Bir Damla Güneş

Bir Damla Güneş

İmecefon ile daha temiz bir dünya yolunda

İnternette, televizyonda sıklıkla “Crowdfunding” konseptini duymaya başladık. Yeni bir fonlama yöntemi olan crowdfunding, bilimden teknolojiye, sanattan sosyal sorumluluk projelerine kadar birçok ürün ve girişim fikrinin hayata geçmesini sağlıyor. Sistemin çok basit bir işleyişi var : Projenizi oluşturduktan sonra çeşitli web ortamlarında halkın, yani yatırımcı kalabalığın beğenisine sunuyorsunuz. Projenin yenilikçi yönünü değerlendirip geleceği olduğuna inananlar, yine çevrimiçi olarak projeyi fonluyorlar. Fonlama miktarları 10 TL gibi düşük miktarlardan başlayıp çok yüksek meblağlara ulaşabiliyor. Proje başarılı olursa herbir yatırımcıya yaptıkları yatırım oranında geridönüş yapılıyor. Buna gayriresmi şirket hissedarlığı da diyebiliriz.

Henüz Crowdfunding konseptinin Türkçe karşılığı konusunda bir sözbirliğine varılamadı. Webrazzi’de Türkçe’ye “topluluk destekli yatırım” veya “kitle fonlaması” şeklinde çevrilmiş. Ama benim favorim Özyeğin Üniversitesi Girişim Fabrikası risk yatırım yönetimi koordinatörü sevgili Ozan Sönmez’in bulduğu karşılık: “imecefon”.

İmecefon ile işbirliği ekonomisine doğru:

Sosyal girişimciliğin yaygınlaşmasına paralel olarak gündeme gelen imecefon, özellikle sosyal etki yaratmak isteyen girişimcileri cezbediyor. Çünkü artık ürettiğiniz fikrin, projenin geniş kitlelere ulaşmasını ancak hayal ortaklığı ile başarabiliyorsunuz. İmecenfonda da bu böyle; siz hayalinizi kuruyor, projelendiriyor ve sonrasında da hayalinize diğer insanları da ortak ederek girişime dökmeye çalışıyorsunuz. Son Oscar töreninde, Kickstarter isimli imecefon sitesi yoluyla fonlanan “Inocente” kısa belgesel filmi ödüle layık görüldü. Her geçen gün, bu trend diğer endüstrilere de yayılıyor.

Geçen sene, Nisan ayında Harvard Business Review’da çıkan “The Crowdfunding Road to Hell” makalesinde, Daniel Isenberg özsermayeye dayalı imecefon yatırımlarının başarılı olamayacağı nedenleriyle vurguluyor. Fakat veriler bunu göstermiyor. crowdsourcing.org’da yayınlanan İmecefon Endüstri Raporu’nda 2011 yılında imecefon ile toplanan paranın 1.5 milyar dolar olduğu söyleniyor. 2012 yılı için ise bu rakam 2.8 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. Artık insanlar paralarını kendi değerleri yönünde harcamak; insanlığa, çevreye katma değer yaratacak ürün ve projeleri desteklemek istiyorlar. Gelişen e-ticaret, mobil ödeme teknolojileri, sosyal ağlar bunu oldukça kolaylaştırıyor. Acaba bu sistem yakın gelecekte alışılagelmiş risk sermayesi yatırım yöntemlerinin yerini alabilir mi?

İmecefon konseptini sadece girişimciler değil,  bilim adamları da kullanıyor. Bilim ve teknolojideki çığır açan gelişmelerin sosyal etkilerinin asırlardır dünyamızı şekillendirdiği su götürmez bir gerçek. Son yazımda Tesla’nın geliştirdiği alternatif akım teknolojisinin hayatımızı nasıl baştan aşağı değiştirdiğine değinmiştim. Yazıyı hatırlayanlar, Edison’un  imecefon toplama konusunda Tesla’dan daha uygun bir aday olacağını düşüneceklerdir.

Tesla’nın hayallerini gerçekleştirebilmek için Westinghouse’dan aldığı yatırımdan 100 yıl sonra Ethan Perlstein isimli genç bilimadamı şansını imecefondan yana denedi. Ruhsal hastalıklar ve bağımlılık alanlarında çalışmalarını sürdüren Harvard doktoralı Perlstein, yeni bir tedavi yöntemi geliştirilebilmek için aradığı fonu federal hükümetin hibelerinden değil, imecefondan buldu. Bilimadamlarının da birer sosyal girişimci olduğunu gösteren bu tip örnekler artırılabilir. Burada önemli olan imecefon gibi bir silahın insanlığa nasıl daha faydalı kullanılabileceğinin keşfedilmesidir.
Bu yazımda, imecefonun güneş enerjisi yatırımlarında kullanılabilme olanağını incelemeyi amaçladım. Acaba ülkemizi ve dünyamızı imece usulü yeşillendirebilir miyiz?

Güneş hücrelerinin verimi giderek artıyor. Ajanslardan gelen son haber, %50 verim hedefinin çok da uzaklarda olmadığını kanıtlıyor. Sharp Solar firması, daha önce yine kendisine ait olan %36.9’luk güneş hücresi verimlilik değerini %43.5’e çıkardı. Bu başarıyı üç kademeli foton-absorpsiyon teknolojisinin kullanılmasına borçlu. Burada lens bazlı bir sistem, güneş ışığını direkt olarak hücrenin üzerine odaklayarak enerjiye dönüşmesini sağlıyor.

Güneş hücre ve dolayısıyla modüllerinin verimliliğinin arttıkça güneş enerjisinden elektrik üretmenin birim maliyetinin düşeceği, popülerliğinin artacağı kesin. Shell’in raporunda, şu an toplam üretimde 13. sırada olan güneş enerjisinin 2070 yılına doğru ilk sıraya oturacağı analizi yapılmış. 2100 yılında ise dünyadaki enerjinin % 37’si güneşten karşılanacak.

Peki güneş enerjisinin yaygınlaşması için Almanya’da olduğu gibi devletin teşviğini, Çin’de olduğu gibi ucuz üretimin tetiklemesini mi beklemeliyiz? Mosaic isimli girişim bunu beklemedi. Cleanweb olarak adlandırılan bir girişim örneğiyle halkın katılımını sağlayarak birçok güneş enerjisi kurulumu gerçekleştirdi. Eskiden bankalardan, özel şirketlerden alınan güneş enerjisi kredilerini artık halk sağlıyor.

Cleanweb, bilişim sistemlerinden yararlanılarak yenilenebilir enerji kullanımını teşvik etmek, enerji kaynaklarımızı ise bilinçli tüketme konusunda farkındalık yaratmak üzerine kurulmuş bir konsept. Sosyal medyanın hızlandırıcı etkisini, çevrimiçi pazarlamanın pratikliğini aktif olarak kullanıyor. Mosaic, yola çıkarken cleanweb aracılığı ile bankalar için değerli olmayan küçük yatırımı güneş enerji sistemleri için birleştirme amacını güttü. İnsanlar platformda sunulan projenin çalışacağına inanırlarsa, 25 dolardan başlayan miktarlarda yatırım yapabiliyorlar. Belli bir yatırım miktarı çıtası var, yine belli sürede bu miktara ulaşılması bekleniyor. Eğer koyulan yatırım hedefine ulaşılmazsa, bekletilen para transferleri gerçekleştirilmiyor. Yani proje çöpe gittiğinde paranızı kaybetmeniz gibi birşey söz konusu değil. Sistemin kurucuları, güneş enerjisinden ürettiği elektriği kullanıcılara satmaya başlayınca, 100 birim üzerinden değerlendirilen kârın belli bir miktarını site için alıp kalanını 9 yılda %4.5 ile % 6.5 arasındaki faiz oranlarıyla  olacak şekilde alacaklı yatırımcılara geri ödüyor.

Mosaic’in 32 yaşındaki kurucu ortağı Billy Parish temiz enerji ekonomisinin kurulmasını, daha çok insanın bundan faydalanmasını sağlayarak başarabileceğimizi söylüyor. Platform henüz bankaları korkutabilmek için çok küçük fakat bu dejavantajını avantaja dünüştürebiliyor. Açılır açılmaz bir gün içinde 300.000 doların üzerinde yatırım toplayabilmiş. Şu an çok niş bir platform fakat dinamizmi takdire şayan.

Solar sistemlerde panel, inverter gibi donanım maliyetleri son yıllarda büyük oranda ucuzladı. Geri kalan başvuru, izin prosedürleri, kurulum ve bakım maliyetleri ise pastanın büyük dilimini oluşturuyor. Bunlar da aşıldığında güneş enerji sistemlerinin patlayacağı tahmin ediliyor. Türkiye’de de durum aynı. Uzun süren lisans başvuruları, düşük teşvikler, yerli parça üretiminin eksikliği herkesin güneş enerjisine tereddütle bakmasına neden oluyor. Devlet politikası ise burada temel yönlendirici.

Peki imecefon Türkiye’de çalışır mı?

Mozaiğin ilk parçası: Tatvan

Özyeğin Üniversitesi Enerji, Çevre ve Ekonomi Merkezi’nde araştırma görevlisi olan YGA gönüllüleri ilk adımı Tatvan’da attılar. Özyeğin Vakfı, IBM, Anel Enerji gibi kurumların katkılarıyla, Kavar Havzası’ndaki Deniz Süren İlköğretim Okulu, enerjisini güneş enerjisinden karşılayan Türkiye’deki ilk köy okulu oldu.

Üniversite enstitüsünden  STK gönüllülerine, PV panel tedarikçisinden okul müdürüne kadar herkesin imece usulü çabasının sonucu olarak doğan bu proje, diğer projeler için güzel bir rol model örneği teşkil ediyor. Sosyal sorumluluktan sosyal girişimciliğe giden yolda Mosaic’in kullandığı imecefon finansal modeli kullanılmadı fakat kişiler ve kurumlar gerek akıl teriyle, gerek maddi katkılarıyla bu projeyi imece usulü gerçekleştirdiler.

Bu sistem sağlam bir finansal modele oturtulduğunda başarı kendiliğinden gelecektir. Çünkü Türk halkı, imecefon mantığına en yatkın milletlerden biridir.

Sanatçı Ayça Bumin, son eserinde güneşin mozaiğini çok güzel renklendirmiş.

Ne dersiniz,  biz de dünyamızın mozaiğini imece usulü renklendirebilir miyiz?

1 yorum

Yorum yap
  1. 1
    Kendi kendime dövünmelerim...

    […] bilim.org’daki şu yazıyı okurken uzun zamandır dillere alınmayan şu kelime ile karşılaştım bir anda, anlamını bildiğimiz ama unuttuğumuz hatta hayatlarımızdan çıkartmak için yarıştığımız bir zamanda böyle bir kelime ile karşılaşmak şaşırtmıştı beni. İşin ilginci bu kelimenin yeni nesil tarafından hiç bilinmediğini düşünmeye başlamam ile kendimi, aslında benim de kök anlamının ne olduğunu bilmediğimi anlamama ulaştırmış olmasıydı. […]

+ Leave a Comment