Dünya Bilim Kadınları Günü

Dünya Kadınlar Günü’nü henüz kutladığımız(!) şu günlerde bilim dünyasında kadının yerini anlatan bir yazı daha yazmayı  -biraz geç kalmış olsam da- kendime görev bildim. Geçen yazımda bilimde kadına yapılan ayrımcılık üzerine Amerika’da yapılmış bir araştırmayı konu etmiştim. Bu araştırma açık ve net ortaya koyuyor ki özgeçmişiniz tıpatıp aynı olsa bile sadece erkek olduğunuz için akademik dünyada işe alınma şansınız da, alacağınız maaş da daha yüksek oluyor. Henüz birkaç ay önce yayınlanan bu araştırma ilgileri bilimde kadının yerine sağlam bir şekilde çekmeyi başardı.

Eskiden bilimde kadın erkek eşitsizliği söz konusu olduğunda kadınların ailevi tercihlerini bahane eden, bilimsel düşüncelerinde eksikliklerinden dem vuran zihniyetin artık sesi çıkmıyor. Onun yerine ayımcılık yaptığını itiraf eden ve bunu düzeltmek için ne yapabiliriz diye soranların sesi çıkıyor. Bilimin en üst sıralarda yer alan dergilerinden Nature geçtiğimiz aylarda bundan böyle kadınlara pozitif ayrımcılık uygulayacağını ilan etti. Hedef kadın editör, yorumcu ve yazar sayısını artırmak. Dergi ayrıca bu haftaki sayısını kadınlara ve kadının bilimde yerine ayırdı ve çeşitli bilim kadınlarıyla bu konuda röportajlar yaptı.

Nörobiyolog Jennifer Raymond Amerika’da önemli bir laboratuarın başında. Bir kadın olarak kariyerinin zirvesine çıkmış olsa da kendi laboratuarında çalışan kız öğrencilerini aynı yola baş koymaya ikna edememekten şikayetçi. Onun yoğun çalışma temposu ve karşılaştığı zorluklar pek çoğunu maalesef yıldırıyor.  Ayrıca Raymond, yaptırdığı bir test sonucuna göre kadınlara ayrımcılığın bizzat mimarlarından biri olduğunu fark etmiş. Bu test toplumun kadın ve erkeğe biçtiği meslek dalları ne kadar benimsediğimizi ölçüyormuş. Raymond, kendisinin de diğer pek çok kişi gibi kadınlara daha sosyal meslekleri yakıştırdığını, bilimsel ve bilişsel dalları yakıştırmadığını görmüş. Bu aslında Raymond’ın da belirttiği gibi pek çoğumuzun yaptığı bir ayrımcılık. Peki bu ayrımcılığın temeli nedir, kadınlarla erkekler arasında ne gibi farklar var?

Daha önce de hakkına yazmış olduğum Empatik Beyin adlı kitap, ahlaki kararlarımızda rol oynayan etkenlerden empatinin kadın ve erkeklerde farklılık gösterip göstermediğini anlatan bir deneyden bahsediyor. Bu deneyde denekler önce bir bekleme odasına alınıyorlar. Odada iki kişi arasında geçen önceden kurgulanmış bir tartışmaya şahit oluyorlar. İki erkek. Biri diğerinden borç almış, geri ödememiş. Diğeri parasını geri istiyor ancak karşıdaki oldukça küstah bir şekilde onu tersliyor. Ne hissedersiniz? Parayı ödemeyen adamı tanımasanız bile gıcık olursunuz değil mi? Peki acı çekmesini ister misiniz?

Bekleme odasındaki tartışmayı izledikten sonra kadınlar deney için tek tek içeri alınıyor. Deneyde camdan yapılmış bir odada oturan bir adama elektrik verilmesini izliyorlar. Karşı taraf acı çektikçe kendileri ne kadar acı çekiyorlar, buna bakılacak. Fakat o da ne, karşı da oturan kişi şu parasını ödemeyen gıcık adam. Bir süre sonra o adamın yerini bu sefer de borcunu isteyen adam alıyor. Ona da aynı şekilde elektrik veriliyor ve kadının duyguları ölçülüyor. Test sonuçları gösteriyor ki kadınlar karşıdakini izlerken her iki durumda da aynı şekilde acı çekmişler. Erkek deneklerde durum nasıl dersiniz? Erkekler parasını isteyen adam için üzülürken, parayı ödemeyen adam için hiç empati duymuyorlar. Hatta aralarında birkaç tanesi parayı ödemeyen adamın acı çekmesi karşısında zevk bile almış. Çok mu radikal şeylerden bahsediyorum? Savaşları düşünün. Düşmanlarını öldüren askerleri. Bir daha soruyorum şimdi: beklenmedik sonuçlar mı bunlar? Hiç değil, sadece yapı gereği erkeklerde adalet duygusu daha kuvvetliyken kadın daha empatik davranıyor.

Bu ve bunun gibi deneyler kadın ve erkeklerin farlılıklarına dikkat çekiyor. Peki bu farklılıklar ayrımcılık için bahane mi? Değil elbet. Kadınlar belki askerlik veya kuvvet isteyen meslekler için pek uygun sayılmaz ancak diğer mesleklerde kadınların erkeklerden farklı düşünce yapıları ortama ancak çeşitliliğin vereceği bir güç katar. Bu yazının konusu olduğu üzere bilimde bu güce nasıl kavuşabileceğimize bakalım öyleyse.

Nature’ın Kadınlar Gününe özel çıkardığı bu son sayısında bilimde kadına yapılan ayrımcılıkla nasıl savaşılacağı ile ilgili çeşitli ülkelerdeki akademisyenlerden görüşler alınmış. Arap Emirlikleri’nden Lihadh Al-Gazali kadın akademisyenlerin politikada daha çok yer alarak daha çok kadını bilime çekmesi gerektiğini düşünüyor örneğin. Amerika’dan Virginia Valian kadınların konuşmacı ya da konuşma yöneticisi olduklarında kadın dinleyenlerin daha çok soru sorduklarını fark etmiş. Sırf bu gözleme dayanarak bile, yapılan kongrelerde kadınlara daha çok rol vermenin daha çok kadını bilime çekeceğini öngörmek zor değil.

Stanford Üniversitesi’nden Ben Barres ise ilginç bir noktaya temas ediyor. Kadınların bebek izinleri dolayısıyla kaybettikleri zaman ne yazık ki kimsenin umrunda değil. İş başvurularında verilen bir yıllık ara erkek adayların kafadan öne çıkmasına sebep oluyor. Akademik yaş diye tabir edilen doktora bitikten sonra geçen yıllar pozisyon bulmak için de burs başvurularında da çok büyük rol oynar. 3 yıllık bir adayla 5 yıllık aday arasında beklentiler açısından büyük farklar doğar. Almanya’da örneğin devlet eliyle bir yıl izin veriliyor. Bir arkadaşımın hocası, bu yasal izin sayesinde burs alma şansını kaybetmekten kurtuldu örneğin. Kendi başına izin alsa sene kaybından o bursa başvuramayacaktı. Bu tarz uygulamalar kadınların erkeklerle eşit şartlarda mücadele etmesini sağlayacaktır.

Öte yandan fizik profesörü Eva Andrei akademik dünyada ne kadar çok kadın görürsek o kadar kızı bilime yüreklendirebileceğimizi düşünüyor. Ta liseden başlamalı kızların bilime yakınlığı. Kongre burslarında kızlara öncelik tanınmalı, özellikle genç yaşlarda.

İsveç’ten Liisa Husu farklı bir bakış açısıyla tüm bu söylenenleri özetliyor. Ona göre asıl sorun yapılanlarda değil yapılmayanlarda. Verilmeyen ödüller, gelmeyen konuşma veya temsilci davetleri, unutulan atıflar ve hatta untulan selamlar. Kadınların varlığını (farkında olmadan) görmezden gelen tüm davranışlar. Bir tanesi değil belki ama birikimi kesinlikle caydırıcı olacaktır ve olmaktadır. Kendi adıma bile söyleyebilirim, ve tanıdığım bir çok kız arkadaşım adına da.

Erkek egemen bilim dünyası kadınları görmezden geldiği sürece kadınlar kendilerini hep misafir hissedecek, gerçek güçlerini ortaya çıkarmakta çekingen ve hatta isteksiz kalacaktır. Kadınlara uygulanacak pozitif ayrımcılık sayesinde ise kadınlar bu çekingenlikten kurtulacak tüm yaratıcılıkları ve adanmışlıkları ile bilime büyük zenginlikler katacaklar. Ben inanıyorum, ya siz?

 

Kaynak: nature.com

+ Yorum bulunmuyor

Yorum yap