmamız da Nature dergisinin kapağı oldu. Daha sonrasında, bu oluşturduğumuz modellerin daha farklı hayvan modellerinde de işleyip işlemeyeceğini test ettim. Bunun için de uyuz böcekleriyle çalıştım. Tozlarda olan küçük hayvanlar bunlar. Vücut büyüklüğüyle ilgili aynı modellerin bu canlılarda da tuttuğunu gözlemledim.

Sonrasında Cambridge’de çalıştınız değil mi?

Evet, orada da sosyal davranışın demografisi üzerine Meerkatler ile çalışmaya başladım. Bu tarz çalışmaları dünyada ilk defa başlatan insan olan Prof. Tim Clutton ile çalıştım. Bu hayvanlarda bir dişi dominant, diğerleri dişinin çocuklarını yetiştirmesine yardımcı oluyor. Bu imece toplum yapısı nasıl gelişmiş, farklı stratejiler nasıl gelişiyor? Bunları anlayabilmek için çok detaylı, birey odaklı modeller kullanmak gerekiyor. Her bireyin davranışını simüle eden, aynı zamanda vücut ağırlıklarındaki değişimlere bakan bir model yazdım. O sistemde ilgimi çeken başka bir şey de sosyal gruplardan atılan bireylerin başına gelenler. Mesela bir birey ya annesine yardım edecek ya da grubu terk edecek. Annesine yardım ederek kendi soyunun gen aktarım şansını artırıyor. Ama bir de annesini terk edip, kendi grubunu kurabilir. O zaman kendi genlerini aktarabilir. Normalde bilinen, dişi annenin sadece kendi çiftleşmek için grubundan kızlarını kovduğudur. Oysa kızlar gruptan ayrıldığında kendi gruplarında sahip olacakları çocuklar da annenin genlerini taşıyor, dolayısıyla onun genlerini yaymaya devam ediyor. Mesela bir  grubun büyüklüğü çevresel etkenlerle 30 bireyle sınırlansın. Bir annenim grup içinde en fazla 30 çocuğu olabilecekken, dört beş kız kendi grubunu kurup bir o kadar daha çocuk yapsa annenin çok daha fazla torunu olur. Daha öcne bu etki düşünülmesine karşın bunu modellemek çok zor çünkü gruptan ayrılanların takibini yapmak çok zor. Çöllerde kaybolup gidiyorlar.

Üstlerine takip etmeyi sağlayacak bir cihaz takamıyor musunuz?

Bu amaçla hayvanlara bir tasma takılıyor ama uyduyla bağlantısı olan cihazların pilleri çok ağır. Dolayısıyla mesela ayılara takılabiliyor ancak meerkatlara değil. Bu yüzden hayvana taktığın çip uyduya bilgi veremiyor, yakın takip yapman gerekiyor. Hayvana yaklaşıp bilgi toplanıyor. Şimdi ben laboratuarımda çalışan bir araştırmacımla bu tasmaların gelişimi üzerine çalışıyorum. Hatta yarın yeni geliştirdiklerimizi denemek için Afrika’ya gidiyoruz.

+ Yorum bulunmuyor

Yorum yap