Kış ayları bizi neden bu kadar mutsuz ediyor?

Havaların soğuyarak, grileşmeye başladığı kış sezonu geldiğinde çoğumuzun hissettiği depresyon ve mutsuzluk halinin kaynağını merak ettiğiniz oldu mu? Bu periyodik melankoli dünyanın kuzey enlemlerinde gün ışığından mahrum kalan, geceleri uzun ve soğuk geçen bölgelerde daha yoğun bir şekilde hissediliyor. Şimdi kış mevsiminin kasvetine yakalandığımızda vücudumuzda gerçekte neler olduğunu inceleyelim.

Mevsimlere bağlı gelişen duygusal rahatsızlık tanımı ilk defa 1984 yılında Ulusal Zihinsel Sağlık Enstitüsü’ndeki araştırmacılar tarafından ortaya konuldu. Fakat insanlar adı konulmadan çok daha önce bu depresif etkiden yakınmaya başlamışlardı. Yıllar önce yaşamış yazarların ve şairlerin eserlerinde kış mevsimini ruhu çökerten, karanlığa sürükleyen ve bitmesi için tahammül edilmesi gereken bir dönem olarak belirtmelerinden bunu kolaylıkla anlayabiliyoruz.

Biraz daha teknik açıdan bakarsak birçok araştırma bu mutsuzluğa fotoperiyod da denilen günlerin uzunluğundaki değişimlerin sebep olduğunu gösteriyor. Bu yüzden insanlar üzerindeki etkisinin enlemlere göre farklılık gösterdiğini belirtiyor. Yetişkin popülasyonu üzerinde yapılan epidemiyolojik çalışmalar bu etkinin Florida’da sadece yüzde 1.14 iken New Hampshire ve Alaska gibi kuzey bölgelerde yüzde 10’a kadar yükseldiğini gösteriyor.

Mevsimlere bağlı depresyon hisseden hastalar ile sağlıklı olanlar arasında yapılan kontrollü çalışmalarda bir beyin kimyasalı olan melatonin ile ilgili önemli sonuçlara ulaşıldı. Bu verilere göre salgılanması karanlıkta artan, ışıklı ortamlarda ise tamamen duran melatoninin kendini depresif ve mutsuz hisseden insanlarda normalden çok daha fazla salgılandığı ve bu depresif ruh halinin metabolizmadaki yüksek melatonin ile ilişkili olabileceği görüldü. Melatoninin memelilerin uyku döngüleri üzerinde de oldukça etkili olduğu ve bazı vücut fonksiyonlarının gerçekleşmesini sağlayan biyolojik saatimizi kontrol ettiği uzun süredir biliniyor. Scientific American’dan Bora Zivkovic de bu konudan muzdarip mutsuz insanların nöro-anatomileri hakkında bazı çalışmalar yapmış.

Bu çalışmalara göre maruz kalınan toplam ışık miktarı ile bu ışığın yoğunluğunun ve kalitesinin memelilerdeki fotoperiyodik tepkiler üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığını söyleyebiliriz. Zivkovic asıl önemli olanın beynin günlük ritmini kontrol eden üst kiyazmatik çekirdek adlı bölge (SCN) tarafından algılanan toplam “gece” uzunluğu olduğunu belirtiyor.

Gün içerisinde SCN bölgesi melatoninin salgılanmasını engelliyor. Gece başladığında ise salgılanmaya başlanan melatonin gecenin uzunluğu hakkında beyine sinyaller göndermeye başlıyor. Bu sinyaller gelişim, morfoloji, psikoloji, reprodüksiyon ve davranışlarımızla ilgili olan değişimleri gerçekleştiren diğer bölümler tarafından yorumlanıyor.

Tüm bu değişimler bazı türler üzerinde normalden daha etkili olabiliyor. Örneğin bazı hayvanlarda kış uykusuna neden olurken bazılarının tüm nefes alma aralıkları değişebiliyor. İnsanlarda ise bu etki kendini genel olarak bir depresyon ve mutsuzluk hali olarak gösterirken farklı bünyelerde farklı şiddetlerde gözlemlenebiliyor.

Her ne kadar hayvanların melatonin seviyeleri temel olarak güneş ışığıyla belirlense de biz insanlar yaşadığımız ortamlarda düzenli olarak yapay ışıklara maruz kalıyoruz. Bu da melatonin seviyelerimiz üzerinde belirgin bir etkiye neden oluyor. Sonuç olarak da fiziksel ve duygusal sağlığımız bundan oldukça etkileniyor.

Örneğin, Journal of Applied Physiology’deki güncel bir çalışmada bilgisayar ekranınızdan yayılan ışığın melatonin salgısını ve dolayısıyla da uyku halini bastırdığı ayrıca uyku düzeni, dikkat yeteneği ve öğrenme performansı üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu görüldü. Bu tarz çalışmalar ile geç saatlere kadar çalışan bilgisayar kullanıcılarının neden uykuya dalmakta zorlandıklarını şimdi daha iyi anlıyoruz.

Fakat yapay ışık kaynaklarına karşı geliştirdiğimiz bu nöro-kimyasal duyarlılığı kendi yararımıza da kullanabiliriz. Gece yarısında parlak bir ekran karşısında saatler boyunca durmadan izlediğimiz dizi ve filmler ertesi gün tüm dengemizi alt üst edebiliyorsa aynı parlak ışığa dikkatlice zamanlanmış şekilde maruz kaldığımızda aynı dengeyi tekrar yakalayabilir miyiz sizce? İşte buna ışık terapisi deniliyor. Sabahın erken saatlerinde çok parlak bir ışık kaynağı karşısında yapılan bu terapi ile vücudun melatonin salgısı tetikleniyor ve daha önce bahsettiğimiz SCN bölgesindeki “gece” algısı durduruluyor. Bu da vücudumuzun normal düzenine daha çabuk dönmesini, kendimizi daha mutlu, enerjik ve hayat dolu hissetmemizi sağlıyor. Işık kutusu adıyla piyasaya sürülen bu ürünlerle kış mevsimlerinde yaşadığınız depresyonun önüne geçebileceğiniz iddia ediliyor.

Artık kapalı ve gri havalarda kendimizi mutsuz, depresif hissettiğimizde sorunun nereden kaynaklandığını biliyoruz. Hadi en yakın ışık kaynağına gidelim ve değişimi hissedelim.

 

Kaynak: io9.com

1 yorum

Yorum yap

+ Leave a Comment