10 Farklı Koşucu Tipi

İngiltere’de insanların spor yapma alışkanlığı kazanmasını amaç edinen Sport England’ın yayınladığı habere göre 2005 yılından bu güne koşan insanların sayısı üçte bir oranda arttı.

Her hafta yaklaşık iki milyon insan, zinde kalmak için en az 30 dakika koşuyor. Sport England’a göre, yalnızca son altı ay içinde koşmaya başlayanların sayısı 75.000.

Peki, hiç üşenmeden spor ayakkabılarını giyip koşan bu insanlar kim?

Klasik Kulüp Koşucusu

Catherine Jones, spora 12 yıl önce (25 yaşındayken) başladı. Motivasyonunu sağlamak için grupla koşmayı tercih ediyor ve haftada 25 km koşuyor. 5km’de rekoru 22:22. 10km’de rekoru ise 45:32. Yarı maratonu 1 saat 45 dakikada koşuyor. Gelecek Mart ayında kendi rekorunu kırmayı hedefliyor.

Hamileliğinde bile koşmaya devam eden Jones, çocuk sahibi olduktan sonra kendi rekorlarını kırmayı başardı.

Koşmak ne mi? Kendime ayırdığım tek zaman dilimi. Koşmak benim için vazgeçilemez. Tüm gün çalışıyorum, bir ve iki yaşında olmak üzere iki çocuğum var ve tahmin edeceğiniz üzere kafamı kaşıyacak vaktim yok. Bu yoğunluk içinde huzur bulduğum, beynimi dinlendirdiğim, tek kaçış yolum koşmak.

Aslında ilk başlarda yalnızca formda kalabilmek için başlamıştım. Zamanla hayatımın önemli bir parçası haline geldi. Öyle ki balayımızda eşimle Güney Amerika’da Atacama Çölü’nde 150 mil koştuk.

Her iki hamileliğimde de koştum. Çocuk sahibi olduktan sonra düzenli spor yapmaya dönmek zor olsa da, deniyorum. Kulüpte çocuk sahibi olduktan sonra düzenli koşmaya devam eden ve sporun aile hayatının içine dâhil edilebileceğinin mümkün olduğunu kanıtlayan birçok kadın koşucu var.

Eğer tek başıma koşsaydım, asla bu kadar uzun süre bu sporun içinde olmayı başaramazdım. Sizi bir şeylere adapte eden insanların olması müthiş.

Çocuk sahibi olduktan sonra 5km ve 10km koşuda kendi rekorumu kırdım. Belki de uykusuz kalmak dayanıklılığın güçlenmesini sağlıyor.

Kilo vermek isteyen koşucu

Mathew Warr, Yeovil, koşmaya 11 ay önce başladı. Haftada üç beş kez koşan Warr, 48 km'ye yakın mesafe katediyor. 5km’yi 25:32, 10km’yi 56:03 yarı maratonu ise 1 saat 59 dakika 52 saniyede koşuyor.

Koşmaya birkaç kilo veririm umuduyla başladım. Klasik koşucu fiziğine sahip değilim. Bira içmeyi seven, paket servis hizmeti veren restoranların müdavimi göbekli herifin biriyim. Koşmaya ilk başladığımda vücudumdan utanıyordum.

İlk zamanlar nasıl göründüğümün, nasıl koştuğumun, ne kadar hızlı koştuğumun önemli olmadığını fark ettim. En azından koltuğa yayılan insanlardan daha hızlıyım.

Koştukça hırslandım. Her seferinde kendi rekorumu kırmak istedim. Bu durum günden güne daha hızlı olmamı sağladı. Aylar boyunca tutkuyla, hırsla ve büyük bir memnuniyetle koştum. Artık koşmak benim için kilo kaybetmek değil; zevk almak demekti.

Sporla ilgili en sevdiğim şeylerden biri bedava olması. İhtiyacınız olan tek şey tişört, şort ve spor ayakkabı. İstediğin yerde istediğin zaman koşabiliyorsun. Emin olun sevdiklerinizle eğlenceli vakit geçirmenin en güzel yolu.

İlk yarı maratonumu, kardeşimin Hodgkin Lenfoma hastalığının tedavisine destek veren Macmillan Kanser Destek vakfı için koştum ve 500£ topladım.

Ultra koşucu

Rory Coleman, Cardiff, koşmaya 20 yıl önce başladı. Haftada 100 km'ye yakın koşuyor. En iyi maraton rekoru 3 saat 24 dakika.

Yüzlerce maratona katılmak için ya da Guinness Rekorlar Kitabı’na girmek için koşmaya başlamadım.

1994 yılının Ocak ayında sadece içkiyi bıraktığım için aldığım kiloları vermek için kısa bir koşuya çıktım. O gün hayatımın değişmeye başladığının farkında bile değildim. Koştukça vücudum sıkılaştı, forma girdim, kilo verdim. Kendimde bu değişimi gördükçe artık kısa koşular uzamaya başlamıştı bile. Nasıl o kadar uzun süre koştuğuma ben bile inanamıyordum.

1995 Londra Maratonuna katıldım; ama bir yıl içinde o koşuyu bitirmek için yeterince formda değildim.

O gün maraton koşarken çok eğlendim. Sonra her hafta sonu maraton koştum.

Uzun-mesafe koşmak gerçekten beni heyecanlandırıyor. İnsanlara nasıl koşacaklarını öğreterek para kazanmaya bile başladım.

Koşmak gerçekten yapılabilecek en iyi şey. Koşarken muhteşem yerler görmekle kalmıyor, harika insanlarla tanışıyorsun. Hayalim ultra maratonu koşarak tamamlamak ve mümkün olduğunca koşmaya devam etmek.

Ruhunu beslemek isteyen koşucu

Laura Williams, Birmingham, haftada yaklaşık 5 km koşuyor. Rekor belirtmek için daha çok erken olduğunu düşünüyor ve gelecek yıl düzenlenecek olan Birmigham yarı-maratonuna hazırlanıyor.

2011 yılı için geri sayım yapıldığı sırada kız kardeşimin evindeki tartıya çıktığımda 97.5kg olduğumu gördüm.

Tabi ki, her kadında görüleceği gibi depresyona girdim. Fiziksel ağrılarım vardı. Neredeyse yürüyemiyordum. Bacaklarım kilomu taşıyamaz hale gelmişti. Birçok doktora gittim. Aldığım cevap hep aynıydı “fibromiyalji sendromu”. Birkaç yıl önce de hızla ilerleyen bipolar rahatsızlık nedeniyle birçok ilaç kullanmaya başlamıştım. Yani ilaçlar yüzünden çoktan zombileşmeye başlamıştım.

Çok stresli bir işte çalışıyordum. Sürekli abur cubur yiyordum. Uykularım git gide düzensizleşmişti. Spora gidemiyordum.

Eylül ayının sonunda, stresin hayatımı mahvettiğine karar verdim ve işimi bıraktım. Yeniden spora başladım.

Henüz kilo vermiş değilim; ama daha şimdiden kendimi daha formda hissetmeye başladım. Üstelik ruhsal açıdan da iyi durumdayım.

Duyarlı koşucu

Mark Maddox, Liverpool, hayatı boyunca koştu. Motor nöron hastalığına yakalandığından beri hem para biriktirmek hem de insanların bu hastalığa daha duyarlı olmasını sağlamak için koşuyor. Motor Nöron Hastaları Birliği için koşuyor. Maraton koşusu rekoru 6 saat 20 dakika.

Hayatım boyunca hep formda kalmak için koştum. Futbol oynadım. Motor nöron hastalığına yakalandıktan sonra iki maraton koştum. Ve bunu motor nöron hastası olarak başaran ilk kişiyim.

Gelecek yıl Nisan ayında Londra’da üçüncü, Mayıs ayında Liverpool’da dördüncü kez koşmayı planlıyorum.

Bu hastalığa yakalandıktan sonraki ilk koşumu Liverpool’da gerçekleştirdim ve bu özel durumumdan dolayı harika reaksiyon aldım. Liverpool’da dikkatleri üzerime çektikten sonra Londra koşusuna katılmaya karar verdim.

Motor nöron hastası insanların benim yaptığımı başarması zor. Ama bunu yapmak zorundayım. Çünkü koşarak tedavi olamayan hastalar için para toplayabiliyorum ve insanların daha duyarlı olmasını sağlıyorum. Koştuğum her km birinin kurtulması demek.

Hala kulaklıklarımı takıp haftada iki kez koşuyorum. Müziği ve -her ne kadar artık yürümek dense de- koşmayı çok seviyorum. Koşarken kendimi kaybediyorum, kendimden uzaklaşıyorum, ölümden uzaklaşıyorum.

Çıplak ayak koşucu

Ken Bob Saxton, Orange County California, her hafta yaklaşık 32 km koşuyor ve 50 km çıplak ayak yürüyor. Yürümeye başladığından beri koşuyor. Maraton rekoru 3 saat 19 dakika.

Çıplak ayak koşmaya ya da acı çekmeye bağımlı biri değilim. Ama çıplak ayak koşmak ayaklarımın altında toprak olduğunu ve daha yumuşak koşmam gerektiğini hatırlatıyor.

Bu “dans” vücudumu daha az enerji harcayarak ileri geri hareket ettirmeme yarıyor.

Düşünebilmek için yalnız koşmayı tercih ediyorum. Ama yanımda eğlenceli insanlar varken hoş sohbetler ederken koşmayı da seviyorum.

Koşmak, özellikle çıplak ayak koşmak, bana koca şehirdeki en doğal şey olduğumu hatırlatıyor. Ne kadar uzun koşarsam o kadar tazeleniyorum.

Koşsam da yürüsem de bacaklarım beni gitmek istediğim yerlere götürüyor. Koşmak ve yürümek, bana göre ulaşımın en şık hali.

Sabah koşucusu


Gary Bradwell, Elland, Batı Yorkshire, 20 yıldır koşuyor. Haftada üç kez koşuyor. 5km’yi 19 dakika 12 saniyede yarı maratonu ise 1saat 37 dakikada koşuyor.

Kraliyet Deniz Kuvvetleri’ndeyken koşmak önemliydi. Tabi ben koşmaya sivil hayatımda da devam ettim.

Sabah koşucusu olmak bence harika. Doğanın en saf haline tanıklık ediyorsunuz. Çok farklı deneyimleriniz oluyor. Güneşin doğusunu ilk siz görüyorsunuz. İlk kar tanesini siz görüyorsunuz. Mevsimin ilk yağmurunda belki de siz ıslanıyorsunuz.

Son zamanlarda yardım kampanyaları için koştum ve iyi de para topladım.

Bunlar bana hayatta amacımın olduğunu, koşarak da bir şeyler yapabildiğimi gösterdi.

2012 yılında Martins House Çocuk Bakımevi için 900£, 2013 yılında Make a Wish Foundation için 3.000£ yardım parası topladım. Aralık ayında ölümcül hastalığa yakalanmış bir çocuk için 64 km koşarak 1.500£ topladım.

Emekli profesyonel koşucu

Mara Yamauchi, Londra, profesyonel maraton koşucusu. Haftanın altı günü koşuyor. Haftada yaklaşık 100 km koşan Yamuchi, sağlıklı besleniyor ve genellikle Japon mutfağını tercih ediyor. 10km’yi 31:43, yarı maratonu 68:29  ve maratonu 2 saat 23 dakika 12 saniyede koşuyor (Tüm zamanların en hızlı ikinci İngiliz kadın koşucusu).

11 yaşındayken Los Angeles Olimpiyatları’nı izledim ve resmen büyülendim. Sonra olimpiyatlarda yer almam gerektiğine karar verdim.

Tabi bunu nerede, nasıl yapacağımı bilmiyordum. 24 yaşımdayken 2008 Beijing Olimpiyatları'na kadın maraton koşucusu olarak katıldım.

Rekabetçi ruhum sayesinde en iyi şekilde motive oldum.

2012 Londra Olimpiyatları’nda TeamGB için koştuktan sonra, emekli olmamın zamanı geldiğine karar verdim. Şimdi üzerimde hiçbir baskı olmadan sadece eğlenmek, sağlıklı kalmak için koşuyorum.

Bana göre uzun mesafe koşmak dünyanın en doğal şeyi.

Tepe koşucusu

Roger Ashby, 70, Hale, Manchester, haftada üç kez koşuyor. Enerji veren yiyecekleri tercih ediyor. Rekoru hava durumuna bağlı.

Hayatım boyunca rekabetçi bir koşucu oldum. Çeşitli mesafelerde, ultra maratonlarda hep yarıştım.

2004 yılında 61 yaşımdayken Tepe Koşucuları Birliği’ne (Fell Runners Association) katıldım ve emekli oldum.

Şimdi Pennie Tepe Koşucularının aktif üyesiyim. Yıl boyu yarışlara katılıyorum.

Bu yarışların yelpazesi çok geniş; dağlar, ovalar. Gerçekten görmediğiniz yer kalmıyor.

Neden hala koşuyorum? Çünkü hala bunu yaparken eğleniyorum, öğreniyorum ve farklı tecrübeler kazanıyorum.

Tepe koşucuları özgür ruhlu ve misafirperverdir. Küçük bir dünyadır; ama kısa sürede çevreye alışırsın.

Koşuyu bırakmış koşucu

Londra'dan Laura Street, iki yıldır koşuyor. Haftada 16 km koşuyor. İşten eve koşarak gidiyor. 10 km’yi 59 dakikada koşabiliyor.

Uzatmalı sevgilimden ayrıldığımda koşmaya başladım. Uzun süredir düzenli egzersiz yapmadığımı fark ettim. Koştuktan sonra daha mutlu ve daha sağlıklı olduğumu hissettim. Spor yapmalıydım; ama spor salonu fikri beni ürkütüyordu. Hem spor yapmalıydım, hem temiz hava almalıydım hem de para harcamamalıydım. Doğru cevap tabi ki koşu.

Vaktimin çoğunu ofiste kapalı alanda geçiriyordum. Haftada yalnızca birkaç kez dışarı çıkabiliyordum. Evden işe giderken birkaç kez koştum. İlk başlarda hızlı değildim. Zamanla evden işe giderken farklı yollar tercih ettim. Hem Londra’yı daha iyi tanımış oldum hem de daha uzun mesafe koşmaya başladım.

Geçen ilkbaharda, iş arkadaşlarımla birlikte ofisten bir arkadaşımızın kanser olan eşini desteklemek ve tedavisi için para bulmak için 10km destek koşusuna katıldık.

Yarıştan önce birlikte antrenman yapmak harika bir deneyimdi. Ayrıca büyük bir amaca hizmet ettiğimizi düşünüyorum.

Dostluk ve güzel bir amaç için yapılsa da, yarışta olma duygusu hoşuma gitmedi.

O yarış gününden sonra, koşu kariyerimin zirvesine ulaştığımı düşünüp spor ayakkabılarımı emekliye ayırdım.

Belki geceler çok uzun olduğunda ayakkabılarımı olduğu yerden çıkarıp yeniden koşarım.

 

Kaynak: http://www.bbc.co.uk/news/magazine-25263401

+ Yorum bulunmuyor

Yorum yap