Farelerin de vicdanı var

Hiç düşünüyor musunuz, neden korku filmi izlerken çığlık atarız? Peki neden binlerce insan Pargalı ölürken gözyaşı döktü? Çünkü biz insanlar empatiğiz. Peki bir tek biz mi empatiğiz,  ya hayvanlar, onlar da empatik mi?

Birinin başından geçen bir öyküyü dinlerken hani yaşamış kadar oldum deriz ya işte aslında o anda gerçekten yaşamış oluruz. Tecrübe kazanmanın tek yolu bir şeyi kendin yaşamak değildir illa. Öyle olsaydı herkes her saniye Amerika’yı yeniden keşfetmek zorunda kalırdı. Onun yerine bizler başkalarının anılarını da biriktiriyoruz. Nasıl mı? Çok basit, dinleyerek ve hissederek.

Bir keresinde bir akrabam bir arkadaşının başından geçen korkunç bir hikayeyi anlatmıştı. Ailecek bir restorana gidiyorlar, şık bir yer. Yemekleri beklerken önlerine su geliyor. Üç dört yaşlarındaki torun, suyu dudağını değdirip bardağı hızla indiriyor ve o suyu içmeyeceğini söylüyor. Dedesi de nesi varmış suyun diyerekten bütün suyu hızla mideye indiriyor. Hikayenin sonu hoş değil çünkü su zannettikleri şey aslında arsenikmiş. Garson pet şişeleri karıştırıyor ve bardaklara yanlışlıkla su koyacağına arsenik koyuyor. Bu hikayeyi dinlerken o kadar etkilenmiştim ki şimdilerde ne zaman dışarıda yesem ve su şişede getirilmese içgüdüsel olarak önce kokluyorum. İşte bu, yaşamadan edinilmiş bir tecrübe. Aslında hayatımız bilinçli bilinçsiz bu tarz tecrübelerle dolu. Bu sayede insanlar ortak bir bilinç oluşturuyor, sadece kendi hayatlarını değil pek çok hayatı birden tecrübe ediyorlar.

Bu olgunun psikolojide birden fazla karşılığı var. Jungcu psikoloji katılımın gizemi, Freudyen psikoloji izdüşümsel kişilik olarak adlandırıyorlar. Antropologlarsa duygudaş sihir diyorlar. Tüm bunların ifade ettiği duygu ise elbette empati, yani kendinden arınıp başka birinin ruh halini alman, onu anlaman.

Çoğu bilim insanı bu duygunun sadece insanlara özgü olduğunu düşünmekten nedense keyif alıyorlar. Oysa ki her köpek sahibinin bildiği gibi yeryüzündeki tek empatik varlık biz değiliz. Bir şempanze türü olan bonobolarda ya da çeşitli maymun türlerinde empatinin izlerini bulmak mümkün. Örneğin bir ağacın dibinde ölü bir kuş bulan bir bonobo onu canlandırmak için ne yaptı dersiniz? Onu dala koyup itti, baktı yere düştü, aldı eline kanatlarını elleriyle çırptı. Elbette kuş ölü olduğu için bir şey fark etmedi. Oysa bunu gözlemleyen antropolog de Waal için çok şey değişti. Artık o kesin olarak biliyordu, bonobolarda da empati duygusu gelişmişti. Empatisi olmayan bir hayvan, kuşun kanat çırpması gerektiğini nasıl bilebilirdi? O bonobo kendini uçarken görüp durduğu kuşun yerine koymuş ve onu uçurmaya çalışmıştı.

Bu hikaye aslında hayvanların da empatik olduğunu gösteren pek çok örnekten sadece biri. Ve sadece maymunlar da değil. Bir araştırmaya göre farelerde bile empatinin izlerine rastlamak mümkün. Amerika’nın Chicago Üniversitesi’nde yapılan araştırmada Peggy Mason ve grubu, bir grup fareye yandaki kafesin kapısını nasıl açacaklarını öğretiyor. Kafesleri açmayı öğrenen fareler artık o kafeste başka fareler varsa onları özgür bırakmakta serbestler. Peki diğer fareleri onlardan hiçbir çıkarları olmasa bile serbest bırakacaklar mı? Bunu anlamak için Mason ve grubu dışarıdaki farelerin hiç tanımadığı bir grup fareyi kafese koyuyor. Fareler hemen içerideki fareleri özgür bırakıyor. Hem de bunu yaptıkları için hiçbir ödül almıyorlar.

Genelde farelerle yapılan deneylerde ödül ve ceza yöntemiyle farelere bir şeyler öğretilir ve ne kadar öğrenebildikleri ölçülür. Bu deneyse tamamen farelerin insafını ölçmeye yönelik. Ödül yok, ceza yok. Fare neyi uygun görüyorsa onu yapıyor. Diğer fareleri özgür bırakan bu farelerin sosyal açıdan da bir çıkarları yok, çünkü her yaptıkları sefer ortamdan alınıyorlar. Serbest bıraktıkları farelerle arkadaş olamayacaklarının farkındalar yani.

Diğer bir deneydeyse işlerine gelmese bile arkadaşlarını serbest bırakıp bırakmayacakları ölçülüyor. Nasıl mı? Her zamanki gibi bir grup fare kapatılıyor. Kafes kapısı açmayı bilen farelere ise çok sevdikleri bir yiyecek veriliyor. Eğer kapıyı açarlarsa yemeklerini paylaşacaklar, açmazlarsa yemek tamamen onların. Fareler yine de diğerlerini serbest bırakmayı tercih ediyor.

Bu deney sonuçları bize farelerde empati var, ne vicdan sahibi hayvanlar dedirtmiyor elbette. Ancak farelerin diğerlerinin kafeste kalmasını istemedikleri bariz. Çünkü kafes kapılarını sadece içeride fare varsa açıyorlar, bilinçli bir hareket yani. Peki niye? Ah, hayvanların dili olsa da cevaplasalar. Ne yazık ki bu mümkün değil. Öyleyse bunları anlamak için deneylere devam.

Peki farede empati varsa bundan bana ne, değil mi? Değil, çünkü bu bize insanın vicdan duygusunun, empatisinin kökenlerini gösterecek. Örneğin empatinin sadece beynin gelişmiş canlılarda bulunan kısımlarındaki ayna nöronları sayesinde mi var olduğunu yoksa daha basit mekanizmaların da merhamet, anlayış gibi duygulara neden olup olmadığını söyleyebileceğiz. Beyni, insan psikolojisini, psikolojik sorunları olan insanları ve hatta psikopatları çözmek açısından önemli. Tabi bir de toplumda hayvana duyarlılık geliştirmek açısından da önemli bu deneyler.

 

Kaynakça: sciencemag.org

2 Comments

Yorum yap
  1. 2
    Elçin

    Mükemmel bir konu. Tebrik ederim! Bu yazı sonrası fare kapanlarını tek tek bulup ortadan kaldıracağım 🙂 Şaka bir yana, duyarlılık geliştirmek konusunda hiçbir şeyin yeterli olmayacağı gibi karamsarca bir düşüncem var ama yine de umutla yola devam etmeliyiz elbet. Çok teşekkürler yazı için.

+ Leave a Comment