[Belgesel] Yuva (Home)

Home (Yuva), dünyamızın karşı karşıya kaldığı sorunları irdeleyen bir belgesel. 2009 yapımı belgesel, 54 farklı ülkeden, genellikle yüksek noktalardan çekilmiş görüntüleri içeriyor.

Belgeselde dünya nüfusunun %1950'den bu yana 4 kat arttığı vurgulanıyor. Bu artış ve beraberinde gelen yoğun şehirleşme, enerji ihtiyacı ve yoğun tüketim, gezegenimizi yavaş yavaş tükettiğimizi gösteriyor. Burada en önemli hedef sürdürülebilirlik. Oysa ki yoğun şehirleşme ve beraberindeki doğayla barışık olmayan yapılaşma, üretilenden fazla enerji, besin ve su tüketimi. Özellikle Dubai, Las Vegas gibi çöl şehirlerinin de bu sürdürülebilirliğe ters orantılı olduğu vurgulanıyor.

Dünya üzerindeki tahıl üretiminin yarısının enerji ve hayvan yemi amaçlı olarak üretilmesi, soya fasülyesi üretimi için Amazon ormanlarının tarlalara çevrilmesi de oldukça dikkat çekici. Dünyamızı tüketirken de adil bir dağılım olmadığına vurgu yapılıyor. Afrika'nın en büyük petrol üreticisi Nijerya'nın halkının, bu üretimden gelen zenginlikten faydalananaması ve petrolden başka doğal kaynağı olmayan Birleşik Arap Emirlikleri'nin, diğer hammedeleri ithal ederek çölde bir şehir (Dubai) kurması gibi.

Belgeseldeki su konusu da beni gerçekten endişelendirdi. Grönland'daki buzulların, dünyadaki tatlı su rezervinin %20'sini oluşturduğu ve bunların giderek erimeye başladığı, bunun sonucunda da denizlere karışarak deniz seviyesini 7 metre artıracağı olayı sadece bir başlangıç. Bu yükselme sonucunda kıyı şehirlerindeki yeraltı su kaynakları da bu tuzlu su ile karışacak ve kullanılmaz hale gelecek. İçme suyu bu kadar azalırsa, gelecekte neler olacağını düşünmek zor değil.

Son olarak belgeselin görsel ve kurgusal tarafına gelirsek; etkileyici görüntüler eşliğinde oldukça net bir anlatıma sahip. Belgesel bu haliyle başından sonuna kadar sıkılmadan kendini izlettirmeyi başarıyor.

3 Comments

Yorum yap
  1. 1
    Duygu Pelister

    Kesinlikle herkesin seyretmesi gereken bir belgesel. Dünyadaki mükemmel dengeyi gözler önüne sermekle beraber, yıllardır insanların bu mükemmel dengeyi nasıl bozduğundan da bahsediliyor. Gerçekten çok etkileyici. İnsanlar yıllardır güneş enerjisi gibi eko-sistemimize, dünyamıza zarar vermeyen enerji kaynaklarını kullanmak yerine, atmosfere yüksek oranda sera gazı, karbon salınımı yapan fosil enerji kaynaklarını kullanıyormuş. Örneğin Dubai, güneş enerjisinin rahat kullanılabileceği halde, güneş enerjisini kullanmıyor, enerji kaynağı olarak fosil yakıtları tercih ediyormuş. Bu çok büyük bir israf.

    Bu Dünya bize lazım. Dünyamızla ilgili çok fazla şey bilmiyoruz pek çoğumuz. Ancak bu bildiklerimizin bile mükemmelliği bizi hayrete düşürmeye yetiyor. Dünyamız bizim için bu kadar mükemmelken, dünyamız biz insanlar için bu kadar uygunken, bazı kişilerin kalkıp dünyamıza zarar verecek, dengesini, mükemmelliğini bozacak maddeleri atmosferimize, topraklarımıza, sularımıza karıştırması gerçekten çok üzücü bir durum. Onlar sadece gününü kurtarıyorlar şimdilik. En üzücü durum bence Dünyamızı şimdi kirleten insanların dünyamız yaşanamaz bir hale geldiği zaman çoktan ölmüş olacakları ve bu bencil insanların bencilliklerinin bedelini gelecekte çocuklarımızın, torunlarımızın ödeyecek olmasıdır.

    Belgeselin sonlarına doğru, hala gezegenimizi, yuvamızı kurtarabileceğimiz anlatılıyor. İşte bu bölüm insanın içini biraz rahatlatıyor. Bence bu belgesel tekrar tekrar yayınlanmalı ve izlemeyen insanın kalmaması sağlanmalı.

  2. 2
    Gökçe Vatansever

    Beni en çok etkileyen kısımlardan birisi “Dünya nüfusunun yüzde yirmisi, gezegenin kaynaklarının yüzde seksenini kullanıyor” ifadesiydi. Bu oldukça korkunç bir şey.

    Anlatılanların salt söz olarak kalmayıp, şehir ve halk bazında örneklendirilmesi belgeseli daha da etkileyici kılmıştı.

    Görsel olarak harika bir çekim yapmışlar ve ben çekimler kadar müzik seçimlerini de isabetli buldum.

  3. 3
    Özgen Ersan

    “Dünya çevre günü” vesilesiyle NTV’de yayınlanmıştı. Genelde yukarıdan çekilmiş seçme görüntüler eşliğinde çevre mesajları verildi.

    Herkesin gerçekleşmemiş olan meslek ya da uğraşı hayali vardır. Benim de

    . Derin uzay gözlemciliği

    . National Geography dergisi gezgin muhabirliği

    . Kitaro (Masanori Takahashi) nun orkestrasında perküsyon çalmak

    gibi hayalde kalmış uğraşılarımdan biri de belgesel filmler için metin yazarlığı olduğundan bu belgeselde kullanılan söylemleri daha bir dikkatle izledim. Tespitlerimi paylaşmak istiyorum.

    . Filmde en çok geçen sözcük “SU” idi. Küresel ısınmaya bağlı olarak kutuplarda buz halindeki tatlı suların tuzlu deniz suyuna karışması; yeraltı su kaynaklarının azalması, bazı göl ve bataklıkların kuruması işlendi.

    . Güneş enerjisinin, bitkiler ve diğer canlılar tarafından karbon bileşiklerinin sentezinde kullanılması ve yüz milyonlarca yıl fosil yakıt olarak depolanması, ilginç bir değerlendirme olmuş.

    .Milyon/milyar yıllarda oluşmuş doğal kaynakların, artan insan nüfusu tarafından hoyratça ve kısa sürede tüketildiği vurgulandı.

    .Doğal kaynakların % 80 inin nüfusun % 20 si tarafından kullanıldığı, geri kalan % 80 nüfusun kaynakların % 20 si ile yetindiği ifade edildi.

    .Yoksulların % 50 sinin zengin ülke vatandaşı olduğu belirtildi (!?!).

    .İnsan nüfusunun 1/4 ünün 6000 sene öncenin olanaklarıyla yaşadığından söz edildi (görsel destekle). *

    . Bazı şehirlerin gece görüntüleri eşliğinde “Enerji kullanımındaki ilerlemelerin harika görsel şovlar sunduğu” yorumu yapıldı.

    .Hücrelerimizin, doğadaki tüm canlı ve cansızlarla ortak bir dili konuştuğu anlatıldı.

    .İnsanın hayatta kalma mücadelesinde doğayı kontrolüne alması işlendi; kültür tarımının ve yerleşik düzene geçmenin süreçteki devrimsel rolü vurgulandı (Ateşin kullanımını unutmuşlar; oysa ateşin denetimi ilk devrimdir).

    .İnsanın doğa ile çekişmesindeki başarıların, doğal döngüleri bozarak; hoyratça tüketim sebebiyle aslında yenilgiye döndüğü işlendi. Doğal döngüleri gözeten sürdürülebilir tüketim protokollerinin yaygınlaşması gereği örneklendi.

    * Genel nüfusun 3/4 ünün 10 000 -100 000 yıl öncenin bilişsel olanakları ile % 95 inin birincil paradigma düzeyinde ve egosunun güdümünde yaşadığı ifade edilmedi.

+ Leave a Comment