AIDS Sohbetleri 1-Piaget, AIDS ve Ötekileştirme

Size en yakın birinin, AIDS’e sahip olduğunu öğrenseydiniz, neler düşünürdünüz, ne yapardınız?

Birlikte yılları devirdiğiniz, hakkında asla kötü düşünmediğiniz anneniz, babanız, kardeşiniz, dostunuz bir gün çıkıp size “Ben HIV+ çıktım…” dese, ellerinden tutar mıydınız? Ona şefkat dolu bir sarılma ile karşılık verir miydiniz?

Hele hele, bu kişi aynı yatağı paylaştığınız kişi, eşiniz, sevgiliniz olsaydı?

Günümüzde toplumları oluşturan bireylerin pek çoğu, değişik şiddetlerde, sıfırın çok altında dereceleri gören bir buzul çağı gibi; değişik katmanlarda bir bilgisizlik çağı içerisinde düşünmeden, anlamadan, değer vermeden, sadece yargılayarak ve yaftalayarak ömürlerini geçirip gitmektedirler. Böyle insanlarla oldukça sık karşılaşırız ve bu tür karşılaşmalarda aklıma bazen “Jean Piaget’in Bilişsel Gelişim Kuramı” takılır.

Piaget’in bilişsel gelişim kuramı, bir çocuğun bilişsel ve entelektüel gelişiminin nasıl olabileceğine ilişkin ortaya atılan pek çok kuramdan sadece biridir; Einstein bu kuram hakkında “o kadar basit ki sadece bir dahi bu teori hakkında düşünebilir” demiştir. Bu kuramın üzerinde biraz durarak AIDS gibi bazı hastalıkların toplumda yukarıda betimlediğim bir çeşit “buzul çağı” uykusu içerisinde bulunan ve ne yazık ki çoğunluğu oluşturan insanlar tarafından nasıl “yargılama, yaftalama” aracı olarak kullanıldığını daha iyi anlamış olacağız. Aslında AIDS rol-modeliyle sayısız pek çok konu hakkında (siyasi, ekonomik, sosyokültürel) AIDS’li hastaların karşılaştıkları “yaftalama”, üstelik “ötekileştirme” fenomenlerinin ortak olduğunu, ve bu sorunun nasıl çözümlenebileceğini tartışacağız.

Piaget’e göre, bir kavramın anlaşılması ve öğrenilmesi için yapılan fiziksel ve mental aktiviteler “şema”ları oluşturur. Şemalar, yaşamın anlaşılması ve yorumlanması için bir çeşit “bilgi birikimi,irfan” sınıflamasıdır.1 Yaşadığımız hayatta karşılaştığımız kavramlar hakkında anlama ve öğrenme fiillerini yerine getirebilmemiz için öncelikle bu tür “şemaların, kalıpların” oluşturulması gerekir. Okuma yazmayı öğrenirken, seslerin nasıl birer harf ile temsil edildiğini öğrendiğimiz gibi, biz de dünyayı algılama sürecimizde öncelikle bu tür şemaları kavramlar ile eşleştiririz.

Şemalar durağan değildir, tecrübe edindikçe, tecrübe ile elde edilen bilgi önceden var olan şemaları modifiye etmek, yeni bir şema eklemek ya da bir önceki şemayı tamamen değiştirmek için kullanılabilir.

Örneğin, bir çocuk herhangi bir hayvan, örneğin köpek hakkında bir şemaya sahip olsun. Eğer çocuğun köpeğe dair olan tek tecrübesi küçük köpekler ise, bir çocuk tüm köpekleri küçük ve tüylü ve dört ayaklı olarak kabul eder. Eğer çocuk bir gün büyük bir köpekle karşılaşırsa-hayatımda ilk kez Danua cinsi bir köpek ile karşılaştığım günü hiç unutmam-, çocuk bu yeni bilgiyi alır ve daha önceden oluşturduğu şemayı modifiye etmek için kullanır.

Asimilasyon, yeni bir bilginin eski şemaya “eklemlenmesi” anlamına gelir. Bu süreç bir nevi taraflıdır, çünkü bizler karşılaştığımız yeni tecrübe ve bilgileri, daha önce var olan “inançlarımızla” modifiye etme eğilimindeyizdir.1bu eğilim hiç de yanlış değildir, bu, insan fıtratında vardır ve zaten toplumu oluşturan bireylerin tamamında şema oluşumunda kişisel inançlar önemli bir rol oynar. İngilizcede “the” kelimesinin okunuşu Türkçede benzer olmasına rağmen aynı olmayan “dı” olarak sıklıkla ifade edilir ve söylenir, aslında biz bu kelime söylenirken duyduğumuz sesi “dı” olarak şema haline getirmişizdir. Asimilasyonda yeni bilgi ve tecrübe, eski şemanın potasında eritilir ve yeni bir tecrübe ile karşılaşıldığında sahip olunan eski şema kullanılarak tanımlama yapılır.

Akomodasyon, yeni bilgi yada tecrübenin ışığında var olan şemanın değiştirilmesi yada tamamen ortadan kalkması anlamına gelir.1 Zamanla “the” kelimesinin aslında “dı” olarak değil kimi yerlerde “thuh”, kimi yerlerde “thee” olarak okunduğunu öğreniriz. Bu kelimenin okunuşu hakkındaki şemamız tamamen değişmiştir.

Denge, tüm çocukların asimilasyon ve akomodasyon süreçlerini bir dengede tutma çabası olduğunu belirtir. Çocuklar bilişsel gelişim dönemleri sürecinde ilerledikçe eski bilginin yeni tecrübelere uygulanması (asimilasyon) veya davranışın yeni bilgi karşısında değiştirilmesi (akomodasyon) arasında bir dengeyi sağlamaya çalışırlar.1

Bu bilgilerden sonra, şimdi AIDS’in toplum genelinde nasıl algılandığına göz atalım ve yeni ve güncel bilgileri bu şemanın karşısına koyalım.

Şema. AIDS, pek çoklarına göre “hayat kadınlarıyla birlikte olan erkeklere bulaşan” bir hastalıktır. 1980'lerin ortalarında Afrika’da maymunlarla cinsel ilişkiye giren kişilerden bulaşmıştır. AIDSli bir insan günahkardır, toplumun ahlâki değerlerini yok saymıştır ve bu hastalığı hak etmektedir. Ona dokunulmaz, yanından geçilmez, aynı ortamda nefes alınmaz. Hele hele kanı ile temas edilmez ve eğer onun kanı ve herhangi bir vücut sıvısının bir yere döküldüğünü görürseniz hemen kireç dökmelisiniz!

AIDS hastaları bu tür bilgisiz şemalarla-aslında oldukça durağan olan bu şemalara sadece kalıp bile denebilir- değerlendirildiğinde, onların sadece birer suçlu, bir patojen olarak kabul edildiğini görürüz.

Yeni Bilgi 1. Öncelikle HIV+ olmak ile AIDS olmak aynı şey değildir. Human immunodeficiency virus (insan bağışıklık yetmezliği ilişkili virüs) temelde iki tipe sahiptir, HIV-1 ve HIV-2. Biz genellikle HIVden bahsederken HIV-1 hakkında bilgi vermekteyiz. Temelde HIV insan savunma hücrelerinden biri olan CD4+ hücreleri enfekte eder, bu hücreler bedenimizin düşman organizmalara karşı savunmasını sağlayan bir nevi subay takımıdır. AIDS, HIV enfeksiyonunun geç dönemine verilen ad olup her HIV+ olan kişi AIDS değildir. Eskiden günümüz ilaç tedavileri olmadan HIV pozitifli bir kişi birkaç yılda AIDS seviyesine gelirken, günümüzde bu tedavi sayesinde on yıllar boyunca AIDS görülmemektedir.2

Yeni Bilgi 2. HIV virüsü insanda ilk olarak 1959 yılında Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde Kinsaşa’da bir erkeğin kan örneğinde rastlanmıştır. ABD’de ilk olarak 1970’lerin ortaları ve sonlarına doğru saptanmıştır. 1979-1981 yılları arasında Los Angeles ve New York’taki doktorlar zatüre, kanser ve çeşitli birtakım hastalıkların homoseksüel erkeklerde sık görüldüğünü bildirmişlerdir. 2 1982de Kaposi Sarkomu bir çeşit deri kanseri), Pneumocystis jirovecii etkeninin neden olduğu fırsatçı akciğer enfeksiyonunun ve diğer fırsatçı enfeksiyonların bir arada görüldüğü “Kazanılmış İmmün Yetmezlik Sendromu-Acquired Immune Deficiency Syndrome” tanımı ilk kez kullanılmıştır.2 Aynı yıl ABD’de bu sendroma uyan kişilerin takibine başlanmıştır.

1999 yılında, araştırmacılar HIV’nin temelde primatlarda bulunan bir virus olduğunu ve önce şempanzelerin enfekte kanı ile temas eden şempanze avcılara, daha sonra tüm insan toplumlarına bulaştığını saptadı.2

Yeni Bilgi 3. 2010 yılı verilerine göre, HIV ile infekte olan 34 milyon civarında kişi yaşamakta, ve bunların 30 milyondan fazla yetişkin nüfusu oluşturmaktadır.3 enfekte yetişkinlerin 16.8 milyonu kadındır.3 Yani “sadece erkekler değil en az onlar kadar kadınlar da” bu enfeksiyondan muzdariptir. 2010 yılında 2.7 milyon kişi ilk kez HIV tanısı almış, aynı yıl 1.8 milyon kişi HIV nedeniyle ölmüştür.3 En sık görüldüğü bölgeler sırasıyla Sub-Sahara Afrika, Güney ve Güney Doğu Asya, Doğu Avrupa ülkeleri ve merkezi Asya, Latin Amerika ve Kuzey Amerika’dır.3

Yeni Bilgi 4. HIV sadece belirli vücut sıvılarıyla bulaşa neden olur; bunlar kan, semen, pre-seminal sıvı, anne sütü, vajinal sıvılar ve rectal mukustur.4 Yani bu sıvılar dışında dışkı, nazal sıvılar, tükürük, ter, göz yaşı, idrar yada mide içeriği gibi sıvılarda size enfekte edecek kadar HIV virüsü yoktur, tabi bu sıvılar bulaşa neden olan sıvılarla karışmadığı sürece, böyle bir durumda bu sıvılar da tehlikeli hale gelir.4

Yeni Bilgi 5. HIV enfeksiyonunun temel aktarım yöntemi cinsel ilişkidir. Özellikle homoseksüel ilişki yaşayan erkeklerde bu risk çok daha fazladır, zira HIV virüsünün tek katlı rektal epitelden dolaşıma karışması, çok katlı epitelden oluşan vajina mukozasını geçmesinden daha kolaydır. Ayrıca para yada ilaç karşılığı cinsel ilişki yapanlarla birlikte olma, çok partnerli kişilerle birlikte olma da riski artıran nedenlerdendir.4 ancak damardan enjeksiyon şekliyle kullanılan bağımlılık yapıcı ilaçların birden fazla kişi tarafından kullanılan enjektörlerle yapılması ayrıca günümüzde nadir olsa da kan transfüzyonları nedeniyle de HIV bir kimseden diğerine taşınabilir. 2003 yılında bir kan transfüzyonundan bir başka hastaya HIV bulaşma olasılığı 1.4 ila 1.8 milyonda birdir.5

Yeni Bilgi 6. HIV+ olduğu bilinen bir hastada kullanılmış bir iğnenin size bir kere batması sonucu HIV’nin size bulaşma olasılığı binde 3tür.6 HIV pozitif bir kanın intakt olmayan deriden kişiye bulaşma olasılığı ise on binde 9dur.6 HIV pozitifli olan bir kan yere dökülse, ortalığı velveleye verip, üzerine kireç döküp dökülen yer yüzeyini lanetli kabul etmenize gerek yoktur; yapmanız gereken bir süreliğine başka insanların bulaşın olduğu mekana girmemelerini sağlamak7, bir eldiven giydikten sonra normal bir dezenfektanı kanın üzerine dökmek-spreylemek değil-7, bu şekilde birkaç dakika bekledikten sonra temizlemek ve yine kuruyana kadar beklemek7, mümkünse temizleme için kullanılan malzemeyi kalın ve geçirgen olmayan bir ambalaja koymak7 yeterlidir. Hastanelerde ve kan ile bulaş riskinin yüksek olduğu mekanlarda özel “kan bulaşı temizleme kitleri” nin bulunması ve bu konuda bir eylem planının olması tavsiye edilir.7

Dikkat edilirse, HIV/AIDS hakkında sahip olduğumuz bilgi birikimi arttıkça, HIV/AIDS hakkında sahip olunan şema üzerinde asimilasyon ve akomodasyon işlemleri hızla başlamakta ve biz bu hastalığın aslında başımıza bela olan diğer sağlık problemlerinden çok da farklı olmadığını fark ederiz.

HIV pozitif bir kimse bu hastalığı çoğunlukla cinsel yolla almıştır; ve bir insanın cinsel ilişkiye girmesi doğal bir fizyolojik aktivitedir. Ancak tek partnerli bir eşle tek partnerli bir cinsel hayat yaşamak, cinsel ilişki esnasında gerekli önlemlerin alınmasıyla bu riskten korunulabilir.

HIV/AIDS'li hastaların hepsi bu enfeksiyonu cinsel ilişkiyle almamıştır. Çok kişinin kullandığı enjektörleri kullanan bir kişi, dikkatsiz bir sağlık çalışanı, kan transfüzyonu alan talihsiz bir birey de bu hastalığa yakalanmış olabilir. HIV bulaşmasına yol açacak bir cinsel ilişkinin günah olduğuna inanacak kadar dindarsak, bu enfeksiyonun sadece cinsel yolla bulaşmadığını hatırımızda bulundurmak zorunluluğu doğar. HIV+ bir insan belki de pişman olduğu bir yaşam tarzı nedeniyle bir hastalığa yakalanmış ve bu yaşam tarzının sonucunu kendi bedeninde görmektedir. Ancak HIV/AIDS hastalarının çok büyük bir kısmı sadece kendi dertleriyle uğraşmakta, ve onlar topluma değil, aslında sadece ötekileştirmek suretiyle bile toplum onlara zarar vermektedir. Pek çoğumuzun zihninde “daha havalı görünmek” ile temsil edilen sigara içmek, nerede içerseniz için sizinle birlikte en az bir şahsı daha olumsuz etkilemekte ve HIV/AIDS'ten çok daha büyük sağlık problemlerine neden olmaktadır. HIV pozitifliği sonucunda, günümüzde çaresi olmayan bir hastalığa yakalanıldığı gibi, sigara ile birlikte bunun gibi yüzlerce çaresi olmayan hastalığa yakalanılmaktadır ve sigara kullanımı sağlık açısından cinsel ilişkiye giren HIV pozitifli hastalardan yada eşcinsellikten çok daha yaygıdır. Peki, neden bu çifte standart HIV/AIDS hastalarına uygulanmaktadır? Ya da neden sigara içenler HIV/AIDS hastaları gibi ayıplanmamaktadır?

Tabulaşmış şemalarımız çoğu zaman acı çekmekte olan insanların çilelerinin katmerlenmesine neden olmaktadır. Yeni bilgi ve tecrübenin peşinden koşmalı ve sahip olduğumuz tabuların öncelikle farkına vararak bunlara bir çözüm yolu bulmalıyız. Unutulmamalıdır ki, öğrenmemek ve araştırmamak bireyleri bir süre sonra çare bulunamaz yobazlar haline getirmektedir. Böyle bir displazinin gelişmemesi için kişilerin karşılaştıkları kavramlar hakkında sağlıklı ve mümkün mertebe tarafsız bilgi edinmeleri büyük bir önem arz etmektedir.

Toplumların yumuşak karnı olan meselelerden biri olan AIDS ile ilgili birkaç yazıdan oluşacak serinin ilk yazısını okumuş oldunuz. Bir sonraki yazımızda bu amansız virüsün hayat döngüsünü irdeleyeceğiz.

Mahmut Akgül

 

Referanslar:

  1.  http://psychology.about.com/od/piagetstheory/
  2.  http://www.cdc.gov/hiv/topics/basic/
  3.  http://www.who.int/hiv/data/en/
  4.  http://www.aids.gov/hiv-aids-basics/
  5.  Goodnough LT, Shander A, Brecher ME. Transfusion medicine: looking to the future. Lancet. 2003 Jan 11;361(9352):161-9.
  6.  http://www.aic.cuhk.edu.hk/web8/needle_stick_injury.htm
  7.  http://www.ehow.com/way_5435831_blood-spill-cleanup-procedures.html

1 yorum

Yorum yap

+ Leave a Comment