Ayna nöronlar sayesinde senin acın benim acım oluyor

Nasıl oluyor da korku filmindeki kız saldırıya uğrayınca biz çığlık atıyoruz, ölmüş çocuğuna ağlayan bir anneyle biz de ağlıyoruz? Sosyal medyada iki yıl önce bir video dolaşıyordu, belki rast gelmişinizdir. Bir adam, Amerika’da herhalde, metroya biniyor. Gece vakti, metrodaki aşağı yukarı 10 kişinin hepsi de suskun, önlerine bakıyorlar, belli ki uzun çalışma gününün ardından evlerine dönüyorlar. Metroya yeni binen adam bir anda gülmeye başlıyor. Kahkahalarla hem de, katılırcasına. Herhangi bir şeye değil, öylesine. Birkaç dakikanın sonunda biri daha gülmeye başlıyor. Adamı tanımayan, adamın neye güldüğünü bilmeyen, hatta yüksek ihtimal kendisinin de neye güldüğünü bilmeyen biri. 10 dakikalık videonun sonunda metrodaki herkes katıla katıla gülüyor. Bu video ne kadar gerçek ne kadar kurmaca bilemem ama şu bir gerçek ki gülmek de ağlamak da bulaşıcıdır.

Başka ne bulaşıcıdır? Bilirsiniz, kızlar arasında esneme testi olarak bilinen bir test vardır. Erkek kıza bakıyor mu anlamak için kız esneme taklidi yapar, erkek ona bakıyorsa istemsiz olarak esneyecektir çünkü esnemek de bulaşıcıdır.  İşte Empatik Beyin kitabının yazarı nörolog Keysers’e göre bu bulaşıcılık empatinin temeli.

Peki nasıl oluyor da esnemek ya da gülmek bulaşıcı? Bunun cevabı 20 yıl kadar önce İtalya’daki nörologların maymunlarda buldukları bir nöron türü: ayna nöronlar. Ayna nöronlar bir şeyi kendimiz yaptığımızda da yapıldığını izlediğimizde de ateşlenen nöronlardır. Bu ateşlenme beyne bağlanan fMRI denilen bir cihazla gösteriliyor. Ayna nöronlar için bir şeyin benim başıma gelmesiyle bir başkasının başına gelmesi arasında hiçbir fark yoktur; bir nevi dünya barışının nöron temsilciliği. Bu nöronlar aslında gerçekten de dünya barışından sorumlu olabilir çünkü Keysers’in iddia ettiği gibi empatinin temelinde ayna nöronlar varsa onlarsız kimse bir diğerini düşünemez, başkasının acısını anlayamazdı.

Ayna nöronlar başkasının fiziksel acılarını bizim başımıza gelmiş gibi hissetmemizi sağlıyor, ama vücuttaki diğer mekanizmalar bu etkiyi azaltıyor. Örneğin film izlerken biri aniden kolundan vuruluyorsa bizde bir ‘hii’ ünlemi oluşuyor ama tam olarak kolumuzdan vurulmuş gibi hissetmiyoruz. Çünkü vücut bir yandan da kolu yokluyor ve yaralanma yok raporu bize yansıyan acıyı azaltıyor. Bu meseleyle ilgili dikkat çekici bir gözlem ünlü nörolog Ramachandran’dan geliyor. Ramachandran özellikle bir uzvunu kaybetmiş insanlar üzerindeki deneyleriyle biliniyor ve bu deneylerden birinde uzvunu kaybetmiş insanlarda ayna nöron etkisinin daha güçlü olduğunu görüyor. Yalnız bunun sebebi bu insanların yaşadıkları acılar sayesinde daha empatik olması şeklinde açıklanmıyor. Örneğin kolunu kaybetmiş bir adam, kolundan vurulan bir aktörü izlerken ona ‘Hayır vurulan senin kolun değil’ diye uyaracak kolundan gelen nöronlara sahip değil. Dolayısıyla, o vurulma acısını daha gerçekçi bir şekilde hissediyor.
 
Acı paylaşmanın dışında taklit etmek de ayna nöron etkinliğinin tipik bir örneğidir. Bebeklerde kendini kontrol daha zayıf olduğu için karşıdaki insanı taklidi daha iyi gözlemleyebiliyoruz.  Yandaki resim bu konuda yapılan yüzlerce araştırmadan sadece biri. Üstteki fotoğraflarda bebeğe çeşitli yüz ifadeleri yapan deneyciyi, alttakilerde ise onu istemsiz biçimde taklit eden bebeği görüyoruz. Bu istemsiz tepki üç aylığa kadar tüm bebelerde aynıdır, test edebilirsiniz.
 
Gülmek veya ağlamak gibi hareketlerde ise duygular işin içine girdiği için karşı tarafa yakınlığımız rol oynuyor. Karşı tarafa duyulan yakınlık hissi ondan gelen etkilere açık olmamızı sağlıyor. Bunu da ölçülen ayna nöron etkinliklerimizde görmek mümkün. Sevdiğimiz bir insanın acısını daha derinden hissederken umursamadığımız birinin acısına ortak olmamamız da böylece nöron etkinliklerinin ölçülmesiyle doğrulanmış oluyor.

Ayna nöronlar sadece tepkilerin paylaşımını değil, aynı zamanda öğrenmenin, dilin, ve toplumsal değerlerin gelişimini de açıklıyor olabilir. Ayna nöron etkinliğinin azlığı otizm ve psikopati vakalarında görülüyor. Bu açıdan, ayna nöronların insan davranışı üzerindeki etkilerinin araştırılması sırf bireysel değil toplumsal ve sağlıksal açıdan da önem kazanıyor.

Kaynakça:

4 Comments

Yorum yap
  1. 1
    Guy

    861 kişinin adına teşekkür ediyorum Tuğçe hanım çok güzel bilgiler.
    “Şempanze adaleti” içinde teşekkür ederim.

  2. 2
    Beycan Serçe

    Bu konu çok ilgimi çekiyor…

    İnanılması ne kadarda zor olsada bilim bunu ispatlamış durumda ayna dokunuşu sinestezisi adı verilen bu durum bir gerçek böyle bir şeyi yaşıyan var mı varsa nasıl bir duygu bu…

  3. 4
    Sevinç Güler

    Empatinin biyolojik hali gibi 🙂 Ben çok sık yaparım bunu. Tanıdığım biriyse önceki tepkileriyle özdeşleştiririm durumu ya da tanıdık bir tepki değilse empati kurar seçenekleri önüme koyar sonra da en uygun olanını düşünürüm.
    Önümde çorba içen birisi var ve bu kişi bir kaşık çorba aldıktan sonra yüz ifadesini değiştiriyorsa çorbayı beğenmemiş olabilir, içinden bir şey çıkmış olabilir, tuzsuz olabilir, tuzlu olabilir ve tabi birkaç seçenek daha. İfadenin iyi bir şeyi mi temsil ettiği kötü bir şeyi mi temsil ettiğine bakarak bir sınıflama yapılabilir mesela. Birkaç sınıflamayla birlikte muhtemel bir neden çıkar ortaya. Bu tarzda düşünerek bulunabilir.

    Ayna nöron teorisine gelince hala bir şeyler eksik gibi. Nokta atışı yapılmasını gerektiriyor ancak bu çok da mümkün değil. Bir seri düşüncenin içinde ayna nöronlar da yer alıyor. Ama tamamını bu nöronlarla açıklamak bence yetersiz.

+ Leave a Comment