1600’lerden günümüze: Hortus Botanicus (Amsterdam)

Amsterdam’da dünyanın en eski botanik bahçelerinden biri bulunuyor. 1638’de doktorlar ve eczacılara şifalı bitki üretimi için kurulan bu bahçe, günümüzde ise bahçe ve sera kısımlarında 4.000’den fazla tropik ve yerli (sadece Amsterdam’a değil, dünyanın farklı yerlerine özgü olan) bitki barındırıyor. Kuruluşundan bu yana Amsterdam Üniversitesi, bireysel finansmanlar ile maddi olarak ayakta tutulmuş olan ‘Hortus Botanicus’ günümüzde aynı zamanda Amsterdam Şehir Meclisi tarafından da destekleniyor.  Bahçedeki, çoğu yüzlerce yıllık bitkilerin tohumları Doğu Hindistan Kampanyası (VOC) tüccarları tarafından yapılan denizaşırı seyahatlerden toplanmış. Bahçenin bir kapısı 1885-1918 arasında bahçenin yöneticiliğini yapmış ve bahçede ders vermiş, ‘gen’ kavramını ortaya ilk atan botanikçi ve ilk genetikçilerden Hugo de Vries’in o dönemki evine açılıyor (aşağıda).

Bu yazımın devamında, botanik bahçesine Ağustos 2012’de yaptığım ziyaretim esnasında çektiğim fotoğraflarla bahçede yer alan bitkilerden bahsedeceğim.

Çağlar boyunca bilim insanları türler arasındaki ilişkileri iyi tanımlayabilmek için bitkiler âlemindeki sınıflandırmalar için çeşitli metotlar kullandı. Tür alt grup olmak üzere, cins, familya, takıma doğru gittikçe ortak özelliklerin azaldığı çeşitli sınıflandırmalar yapıldı. Hortus’ta kullanılan sınıflandırma için kıstas ise morfolojik (dış görünüş) özelliklerin benzerliği oldu. Bahçede ayrıntılı bilgiler içeren tabelalar mevcut. Bazı bitki isim ve tanımlamaları Flemenkçe’den çevrilmemiş olsa da, bitkilere biraz aşina olmak kaydıyla asırlık ağaçları ve envai çeşit bitkiler ile görsel bir şölen sunuyor ziyaretçilerine.

Bahçede Güney Afrika kısmında kokulu sardunya (Pelargonium), Clivia, Afrika zambağı (Agapanthus) ve papatyagillerden Jerbera ile beraber sub-tropikal sera ortamında da örneğin Cape-Town’a özgü ağaçlar bulunmakta (solda-üstte).

Bir diğer kısımda 300 milyon yıl kadar önce, Dinazorlar çağından da önce evrilen ilkel bitkilerden cycad’lar yer alıyor. Günümüzdeki cycad türleri ise 5-12 milyon yıl önce antik atalarından evrilmiş. Bileşik yapraklı ve iri gövdeli olan bu bitki türü günümüzde yok olmakta olan bitkiler sınıfında yer alıyor ve dünya genelinde korunuyor (sağda).

Hortus’un Palmiye kısmı da var. Palmiyeler çeşitli iklim koşullarında büyüyebiliyor. Dünya genelinde 2.500’den fazla palmiye türü bulunmakta. Bahçe bünyesinde çoğu üç iklimli seranın tropikal bölümünde yer alıyor (solda).

Limonluk bitkiler kısmı Hortus’un özel bir bölümü. Geçmişte burada bulunan bitkiler yazın dışarıda yetiştirilir, kışın da limonluğa getirilirmiş. Günümüzde bu bitkiler kışlamaları için serada bulunuyor. Örnek olarak ise limonlar (Citrus) ve zeytinler (Olea europea) verilebilir.

Etçil bitkiler besince az toprakta yetişen bitkiler olup canlı böcekleri yakalayıp onları sindirmek suretiyle besin alabilmek için çeşitli özellikler kazanmışlar. Hortus’taki etçil bitkilerin bir kısmı Avustralya ve Güney Afrika’dan getirilmiş olup, üç-iklimli seranın sub-tropikal kısmında özel bataklıklarda yetiştiriliyor. Etçil bitkileri göstermek amacıyla eklediğim bu fotoğraf ise Hortus’tan değil, daha önce Slovenya’da katıldığım bir saha gezisinde gezdiğimiz Ossiach ormanlarındaki bir bataklıktan (aşağıda).

Yazımın başında belirttiğim üzere bu botanik bahçesinin ilk kurulma amacı tıbbi bitki üretmekti. Hortus’un Snippendaal kısmında 17. yüzyılda doktor ve eczacılar tarafından eğitim ve araştırma amaçlı kullanılmış bitkilerden örnek seçki görülebilir.

Belirtmeden geçemeyeceğim bir bölüm var ki o da, asırlık anıt ağaçlar. Hortus’taki ağaçlar dünyanın farklı bölge ve iklim kuşaklarından olduğu halde kardeşçe bir arada yaşayabiliyor, her birinin ayrı hikâyeleri var. Örneğin Türk fındık ağacı (Corylus columa) 1795’te dikilmiş ve türünün Hollanda’daki en eski ve kalın örneği (solda).

Turner’in meşe ağacı (Quercus x turneri)  her daim yeşil. Kuzey Amerika’da yetişen bir ceviz ağacı (Carya laciniosa) ve İran demirağacı (Parrotia persica) bahçede nadir görülen ağaçlardan (Sağda, İran demirağacı). Bu ağaç, Şubat-Mart aylarında çiçekleniyor. Gövdesinin soyuluyor olması çok ilginç bir özellik. Olgun ağaçlardaki dallar yere doğru eğiliyor. İran ve Azerbaycan’ın kuzey kısımlarında ormanlık bölgelerde bulunuyor. İngilizce adı olan ‘demir ağaç’ı çok sert gövdesinden alıyor.

Gövdesinden bilhassa çocuklarda kabızlık giderici olarak kullanılan manna cinsi tatlı bir bitki özü salgılayan, çiçekli dişbudak (Fraxinus ornus) da anıt ağaçlar arasında yerini almış (solda).

190-225 milyon yıl önce Triasik devirde ortaya çıkan ilkel ağaçlardan ginkgoales grubuna ait,  Çinli ve Japonların kutsal olarak nitelendirdiği Ginkgo (Ginkgo biloba) ağacı da bahçede kendine yer bulmuş. Günümüzde, Doğu Çin’in belli bölümlerinde yetişebiliyor. Tohumlu üreme gerçekleşiyor bu ağaçta ve gerçek çiçekleri yok. Tohumları kızartılıp yenebiliyor, bu yüzden Flemenkçe adı Japon fındık ağacı. Dişi ve erkek türleri birbirinden ayrılıyor. Sağdaki fotoğraftaki bir erkek Ginkgo.

Zengin bitki çeşitliliğine ev sahipliği yapan Hortus’ta gezerken, bitkiler olmadan yaşamın olmayacağını düşünmeden edemiyorsunuz. Homo sapiens olarak gıdadan ilaç sektörüne, kozmetikten giyime, boya, inşa malzemesi ve enerji kaynağı olarak da bitkiye muhtacız. Bitkinin kök, gövde, lif, dal, yaprak, meyve ve tohumlarını çeşitli amaçlarımız için kullanıyoruz. Dünya üzerinde 270.000’den fazla bitki türü bilinmekte. Bu türlerin 50.000’den fazlası yenebiliyor ve gıda kaynağımızın %80’ini oluşturuyorlar. En çok ot familyasından (Poaceae, tahıl, mısır, pirinç gibi), baklagiller familyasından (Fabacea, fasulye, yer fıstığı, soya gibi) ve itüzümü familyasından (Solanaceae, patates, domates, biber gibi) besleniyoruz. Aşağıdaki fotoğrafta, çeşitli bitkileri barındıran gıdaların paketlerini görebilirsiniz.

Hortus Botanicus, zengin bitki çeşidiyle ve aynı alanda birbirinden çok farklı bölge ve iklim kuşaklarında yaşayan bitkileri bir araya getirmesi açısından gezilesi, görülesi bir botanik bahçe. Hugo de Vries’in de yıllarca çalıştığı, kimbilir kaç adım attığı bu bahçede gezerken siz de kendinizi 1800’lerin Amsterdam’ında hayal edebilir, bu bahçede yapılan çalışmaların bir paydaşı olduğunuzu, hatta belki de genetiğin yeniden keşfine tanık olduğunuzu hissedebilirsiniz. Yolunuz ola ki düşerse, bu satırların yazarı için de manolyaların nefis kokusunu içinize çekmeyi lütfen unutmayın. İyi seyirler!

 

Kaynakça:

http://en.dehortus.nl/collection/specializations
http://en.dehortus.nl/garden/trees/tree-route

+ Yorum bulunmuyor

Yorum yap