Bu bir krater değil, peki öyleyse nedir?

Bu bir krater değil, peki öyleyse nedir?

Her ne kadar dairesel yerşekilleri gördüğümüzde akla ilk gelen sebepler volkanik krater ya da meteor çarpması olsa da, aslında durum öyle olmayabiliyor.

Bu uydu fotoğrafı, neredeyse mükemmel bir daireselliğe sahip, çapı 10 km’nin biraz altında, duvar yüksekliği 600 m olan tamamen doğal yollarla oluşmuş bu yüzey şekli, Kuzeydoğu Rusya-Kondyor Masifi’ne ait (Resim 1). Fotoğrafta, bu dairesel şekli kesen bir nehir olduğunu görüyoruz. Bu nehir, yağışla dolan kraterdeki yağmur suyunun taşınmasını sağlıyor. Yüzey şeklinin çıplak kayadan oluşan duvarında herhangi bir bitkisellik olmamasına rağmen iç ve dış kesimlerinde vejetasyon görebiliyoruz (1).

Bu halkanın tek özelliği sadece dairesel yapısı değil. İntrüzif (iç püskürük, sokulum), yani magmanın daha önceden var olan kayaları zorlayarak yukarı çıkarken kabuk içinde soğuyup katılaşmasıyla oluşan bu dairesel şekil, jeolojik oluşum sürecinden dolayı iyi kristalleşmiş, altın, gümüş, bakır, kurşun ve başka değerli iz elementler gibi ekonomik öneme sahip elementler içeren minerallere ev sahipliği yapıyor (Resim 2). Bu minerallerin sulu çözeltileri, bizmut, kalay, antimon, tellür gibi mineraller nedeniyle belirgin bir renge sahip. Bununla beraber, bütün masif, osmiyum gibi asal metallerce anormal derecede zengin. Fakat, en dikkat çekici özellik, çapları 1,5 cm’ye varan, altın ile kaplanmış platin-demir alaşımları (1).

Resim 2: Knodyor Mafisi’ne ait platin içeren mineralller

Resim 2: Knodyor Mafisi’ne ait platin içeren mineralller

Kondyor Masifi’ne ait jeolojik çalışmalar, bu yeryüzü şeklinin, herhangi bir volkanizma veya püskürmeye sebebiyet vermeden çevresindeki çökel kayaçları keserek oluşmuş magmatik intrüzif bir kayaç olduğunu gösteriyor. İlk oluştuğunda şu an çöküntü olan merkez kısmını kapatan kubbe şekli, zamanla diferansiyel erozyona(1) uğrayarak, bugünkü görüntüsünü almasına neden olmuş (Şekil 1) (1, 2).

Şekil 1: Kondyor Masifi’ne ait jeolojik plan görüntüsü ve enine kesiti (Burg et al, 2008)

Şekil 1: Kondyor Masifi’ne ait jeolojik plan görüntüsü ve enine kesiti (Burg et al, 2008)

Yapılan yerçekimi ve manyetizma ağırlıklı jeofizik çalışmalar, bu duvarın yerin yaklaşık 10 km derinine indiğini gösteriyor. Kayaçların ultramafik(2) jeokimyasal yapısı da düşünüldüğünde, bu intrüzif yapı oluşurken, sıcaklığıyla etrafındaki sedimanter kayaçları eriterek bünyesine aldığı diğer elementlerle bilimadamlarının kafasını karıştırabiliyor. Ancak şu an soğumuş ve katılaşmış durumdaki Kondyor Masifi, jeolojik oluşum sürecinden dolayı, daha yavaş soğumuş olan iç çeperde iri taneli kristalin kayaçlar barındırırken, önceden var olan soğuk kayaçlarla temas ettiği ve hızlı soğuduğu dış çeperde ufak taneli kristalin kayaçlar bulunduruyor. Oluşurken jeolojinin en önemli jeokimyasal ve fiziksel proseslerinden biri olan fraksiyonel kristallenme(3) sürecinden geçen bu yapı, dış çeperde piroksen, hornfels gibi görece hafif mineralleri tutarken, merkezde kromit, olivin gibi ağır mineralleri barındırıyor.

Bu şaşırtıcı yüzeyşeklinin nasıl oluştuğu ise oldukça tartışmalı. Bu krater-benzeri yapının oluşması, derin manto sorgucunun ısınma ve karışmasıyla beraber yabancı jeokimyasal bileşenlerin de yapıya eklenmesi sonucunda litosferde ergimenin başlamasıyla tetikleniyor. Böyle jeokimyasal yapıdaki düzensizlikler, uçucu bileşenlerce zengin mantonun kabuk boyunca yükselirken ergime ve karışmanın devam etmesiyle zorlanan mineraller, herhangi bir volkanizma veya püskürme olmaksızın yüzeye ulaşıyor.

Burg vd.’nin yaptığı araştırmaya göre, Kondyor Masifi’nin oluşum mekanizması translitosferik diyapirizm, yani, yukarıda açıklanan jeokimyasal düzensizliklerle tetiklenen sünek, şekil değiştirebilen magma, daha katı ve kırılgan kabuktan yükselmesi olayı (2008). Ancak açıklaması güç olan kısım, bu kadar ağır ve sıvı ultramafik malzemenin her ne kadar jeokimyasal düzensizliklerden bahsetsek de, nasıl yükselerek diğer malzemeleri kapladığı. Bu nedenle düşünülen alternatif mekanizma, görece daha ince bir besleyici daykın(4), kabuk boyunca yükselerek yüzeyin hemen altında disk şeklinde yayılması şeklinde (1, 3). Ancak bu alternatif mekanizma, daha kalın yeraltı yapısına işaret eden jeofiziksel sonuçlarla ne yazık ki örtüşmüyor.

Sonuç olarak, aslında Kondyor Masifi ve ne bir volkan ne de meteor çarpması sonucu oluşan bir göçük: bir kubbenin kısmen aşınmasından arta kalan, yer kabuğunun derinliklerine doğru uzanan bir kaya sütununun tepesi. Değerli mineraller içermesinden öte, dünyanın anlamamız gereken pek çok gizemi olduğunun kanıtı olan mükemmel bir görsel jeomorfolojik yapı.

Açıklamalar:

  • Diferansiyel erozyon (differential erosion): Kayacın dayanım ve/veya sertliğine bağlı olarak değişim gösteren, herhangi düzenli bir süreç içermeyen, düzensiz oranlarda meydana gelen bir aşınma türüdür. Yani, yumuşak ve zayıf kayaçlar daha çabuk aşınırken, sert ve dayanımı yüksek kayaçlar sırt (duvar), dağ, tepe gibi yapılar oluşturabilecek şekilde yavaş aşınır.
  • Ultramafik kayaçlar: Silis gibi hafif elementlerce fakir, magnezyum, demir gibi ağır elementlerce zengin kayaçlar.
  • Fraksiyonel kristallenme: Magma içindeki mafik, yani ergime noktası en yüksek minerallerin önce (magnezyum oksit, demir oksit gibi mineraller), ergime noktası düşük minerallerin (yüksek silis içeren minerallerin en son katılaştığı kristallenme sürecidir.
  • Besleyici dayklar: Magmanın yüzeye taşındığı magmatik intrüzif (sokulum) yapılarıdır.

Referanslar:

(1) Burg, J.P., Bodinier, J.L., Gerya, T., Bedini, R.M., Boudier, F., Dautria, J.M., Prikhodko, V., Efimov, A., Pupier, E., Balanec, J.L., 2009. Translithospheric Mantle Diapirism: Geological Evidence and Numerical Modelling of the Kondyor Zoned Ultramafic Complex (Russian Far-East). Journal of Petrology, vol. 50:2, p. 289-321.

(2) McKinnon, M., 2015, This in Not a Crater, So What Is It?. Erişim tarihi: Ocak 2015. http://space.io9.com/this-is-not-a-crater-so-what-is-it-1677228983.

(3) Geshi, N., Kusumoto, S., Gudmundsson, A., 2010. Geometric difference between non-feeder and feeder dikes. Geology, v. 38; no. 3; p. 195–198; doi: 10.1130/G30350.

+ Yorum bulunmuyor

Yorum yap