Çin’de yarasalar peşinde koşan bir bilim kadını: Alice Hughes

Çin’de yarasalar peşinde koşan bir bilim kadını: Alice Hughes

Dr. Alice Hughes Çin’in güneydoğusundaki Çin Bilimler Akademisi’ne bağlı Tropik Botanik Bahçesi’nde çalışan bir akademisyen. Lisans ve doktora derecelerini İngiltere’de bulunan Bristol Üniversitesi’nden almış ve şimdiye kadar Çin, Tayland, Avustralya ve İngiltere’de çalışmış. Model organizması yarasalar olmakla birlikte, biyoçeşitliliğin pek çok formunu araştırmak ve anlamaya çalışmak sevdiği şeylerden biri. Ona göre biyoçeşitliliği yaşıyor ve soluyoruz ve hepimizin bunu korumak anlamında bir sorumluluğu var. Kendisiyle kuş gözlemlemeye gittiğimiz Singapur’daki Sungei Buloh Milli Parkı’nda bir yandan kuşlar ve yumuşakçaları izlerken konuştuk. Çin’deki hayatına, bilim yapmaya dair görüşlerine ve araştırma konularına dair daha çok şey öğrenmek isterseniz, buyrun başlayalım.

Bilgenur – Merhaba Alice, şu anda Çin’de yaşıyorsun. Orada ne yapıyorsun?

Alice –  Çin Bilimler Akademisi’ne ait bir kurum olan Xishuangbanna Tropik Botanik Bahçesi‘nde yardımcı doçent olarak çalışıyorum. Araştırma konularım genel olarak biyoçeşitlilik ve çevresel değişikliklerin tür dağılım ve biyoçeşitliliği üzerine etkisi.

Dr. Hughes’in çalıştığı Tropik Botanik Bahçesi’nde gün batımı

Eğitim hayatın nerede geçti?

Lisans ve doktora derecelerimi Bristol Üniversitesi’nden aldım ama arazi çalışmalarım Tayland’daydı. Doktoradan sonra Tayland’a taşındım ve doktora sonrası araştırmacı olarak çalışmalarıma orada devam ettim.

Güneydoğu Asya’ya oldukça alışkın olmalısın o halde?

Evet, aslında bir süre Avustralya’da da çalıştım ama araştırmalarımın çoğu Güneydoğu Asya’da yer aldı.

Bugün milli park ve kuş gözlem bölgesi olan Sungei Buloh’dayız. Kuşlara ilgin nasıl başladı?

Hiç tanıma imkanım olmadı ama dedem kuş gözlemcisiydi. Annem İngiltere’nin Norfolk kıyısındaki yazlık evimize bizi kuş gözlemeye götürürdü. Ailecek gidip gözlem yapılan kulübelerde otururduk, genelde yağmur yağardı. Su kıyısında yaşayan kuşları ve yer yer de yırtıcı kuşları gözlemlemeye çalışırdık. Küçüklüğümün çok hoşuma giden anlarındandır bu küçük kaçışlar. Ama dünyanın neresine giderseniz gidin kuşlar hep var. Mesela ormana gittiniz diyelim, örneğin bir orangutan görmek istiyorsanız orada yaşayanlarla konuşursunuz, şans eseri görmeniz düşük bir ihtimal olabilir, oysa kuşları görmeniz çok kolay. Her ne kadar şu anda yarasa çalışıyorsam da, biyoçeşitliliğin pek çok formuyla ilgiliyim. Kuşlar gözlenmesi çok kolay ve etkileyici hayvanlar.

Singapur’da şu anda ne yapıyorsun?

Buraya iklim değişikliği konferansına katılmak üzere geldim. Burada çalışan pek çok kişiyle işbirliği yapıyorum, çalıştığım birkaç araştırmacı daha geliyor konferansa. Daha çok ortak araştırma yapmak açısından güzel bir fırsat.

Çin’de yaşamak nasıl? Şu anki çalışmaların neyle ilgili?

Şimdiye kadar Çin, Tayland, Avustralya ve İngiltere’de çalıştım. Her şeyin eksi ve artısı var. Araştırma ortamını ve iş arkadaşlarımı seviyorum ve bu açıdan oldukça ilham veren bir yerdeyim. Ayrıca tropik bölgede yer alan çok güzel bir botanik bahçesinde yaşıyorum. Eğer tropik ekoloji araştırması yapmak istersem yirmi dakika yürümem yeterli ve sonrasında yağmur ormanındayım. Bu hafta Arazi Çalışmaları Programı (PFS) okulu var, üzerinde çalıştığımız programlardan biri. ABD’de merkezli ve Güney, Orta ve Kuzey Amerika’da çalışmalar yapan Tropik Araştırmalar Organizasyonu’nun (OTS) bir benzeri diyebilirim. Bu program 6 hafta sürecek ve şu anda yarasalarla çalışan beş öğrencim var, ben de onlara ormanda nasıl yarasa yakalanacağını ve nasıl yarasa biyoloğu olunacağını öğretiyorum. Tabi bütün bu güzel şeylerin yanısıra yaşadığım zorluklar da var, Mandarin öğrenmek mesela. Ve yanlışlıkla Tayca (Tayland dili) konuşurken buluyorum kendimi, ki tahmin edersin ki bu pek yardımcı olmuyor. Ayrıca vejetaryen biri olarak buradaki yemekler de pek yeterli değil.

Dr. Alice Hughes arazi çalışmasında elinde vampir yarasa ile

Nasıl yemekler var yaşadığın yerde? Biraz daha detay verebilir misin?

Aslında bu biraz önemli bir konu. Geçtiğimiz hafta seminer sonrası özel bir yemeğe davetliydik ve o yemekte yağda kızartılmış zakkum çiçekleri ikram ettiler. Bildiğim kadarıyla zehir üreten bir çiçek zakkum. Yüksek miktarda alkaloid içeren pek çok bitkiyi yemeklerde kullanıyorlar, ki normalde insanların tüketmemesi gerek. Buradaki yerel insanlar yiyorlar. Çin’in Xishuangbanna (y.n. Şişongbana diye okunur) bölgesinde yaşıyorum. Buradaki insanlar ya Hani ya da Dai etnik grubuna mensuplar. Bölgedeki nüfusun yaklaşık %50’si Han Çinlisi, %20’si Hani, %15’i Dai, ve diğer kalan kısım da Yi grubu gibi diğer azınlıklardan oluşuyor. Oranlar tam doğru olmayabilir ama çoğunluk Hani’lerden oluşuyor ve bu grup da bölgede bulunan yaprakları yemeklerde çok kullanıyor, haliyle biz de yiyoruz. Kırmızı biber ile pişirilen et yemekleri de var, tabi bu vejetaryenlerin işini daha da zorlaştırıyor. Bu yüzden, buraya gelen biri olursa getirmelerini istediğimiz şeylerin listesini yapıyoruz. Mesela bir arkadaşım konferans için geldiğinde bana pek çok peynir getirmişti. Belki komik zorluklar ama üstesinden bir şekilde geliniyor. Neyse ki araştırma ortamı her şeye değiyor!

Araştırmanda arazi çalışmalarının katkısı, oranı nedir?

Yaklaşık 2,5 aydır buradayım ve daha alışma sürecindeyim aslında. Ama tam anlamıyla başladığımızda, arazi çalışmaları da olacak. Şimdilik daha çok laboratuvarda ya da ders ve gelecekte yapacağım arazi çalışmaları için belli birkaç yeri gezmekle geçiyor zaman.

Yürüttüğün araştırma konularına dair biraz daha detay verebilir misin?

Esas araştırma alanım iki konu üzerinde, biri Güneydoğu Asya’da bulunan karstların (y.n. kayaçların erimesiyle yer altı akıntıları olan, kireç taşı ve dolomit bölgesi) biyoçeşitliliğinin araştırılması. Çin’in güneydoğusunda yaklaşık 800,000 kilometrekarelik bir alan kaplıyor karst bölgesi. Burada bulunan pek çok tür dünyanın başka yerinde yok, yani yüksek miktarda endemiklik var. Ama neredeyse hiç bir koruma önlemi yok. Karst bölgesini ormansızlaştırdığınızda buradaki iklim özelliklerini değiştiriyorsunuz, böylece burada bulunan türler açısından risk oluşuyor. Ayrıca Güneydoğu Asya tropiklerde madenciliğin en yüksek oranda olduğu yer, dolayısıyla pek çok anlamda tehdit edilen bir ekosistem. Yayılma ihtimali zayıf olan, belli bir bölgede yer alan yüksek miktarda biyoçeşitlilik var ve neredeyse hiç koruma yok. Eğer buradaki biyoçeşitliliğin nasıl yayıldığını haritalayabilirsek o zaman yüksek biyoçeşitlilik ve endemik tür kaynağını da koruma konusunda emin olabiliriz. Diğer konum ise Güneydoğu Asya ve civarında yaşayan ve çeşitli enlem ve boylamlardaki tür dağılımını çalışan araştırmacıları bir araya getirecek bir ağ kurmak üzerine. Böylece iklim değişikliğinin dağılımlar üzerindeki etkisini daha iyi anlayabilir ve bunu dağılım modelleri yapmak için kullanabiliriz. Bu ikisi şimdilik ana çalışma konularım.

Kulağa eğlenceli geliyor!

Öyle, ayrıca beni epey meşgul tutuyor. Bol miktarda işbirliği yapıyorum, ayrıca Coğrafi Bilgi Sistemleri (GIS) üzerine pek çok kişiye eğitim de veriyorum.

Dr. Alice Hughes bir arazi çalışmasında

Lisans sonrası araştırmalarında biyoçeşitlilik ile ilgili çalışmalar yapacak öğrencilere tavsiyelerin var mı?

Bana kalırsa bilim insanı olmak bir işten çok daha fazlası. Eve her akşamüstü 5’te gidip televizyon izlemiyorsunuz. Bu bir yaşam biçimi. Çünkü biyoçeşitliliği yaşıyor, soluyorsunuz. Mesela biz şu anda (cumartesi günü) tatilimizden, boş vaktimizden alıp bir milli parka geldik, ağaca henüz konmuş bir yalıçapkını (lat. Alcedo atthis) gördük. Çünkü bu bizim yaptığımız iş, kim olduğumuzla ilgili ve yaptığımız her şey bir şekilde buna bağlı. Dolayısıyla bu konuda tutkulu olmaları gerek. Çünkü bu alanda çalışmak gerçekten kendini adamak demek. Pek çok bilim insanı kendi ülkelerinin dışında yaşamak zorunda. Örneğin bugünkü küçük grubumuza bakarsak Hindistan, ABD, Ekvador, Türkiye ve İngiltere’den gelmiş kişileriz. Yani, bir seçim yapmak ve onun peşinden gitmek zorundasın. Çünkü eğer biyoçeşitliliği korumak sana bir anlam ifade ediyorsa- ki kişisel olarak ben sorumluluk hissediyorum, başka kişiler ne düşünür bilmesem de- o halde doğru hissettiğin şeyi yapmalısın.

Çok doğru. Bilim.org için yaptığımız bu söyleşiyi kabul ettiğin için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim, seninle konuşmak keyifliydi.

2 Comments

Yorum yap
  1. 1
    Nejla ÖZTÜRK

    Zaten nedense hep bilim insanları doğa ile iç içe yaşıyor. Mesela biri kalkıp da “Duvar neden böyle?” değil “Bu ağaç neden böyle?” diyor. Bence aradaki fark bu…

+ Leave a Comment